<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768</id><updated>2012-02-16T22:40:06.417-02:00</updated><title type='text'>içimdeki deniz</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>175</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-1426784794607592035</id><published>2012-02-01T00:43:00.006-02:00</published><updated>2012-02-15T15:25:37.828-02:00</updated><title type='text'>Gül Yazısı</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bir tebessüm yakaladım çehresinden. Bütün gülleri açtı sandım bahçesinin. Benim oldu dünya. Her bakışta yenilendi tüm sonradan var olanlar. Bu sarhoş edici duygu ve zıpkın gibi düşünce tanıdıktı. Yaratılış böyleydi zira. Önce kelime vardı. Sonra kelime yok oldu. Kelimeden de önce yaratılan bir şey vardı ki ona verilen isim bütün dinlerde aynıydı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bir tebessüm, bazen içinde bir dünyayı saklardı da, dünya birinin olsa neye yarardı. O, arkasından koşulsa sürekli kaçacak olandı. Bırakalım da dünya kimin olursa olsundu. Bizler yol yorgunuyduk. Hem büyük yolculuktan geriye kalan hüzünle baş başaydık. Bir gül dalının dibine düşen gül yaprağını alıp ona dokunmak bizi heyecanlandırmaya yeterdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Heyecanın zamana yenik düştüğü anda bütün devreleri yaktı yakınlığı. Işık girmesin diye sıkıca yumulu gözlerin önünde belirdi silueti. Gözler yorgundu, gözler uykulu. O gözlerle gördük gülün pembesini, vicdanın akını, sevincin bin türlüsünü. Hem şahidi olduk, hem sanığı aynı davanın.&amp;nbsp;Kendi mevsiminin baharında yaşayan bir gül iken aslı, şimdi dalından koparılıp gözlerimizin önüne düşüyor gülsuna. Bir gül yazısı içinde kendini epey hissettirip, gerisin geri, terk ettiği kapıdan yavaşça süzülerek&amp;nbsp;içeri&amp;nbsp;giriyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kabule dilim varmıyor, inkâra gönül razı değil. Yakınlık; çilesi çekilesi hüzün. Burnum sızım sızım. Bir arşından fazla değildi arası. Gül kokusuna boyandım. Bir gülün hatırına binlercesinin göçünü anımsadım. Perdesi sıyrıldı gözlerimin. Kapattım gözlerimi. Perdenin ötesini tahayyül ettim. Gün görmeden henüz gülü gördüm. Gülü resmettim. Hayret ettim. Bir gül resminin güzelliğine takılı kaldı gözlerim. Gül kokusu başımı döndürdü...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Cennetin, senin, nasıldı Allah’ım? Ya bunun da ötesinde cemalin…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-1426784794607592035?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/1426784794607592035/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2012/02/gul-yazs.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/1426784794607592035'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/1426784794607592035'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2012/02/gul-yazs.html' title='Gül Yazısı'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-8899301146719451716</id><published>2011-09-01T00:40:00.000-03:00</published><updated>2011-09-01T00:40:09.279-03:00</updated><title type='text'>Perili şehirden geride kalanlar</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bu köşe kış köşesi. Ağustos aylarından birindeyim. Hava buz. İçim yangın yeri. Henüz bir iki saat geçti. Teması “ayrılık” şiirlerin. Hüznün kapı eşiğindeyim. Kaybolmuşum. Bin bir türlü hikâyenin içindeyim. Bulutların üstünde, yerin dibindeyim. İçimden yazmak geliyor. İçin için ağlamak geliyor. Kendimi susturamıyorum. Hayallerin birinden diğerine kapılar açılıyor. Kendimi tutamıyorum. Bırakıyorum perili şehrin boşluğuna. Bunca güzel olmuyor hiçbir şey ve yine üşüyorum ayrılığı düşündükçe.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sıkıca kapatıyorum gözlerimi, o yere düşen gözleri hayal ettikçe ki, yeminle seni bana unutturacaklar. O hayal perdesi gözlerimin önünden yavaşça çekilirken siluetin bir nokta bir hat kalıncaya dek bu kavgamız sürecek. Sonra her şey unutulacak ve unutulmanın dayanılmaz hafifliğinde yaşayacağız iki bilinmeyenli bir denklem olarak.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İklimlerin birindeyim. Burada yiğitler harman olur. İlk kez bir okyanusun bunca horlandığına şahit oluyorum. Bunca bulut gözlerin içine işlerken nasıl da terk etmiş yağmurlar bu şehri. Deniz avuçlamış şehri; ne ki şehrin damarları çöl kurusu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Vakit kaybetmeden hatıraları işle defterine ey bu şehrin yolcusu. Yüzündeki kırık tebessümü yaz. Gamzelerin dilinden dökülen incileri başlık yap kitabına. Anlat bir gülün hatırına çölde kalanları, bir öfkeyle şehirden göçenleri. Bir otel odasının soğukluğunda kederden ölenleri yaz. Güneşin battığı son noktada, bir ebru resminin içinde yeniden doğan güneşleri hatırlat. Fırçadan damlayan mürekkeplerin, suyun üzerine işlediği sanatı satırlarında göster. Göster ki karanlığa aşina gözler, aşk kabilinden süzülüp giren bir ışıkla aydınlansın.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-8899301146719451716?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/8899301146719451716/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2011/09/perili-sehirden-geride-kalanlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/8899301146719451716'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/8899301146719451716'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2011/09/perili-sehirden-geride-kalanlar.html' title='Perili şehirden geride kalanlar'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-3989495944450924730</id><published>2011-08-11T10:34:00.003-03:00</published><updated>2011-08-11T10:35:11.642-03:00</updated><title type='text'>Muhabir Günlüğünden Kayıtlar</title><content type='html'>&lt;h2 style="margin-bottom: 12.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span lang="PT-BR" style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 8.5pt; line-height: 115%;"&gt;‘KAHVE DAVETINE TUTUKLAMA’ BREZILYA’DA GENIŞ YANKI BULDU&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span lang="PT-BR" style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 8.5pt; line-height: 115%;"&gt;SAO PAULO (CİHAN) - Brezilya’da görev yapan bir muhabir, Türkiye’de katıldığı eğitim seminerinde rastladığı gazeteci adayını Brezilya’ya kahve içmeye davet etti. Polise gelen ihbar üzerine gözaltına alınan muhabir, suçunu itiraf etmesi üzerine tutuklandı. Brezilya basınına da yansıyan yasadışı davet ve tutuklama haberi, muhabirin ülkesinde şok etkisi yaptı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span lang="PT-BR" style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 8.5pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span lang="PT-BR" style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 8.5pt; line-height: 115%;"&gt;Brezilyalı muhabir, neden böyle bir işe giriştiği sorusuna “Artan ilgim üzerine facebook’ta yaptığım araştırmada şahısla ortak bir arkadaşımız olduğunu fark ettim. Kendisiyle ilgiliyim ama bu konuda bilgili değilim. Kahve içerken konuşabilirdik.” şeklinde cevap verdi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span lang="PT-BR" style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 8.5pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span lang="PT-BR" style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 8.5pt; line-height: 115%;"&gt;Tutuklu yargılanmak üzere adliyeye sevk edilen muhabir, “bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır” sözünden yola çıkarak, Türkçe dilinde “gelin tanış olalım” diye muhatabına seslendi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span lang="PT-BR" style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 8.5pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span lang="PT-BR" style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 8.5pt; line-height: 115%;"&gt;İsminin E.D. olduğu tespit edilen şahsın halen daveti kabul edip etmeyeceği Brezilya’da merakla bekleniyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span lang="PT-BR" style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 8.5pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 8.5pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;'TUTUKLU MUHABİR' OLAYINDA FLAŞ TAHLİYE&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 8.5pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;ANKARA (CİHAN) - Bir süre önce Türkiye'de katıldığı bir eğitim programında tanıştığı gazeteci adayına yönelttiği kahve daveti ve tutuklama haberiyle gündeme gelen 'Brezilyalı muhabir', çıkarıldığı mahkemece serbest bırakıldı.&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Savunmasında 'gönül muhabbet ister, kahve bahane' diyen gazetecinin suç kastı olmadığı ortaya çıktı. Duruşma sonunda hâkimler, tutuklunun tahliyesine ve ülkesine 'sükûnet' içinde dönmesine karar verdi.&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Salıverilen gazeteci, adliye çıkışı yaptığı açıklamada yeni iddialar ortaya attı. 'Beni susturmaya çalışıyorlar. Ülkeme 'sükûnet' içinde dönmeyi reddediyorum. Sonuna kadar hakkımı savunacağım. Vicdanıma ve ilahi adalete güveniyorum. Şimdi konuşursam herkes yanar. İlerleyen günlerde bütün bildiklerimi yayınlayacağım.' diyerek kamuoyunu blog adresine yönlendirdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Ajansımızın ulaştığı gazeteci adayı ise kendisine yöneltilen sorulara 'Bana yapılan daveti reddettim. Olayın şahsımla doğrudan bir ilişkisi yoktur. Muhabire, kahve ve deniz kokulu ülkesinde mutlu bir hayat sürmesini diliyorum.' şeklinde cevap verdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 8.5pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 8.5pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;'SÜKÛNET, DİLSİZ TERCÜMAN OLMAKTIR'&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 8.5pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;İSTANBUL (CİHAN) - Kamuoyunda 'tutuklu muhabir' olarak bilinen Brezilyalı gazeteciden beklenen ilk açıklama geldi. Blogunda yayınladığı 'Sükûnet - Dilsiz Mütercim Olmak' başlıklı yazısında sükûnetin dilsiz bir mütercim olmakla aynı anlama geldiğini ifade etti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Bir süre önce Türkiye'de yargılanan ve hakkında tahliye kararı çıkan gazeteci, salıverilmesinin ardından yaptığı basın açıklamasında ilerleyen günlerde kamuoyunu aydınlatacak bilgiler vereceğini söylemişti. Yayınladığı ilk bildiri için şu değerlendirmede bulundu: ‘Hakkımda verilen tahliye ve sükûnet kararı aslında bir cezadır. Yargı, beni sessizliğe hapsetmiştir. Bir gazeteci olarak doğru bildiğim şeyleri söylemeye hakkım olduğunu düşünüyorum. Sükûnet asla bir beraat değildir. Duygu, düşünce ve sözlerimin arkasındayım.'&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Sükûnetin ne anlama geldiğini açıklayan yazının kamuoyunda nasıl bir tepkiye yol açacağı henüz bilinmiyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-3989495944450924730?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3989495944450924730'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3989495944450924730'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2011/08/muhabir-gunlugunden-kaytlar.html' title='Muhabir Günlüğünden Kayıtlar'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-8418402351712453305</id><published>2011-08-11T10:17:00.002-03:00</published><updated>2011-08-11T10:19:20.011-03:00</updated><title type='text'>Bela'ya Mesajlar</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;-TEŞEKKÜR MESAJI-&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Merhabalar,&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kilim gibi kalemin dilinden de ancak anlayan okuyor. Kalemin mürekkebi denizden. Deniz ki kalbe dolmayan göze sığmayan bir şişeye girmeyen sevgili. O şimdilerde yaşadığını hisseden, saadet dolu ve öylesine yorgun..&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;Teşekkürünüze müteşekkirim. Bir resim bir isim bir anı kalmasın sizden geriye. Kendinizi hiç yokmuş gibi de sayabilirsiniz. Neye yarar ki? Yağmur ülkesinde bütün denizler kuruyacak. Ne olurdu henüz vakit varken deniz olup dalgalarınızı içime boşaltsaydınız, öyle akıp gitmeseydiniz bir yaşam serüveni gibi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yine de teşekkürler.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;-KANDİL MESAJI-&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="PT-BR"&gt;Merhabalar,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="PT-BR"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="PT-BR"&gt;Galiba beni çok ciddiye aldınız, ya da hiç ciddiye almadınız. Ama olsun bir önemi yok. Birkaç günlüğüne de olsa şair günlüğüme başka bir dünyadan gelen hisleri işlememe vesile oldunuz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="PT-BR"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="PT-BR"&gt;Arsızlığımı kabul ediyor, bunun için sizden özür diliyor, muhtemelen geri dönüşüm kutusuna gidecek mesajıma, sorularıma, sesime karşı sessiz kalmayı tercih ettiğiniz için sizi sonuna kadar protesto ediyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="PT-BR"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;Sizden geriye bir bakış, bir tebessüm ve isminiz kaldı. Issız bir adaya giden vapurun yolcusu olsaydım giderken yanımda götüreceğim üç şeyin bunlar olması muhtemeldi. Ne yazık ki türbülansa girmiş bir Anka kuşu gibi hissettiğim şu günlerde isminiz müstesna bakiyesini size iade ediyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;Istemeseniz de, artık istemesem de isminizin her dilde 3. tekil şahıs zamirine tekabül edecek oluşu - cümleye isminizi zikrettirecek her seferinde. Bir süre sonra dinleyiciler de buna alışacak ve herşey yine herşeye benzeyecek. Zaten fani dünyada sonsuza kadar yaşayan ne var ki?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;Hayırlı kandiller...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;-HOŞÇAKAL MESAJI-&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Merhabalar,&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Önce sükunetin dilinden birkaç kelam. Yani rüyaların gerçeklerden daha tercih edilir olduğu bir dünya. Hani bir sahnede yaşanan aşkların ve ölümlerin bir haber bültenine konu olanlardan daha etkileyici olması hali. İyi bir okuyucu, dinleyici ya da dikkatli bir seyirci olma ama katiyen yaşamaktan uzak durma durumu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sonrasında yakınlık ve uzaklıktan söz edecek oldum. Bu bir tercih meselesiydi en başında. Hem sonuçta göreceli şeydi bunlar. Mesela Allah, kuluna en yakın olandı. Adem (as) Havva'ya (as), Havva (as) elmaya yakındı. Yazdığı mektuplarla Kafka Milena'yı odasında misafir ederken Milena, işine ve eşine sadık kalmak kaydıyla ona yakınlaşmayı tercih ediyordu. Bunları size neden söylüyorsam..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sonra hayallerin dilinden bir iki satır. Uçmak için tek yapılması gereken uçmayı dilemektir. Bir dünya kurulur; içinde ülkelerin ismini tayin etmek düşgezgininin dileğincedir. Suyun rengine istediğini yakıştırır, kimi gönlünden geçirmişse onu sultan eder sarayına. Bütün çiçekler gül kokulu olabilir belki ama rüya biter. Uykusundan uyanır gezgin ve ağzında acı tuz tadı kalır rüyadan geriye.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Şu kutucukta size yazabileceğim harflerin adedi bile sayılı iken içinde yaşama sevinci olan sözcüklerle dolsun isterdim. Ne var ki Ramazan dışında paylaşılacak bir sevinç bulamadım kendimde. Daha yağmurun ülkesine gitmeden denizlerin kuruduğuna şahit olun istedim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hoşçakalın.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-8418402351712453305?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/8418402351712453305'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/8418402351712453305'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2011/08/belaya-mesajlar.html' title='Bela&apos;ya Mesajlar'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-7567505536821615202</id><published>2011-07-10T14:09:00.003-03:00</published><updated>2011-07-10T15:24:05.125-03:00</updated><title type='text'>SUKUNET - DILSIZ MUTERCIM OLMAK</title><content type='html'>Neresinden tutsak elimizde kalıyor dünya&lt;br /&gt;Yabancısıyız bu yerlerin&lt;br /&gt;Yanıpta söndüğümüz şehir mi burası?&lt;br /&gt;Nerede aşina olduğumuz ayak sesleri?&lt;br /&gt;Ozanları vardı bu şehrin&lt;br /&gt;Bizi terk mi ettiler?&lt;br /&gt;Her yüzde aynı çizgi&lt;br /&gt;Sükut, endişe, hüzün...&lt;br /&gt;Sessiz sedasız gitmeler&lt;br /&gt;Tokmakları vurulmuyor kapıların&lt;br /&gt;Lal oldu, sustu şehir&lt;br /&gt;Ne çok gürültü var şimdi&lt;br /&gt;Ne çok sessizlik&lt;br /&gt;Sukuta mı erdik yoksa?&lt;br /&gt;Hani nerede çocuk sesleri?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kemanın susmasıdır sükunet. Bir bebeğin ağlamayı unutmasıdır. Dalga sesleriyle uyanamamaktır deniz kokulu şehirlerde. Hayatı bir aritmiğe bağlayıp yaşama alışkanlığı edinmektir. Yaşadığını iliklerinde duyan biri için sukunet, dilsiz mütercimi olmaktır çağıldayan hislerinin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönen tekerin sesini işitememektir. Canı burnuna gelmiş taksi şöförünün kornaya yüklenişine aldırış etmemektir. Martıların çılgın çığlıklarına kulak tıkamaktır. Yok saymaktır kim bilir hangi limandan kalkıp boğazdan geçen hüzün yüklü gemilerin düdüklerini. Seyircisiz, tezahüratsız 'kendi aramızda' oynanan bir futbol maçıdır. Bir assolistin alkışsız, ıslıksız, ritimsiz boş sandalyelere söylemesidir şarkılarını. Sukunet, rüzgarın uğultusuna, derenin şırıltısına ateşin çıtırtısına kapılıp aşk şiirleri yazamamaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezan seslerinden mahrum olmaktır bir gurbet diyarında. Bir ramazan gecesi davulcunun tokmak vuruşuna, mani tutturuşuna şahit olamamaktır. Kınası yakılan gelinin kına türkülerine, damadın er meydanında kaşık dövülmesine yabancı kalışıdır. Gök gürlemesinin ne tende ne canda bir ürperti hasıl etmeyişidir. Eşref saatinde peyda olan bir sivrisineğin kulak tırmalayan vızıltısına can sıkmamaktır.  Şakır şakır boşalan rahmet damlalarına Allah'ım el açıp şükür duaları mırıldanamayıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah sevgiliden gelen bir selam sözcüğüne kalbin tık etmeyişidir. Bir pazar yerinde amanda Ayşe Kadın fasulyenin namını şanını dillendiremeyiştir. Bir işportacının vitrin diye serdiği çadır beziyle yetinmesidir. Ah o canım bülbüllerin gül yerine dut ağacına tünemesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzbeye gelen bir dervişin günbatımında hücresine bağdaş kurup -dışarıda kızıl kıyametin yangını süredursun o kendi derdinde- tesbihine sarılmasıdır. Bunca kalabalık, Ademin çocuklarının sessiz sinema oynarcasına tükettiği bir günün güneşini içlerinde öğütmesidir. Ümit yolcusunun korkuya yenik düşüp aşk tellallığından sükuta mübtela oluşudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neresinden tutsak elimizde kalır şu dünyada siz söyleyin, dalga sesleriyle yaşayan birine sükunet ağır bir ceza değil midir?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-7567505536821615202?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7567505536821615202'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7567505536821615202'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2011/07/sukunet-dilsiz-mutercim-olmak_10.html' title='SUKUNET - DILSIZ MUTERCIM OLMAK'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-4471696869656061730</id><published>2011-07-09T16:23:00.001-03:00</published><updated>2011-07-09T17:00:24.903-03:00</updated><title type='text'>SESSİZLİK SONRASI KONUŞMA BAYRAMI</title><content type='html'>Bu ritme aşinalığımız evvelden. Bahar renkleri daha olgun, alabildiğine koyu bu günlerde. Sevincim, yılların yıllara devrettiği yükten kurtulmanın hafifliği. Hislerim, bunca yıl sonra ümitle yeşeren günlere en yakın olanı. Şimdi, arınma dilemek için en uygun mevsim. Tomurcuğun meyveye dönüşmesi için dualara sarılma vakti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı heyecanı yaşayadursun Cennet Mahallesi sakinleri. nereden başlanacağı bilinmeyen anların birinde, kalabalıklar içinde gözlerine kayıyor yorgun gözlerim. Kavgayla dolu bir dünya akıp giderken beyaz bayrak gibi dalgalanan suretini buluyorum önümde. 'Selam' diyorum. Selam alanına düşüyorum yeniden. İçimde yıllardır biriken yalnızlık korkusu. Önemi kalmıyor yine hiçbir şeyin. Bu kez gönül yanmaya, kalem bu yangını yazmaya razı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessizlik sonrası gürültünün yoğunluğundan bahsedecek oluyorum. Sonra susuyorum yeniden. Şimdi başka şeylerden bahsetmenin vaktidir. Ellere bulaşan fesleğen kokusundan, bir martının yuvasına dönüşünden, denizlerin köpüren dalgalarından örneğin. Şimdi bir oruç mevsimini tamamlamışçasına bir koltuğa kurulup rahmet ve saadetin içiçeliğini duyma vakti. Rüyalardan sıyrılıp gerçek yaşama uyanma vakti. Cemre olup toprağa düşene 'hoşgeldin' deme vakti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-4471696869656061730?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4471696869656061730'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4471696869656061730'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2011/07/sessizlik-sonrasi-konusma-bayrami.html' title='SESSİZLİK SONRASI KONUŞMA BAYRAMI'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-7619503160412679533</id><published>2011-07-01T15:25:00.002-03:00</published><updated>2011-07-01T15:25:57.487-03:00</updated><title type='text'>Seyyah’tan Haber Var</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;Seyyahın gözleri kapanmaya meyilli. Torbacıkları demirden örme gözkapaklarının. Henüz yedi yaşında bir çocuk suretinde hisleri. Çoktan altmışını devirmiş, sırtında kamburunu eğirmiş, ölümü bekler vaziyette duruşu. Bakışları gurubu gözler, aynı cihetin müptelası. Ayakları topuğuna dek mayasıl. Damarlarında genişleme, dişlerinde haddini aşmış çürükler.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Bunca cüzzamlı söze yitiğin ardından kahrolmak diyelim. Ne fark eder? Ha bekleyişin umuda galebesi olmuş ha gözlerine başka hayal girmiş. Giderek eskiyen bir bedene hapsolma düşüncesine başkaldırı diyelim. Ya da kestirip atalım Azrail’e tafra diye. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Yok. Hem sanki hiç var olmamışçasına. O yol ki yolcusu kendi isminden habersiz. Oturduğu iskemleden rahatsız, baktığı aynaya düşen suretinden hoşnutsuz, kederden deli divane. Diyelim ki kendiyle yaka paça. Adı sakat olmasın, ne çıkar? “Fiziksel engel taşıyıcısı” diyelim ki. Bize malum olanı şu kadarı diyelim.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Varsayalım yalnız hisleri dağınık.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Dursun şu dünya! Hani yamyam küresi dedikleri. Her taklası seyyahta bir baş dönmesi. Her adımı dizlerinde dinmeyen sızı. Her yutkunuşu mide spazmı. Yokuşu dik, yolunun üzeri diken, yüzü katran karası, sırtı gönül yarası.&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Seyyahtan &amp;nbsp;gelen&amp;nbsp;&lt;/span&gt;son&amp;nbsp;haber… Bu kez seyyahı bir epilepsi nöbetinde kaybettik. Masalların birinde cansız bedenini toprağa verdik.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-ansi-language: TR;"&gt;Bunca sözün özü, aşk neden her gece şehri yeniden terk eder ki?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-7619503160412679533?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7619503160412679533'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7619503160412679533'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2011/07/seyyahtan-haber-var.html' title='Seyyah’tan Haber Var'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-4338108240162255589</id><published>2010-04-18T15:42:00.002-03:00</published><updated>2010-04-18T15:42:35.868-03:00</updated><title type='text'>Söğüdün Gölgesi</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;Söğüdün gölgesindeyim. Hava buz. Göz çukurlarımdan okuyabilirsiniz geceyi. Susuyorum. Hem çılgınca. Rüyalarım başka başka. Ne de kötü bir düşgezginiyim.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-4338108240162255589?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4338108240162255589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4338108240162255589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2010/04/sogudun-golgesi.html' title='Söğüdün Gölgesi'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-7403264124492588022</id><published>2010-03-29T20:35:00.004-03:00</published><updated>2010-03-29T20:41:30.924-03:00</updated><title type='text'>Sel</title><content type='html'>Altında çatılar uyurken&lt;br /&gt;Üstünde aşina yıldızları yansıtan,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büsbütün şehirler vardır Çin'de&lt;br /&gt;Parlak sularla dolu, halkları olmayan içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündüzleri turistler,&lt;br /&gt;Yeraltına indirirler solgun bedenlerini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balıklarla renk değiştiren&lt;br /&gt;Şu harabeleri görmek için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evvelinden tasarlanmış bir Atlantis&lt;br /&gt;Hendek ve hücrelerden örme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçini yağmurlar doldurmuş&lt;br /&gt;bir mektep binası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aileler keşfin büyüsüne kapılıp dalarlar:&lt;br /&gt;Dört sütunlu yatak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve taşınamayacak büyüklükte&lt;br /&gt;bir Buda Heykeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kadın&lt;br /&gt;Sanki perdeleri aralarmış gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elleriyle dipleri yoklar,&lt;br /&gt;Kendi yansımasında duraklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırık bir aynada&lt;br /&gt;Öylece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkiye bölünmüş mavi yüzünü&lt;br /&gt;ve cansız saçlarını görür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #3d85c6;"&gt;Jennifer K. Sweeney&lt;br /&gt;Çeviren: Deniz Yaşar&lt;/span&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-7403264124492588022?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7403264124492588022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7403264124492588022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2010/03/sel.html' title='Sel'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-7458643031841349648</id><published>2010-03-29T20:33:00.001-03:00</published><updated>2010-03-29T20:33:30.258-03:00</updated><title type='text'>Ekmek ve Müzikle Yaşamak</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Fırtınaya karşı koyma!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;O rüzgârdan giyotinle, buzdan oklarla gelse de&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Bırak gelsin.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Adaçayı kokan ellerine al buğdayı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Kasvetli duyguları da sal gitsin.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Bir parça müzik Ravel’den. Biraz fındık.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Öfkenden ekle biraz,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Başaktan kalan bir tutamı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Dünyayı tartan ellerindir,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Tuz ve tartının kimyasını,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Karanfil tomurcuğunun uğultusunu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Beden tüm boşlukları doldurmak isterken,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Gün boşlukları tamamlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Ve şarkı mayasıdır&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Ateşe sürülen hayatının,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;İşletsin diye yavaş büyüsünü.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Süt bardağının şarkısı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Kepeğin şarkısı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;O şey kendini bir nimet gibi sunar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Şu boz topraklar mahlûkatı besler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Bedenin geriye kalan isteklerini karşılar,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Ne gömsen toprağa göğsünde bitirir hepsini.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Jennifer K. Sweeney&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Çeviren: Deniz Yaşar&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-7458643031841349648?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7458643031841349648'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7458643031841349648'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2010/03/ekmek-ve-muzikle-yasamak.html' title='Ekmek ve Müzikle Yaşamak'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-3258103465784011642</id><published>2010-03-29T20:32:00.002-03:00</published><updated>2010-03-29T20:32:40.764-03:00</updated><title type='text'>Kanatsız Melek</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Köpüklü dalgalar işleyen asmalı kanaviçe&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Mavi yorgunu denizin en beyaz martısı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Hem hiç ürkmemiş bir kelebek gibi &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Aynı çiçekte otlayan yabanıl arılarla iç içe &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Karanlığı delmekmiş suçu talihsizin;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Yeryüzüne sürgün edilmiş yıldızı gökyüzünün&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;İlk gençlik avlusundan toplayıp &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Yollara birer birer döktüğüm &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Cebimde kalan son çakıl&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Aşkın üç halini deviren kalbin yortusu;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;İlkinde hiçbir şey bilmez &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Ortasında bilse de anlatmaz&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Sonunda anlatır da kimseler anlamaz&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Ve bembeyaz bir sükût kalır geriye&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Yaşamdan süzülen anlamlara yakıştırdığı isimler&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Nedense hep ya deniz kokar ya özlem&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;İkiz gülücükler dağıtan bir çocuk okunur yüzünden&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Ağlaşır melekler; zira masumun rüyasıdır bu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Rüyasında beni izleyen birini o uyurken izliyorum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Sanki el çırpsam uçuverecek bir martı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Karanlık bir denizde yaşayan denizyıldızı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Işığı gözlerimi köreltecek&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Bırak beni karaltına saklanayım&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Sıcağı hücrelerimi yakacak&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Bırak beni kar altına üşüyeyim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Yükseklerden uçma çocuk!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Kendini martılarla bir tutma &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Onlar uçar da &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Ah senin kanatların yok&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-3258103465784011642?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3258103465784011642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3258103465784011642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2010/03/kanatsz-melek.html' title='Kanatsız Melek'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-7938981376437103616</id><published>2010-03-23T22:01:00.001-03:00</published><updated>2010-03-23T22:01:31.213-03:00</updated><title type='text'>kıpırdanış</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; font-size: small;"&gt;bu şarkı alsın götürsün bizi afrika kıyılarına.. dalga olup vuralım altına dünyanın, yerinden oynasın, kıpırdanış dileyelim ölüsüne, toprağına...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-7938981376437103616?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7938981376437103616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7938981376437103616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2010/03/kprdans.html' title='kıpırdanış'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-9154844201109846551</id><published>2010-03-18T00:08:00.000-03:00</published><updated>2010-03-18T00:08:26.452-03:00</updated><title type='text'>kendini kendine konuşturmak</title><content type='html'>Sen yoladur saçlarını.&lt;br /&gt;Çoktan anlamını yitirdi papatyalar.&lt;br /&gt;Doğrult silahı başına.&lt;br /&gt;Yayı fırlamış bak tetiğin.&lt;br /&gt;Evetlerin hayırların boşuna;&lt;br /&gt;tık tık tık...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-9154844201109846551?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/9154844201109846551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/9154844201109846551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2010/03/kendini-kendine-konusturmak.html' title='kendini kendine konuşturmak'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-1398368138327388379</id><published>2010-03-15T06:35:00.003-03:00</published><updated>2010-03-15T22:21:53.460-03:00</updated><title type='text'>Dalga Sesleriyle Yaşamak</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Başka bir dilde konuşmak ne kadar soğuk. Çeviri cümlelerle konuşuyor olmak ne de sıkıcı. Hiç kullanılmamış kelimelerim olsun isterdim. Yeni anlamlara karışmak, yeni sözcüklerle hitap edecek olmanın heyecanını yaşamak isterdim. Sorular sormak, ne kendime ne bir başkasına sorulmamış. Alıntısız, öznesiz konuşmak. Yüklemin yükünü hafifletmek. Sonunu düşünmeden, hesaplamadan konuşmak.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Aşktan bahsediyordu son izlediğim televizyon programı. Hani şu çölün ortasında yitirdiğimiz bineğimizden. Yalnız süren yolculuğumuzda istemesek te nefes alışımız devam etmekte. Oysa ayaklarımıza bulaşan çamurdan hayıflanmadık hiç. Yitiğimize ağladık, gözlerimizin önünden siluetini eksik etmedik. Gün oldu neredeyse gidenin gittiği yerden geri döneceğine inancımız kalmadı da ardından ahlar çekmeyi dindiremedik. Bu soğukluk evrenin yüzünü değiştirdi. Bizim yüzümüzde halen o şaşkınlığın ifadesi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Sonunun nereye varacağı bilinmez bir cümledir Gülsuna. Çıplak gözle görsem de resmini çizemediğimdir. Bırakıp gittiği günden beri ne vakit aklıma gelse hakkında paniğe kapıldığımdır. Varlığı hislerime hisler katan, parmak uçlarına kadar hücrelerimi hassaslaştıran, ağlatan, aldatan, anlatandır. Yokluğu nefesimi sıklaştıran, göğüs kafesimi daraltan, midemden başlayıp yukarılara tırmanan bir ağrı, hislere vurulmuş bir kelepçedir. Bu anı ne zaman yaşasam susmak, gözlerimi kapatmak ve bütün devrelerimi yakmak isterim. Bir virüs, hem ölümcül mü ne? İçime damla damla zehir akıtan, bıçağımı tenine sürte sürte körelten, bir ölmez, bir kaçmaz bir tutulmaz gölge. Kahkaham da bir çığlığım da. İkisi de yolunda yürümez, denizi göremez, yatağında boğulur yokluğunda.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Unutuyor, hatırlıyorum. Unutup unutup sonra hatırlıyorum yeniden. Hatırladıkça ileriye, unuttukça geriye gidiyorum. Bu yüzden halen bırakıp gittiğin yerdeyim. Yer aşındı, ayaklarımda nasırlar, adımlarım sayılmaz. Araf’ım, iç çekişim, hesapsızlığım, Gülsunam. Şimdi değilse ne zaman?&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bir gecede yazılanı silmeye bir ömür yetmeyecek anlaşılan. Birbirine ulayıp gerisin geri sarıyorum günleri. İşte dün; kendisi anın değişkenliğine emare. Hipnoz çemberi gözlerin içine bakıp yangından arta kalan külleri savuruyorum olduğum yere. Olmak diyorum, hatıralarında gül bahçeleri yeşertenlerin sözü. Bu sözü ödün/ç/alıyorum. Sözleri çalınanın dudaklarında sessizlik. Bir rüzgâr şenliği, kaldırım boylarında oturmuş dingin bir delikanlı. Akşam ve öylesine bulanık gökyüzü.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Takvimin sayfalarını çeviriyorum. Yanından geçen ömürlerin içinden geçen bir yıl. Nefeslerde boğaza gelip takılan bir düğüm ve damarlara inen sıcak bir akıntı. Telaştan yoksun, histerik ve sözlerin bağını salıvermiş. “Bugün bir garipsin” diyor dinleyici. “Sahiden öyle mi? Oysa beni dinlemiyorsun bile…” Akşamında karabasan olup üzerine çöken, tutsak edici bir yorgunluk ve ertesi günün sabahında şakaklarını zonklatan müthiş bir baş ağrısı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Şimdi mevsimler unutulmuş. Yazların kışlara girdiği yer. Yeniden, bir kez daha, hem ölümüne. Ben yitiğimin dilencisiyim, başka heveslere gözüm tok. Kaldı ki yalvardım kırk gün için ve gözlerinin içine uzun uzun bakıp damarlarımı jiletle kesmeyi diledim. Oysa kırk günlük vademin olduğunu kim söylemiş?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Daha eskilerden duyulan bir şarkı. Hem tınısı denize en yakın olanlardan. Bu kez kurgulanmış, sermaye piyasasında oynanan bir oyundur aşk. Zira kumar değil ki, kazanmanın ihtimali ne ola? Tükeninceye kadar afiyetle yenecek, hesabı hesap gününe, bakiyesi alana, faturası satana kalacak bir yaşam hikâyesidir. Varsın olsun. Zafer meydanı değilse de harp meydanıdır erin yeri.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kaçışların geri dönüşleri kovaladığı bir günde deniz özlemiyle uyanıp dalgaların sesine koşuyorum. Savaştan çıkma bir şehir gibi deniz. Yeni bir yaşam arayışı içinde ayakta kalan haneleri ateşe verip sırtımı alevlere dönüyorum. Bırakıp giderken son mesajımda söyleyecek sözüm kalmadığı için bir alıntıya sığınıyorum: “…ve yaşamak ta sana dair uzayıp giden cümleler...”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bahar özlemine dalan günlerden bir gün… Hatırlayışların bilmem kaçıncısı. “Yüzümü tokatlayan rüzgâra aşk şiirleri yazarmışçasına” diyorum bir nehrin kenarında. Yitik sevgiliyi hatırlıyorum yeniden. Ortada kalmışlığımı anlatıyorum hisli kelimelerle. Işıksız gözlerimi, yoksulluğumu, sessizliğimi fısıldıyorum kulaklarına. Hem olanca nezaketimle tutuyorum ellerini. Tenini kokluyorum gözlerim kapalı ve bir gül yaprağının koynunda uykunun hafifliğine bırakıyorum kendimi.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-1398368138327388379?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/1398368138327388379'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/1398368138327388379'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2010/03/dalga-sesleriyle-yasamak.html' title='Dalga Sesleriyle Yaşamak'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-3145169720137443321</id><published>2010-02-22T00:01:00.002-03:00</published><updated>2010-02-22T00:04:08.272-03:00</updated><title type='text'>Sükutun Bedeli</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kulaklarında bir siren sesi duydu. Arka arkaya, kesik kesik. Yaşam endişesinden soyutlanmış, olabildiğine vakur bir saatin eşiğindeydi, hem yalnızdı. Kalbi terk etmeler vadisiydi. Cama yapışmış el sallayan bir yolcu gibiydi bu vakitte. Buruk, öfkeli, hassas. Yetimhane camlarının buğusunu gözetleyen bir çocuktu. Anne özlemiyle titreyen hislerle konuşan. Anne; bütün lügatlerde huzur demekti.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir kez daha sessizlik. Bırakıp gitmeler. Ölümüne üstelik. Selam büyüsü bozulmuş, gözlerde paranoyak bakışlar, seslerde öylesine bir kekrelik tadı. Bütün gülüşler alaycı, bütün ağlamalar sahte. İnançlar delik deşik. Kandırdı alabildiğine ve erdemlerden bahseden öğütlere tıkadı kulaklarını. Ertelendi yaşam sahnesinde bilmem kaçıncı perde. Işıklar söndü. İçinde kaçışı andıran ayak sesleri yükseldi! Sustu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kaçışları onu Zerdüşt’ün mağarasına götürdü. Çıt etmeden on yılını soluk alıp vererek tüketti. Bu süre içinde derisi bir zencinin derisine benzedi.  Sonunda bir yılan gibi sürünerek mağarasından çıktı. Dilini toprağa sürterek nasırlarını temizledi. Gözleri ışığa alışınca ormanın içinde yürümeye başladı. Konuşabileceği birilerini arıyordu. Körfeze değin yokuş indi. İçinde öfke ve sorular olmayan kelimeler buldu. Yuvası deniz olan bir martıyla konuştu. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ah! dedi martı. Eski çığlıklarını andı. Suskunluğa yenik düşmüştü. Kanatlarını kıvırıp öylece bekledi. Günlerce bekledi. Haftalarca bekledi. Keman sustu, ağlayan bebek sustu, martı da sustu. Mavisi gökyüzünü terk ederken çocuk hislerini de alıp yanında götürdü. Tam üç saat martıyla göz göze kaldı. El çırptı adam, martı kanatlarını açtı ve uçtu. Geri dönmesin martı. Sessizliğini bozmasın martı.. Uykusundan uyanmasın!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-3145169720137443321?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3145169720137443321'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3145169720137443321'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2010/02/sukutun-bedeli.html' title='Sükutun Bedeli'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-6115273637737226846</id><published>2010-02-17T20:01:00.002-02:00</published><updated>2010-02-17T20:01:30.327-02:00</updated><title type='text'>Firar</title><content type='html'>Yağmur yağıyordu. Çocuk omuzlarının üstünden başını hafifçe çevirdi ve içi yangın gözlerle etrafına bakındı. Peşlerinden bavullarını sürüklerken bir rehberin arkasından sürüklenen gezi gruplarını ve ortasından bükülüp çöp tenekesine atılmış içecek kutularını andıran insan kalabalığını gördü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kuyrukta yalnız başına bekliyordu. Kendisi için yanmış bir kuş yuvasına dönen bu şehirden ayrılmasına yalnızca bir saat kalmıştı. Henüz saat altı buçuktu. Check-in işlemini hallettikten sonra bekleme salonuna geçti. Kulaklılarını taktı ve ağır bir müzik açtı. Bir süreliğine gözlerini kapadı ve kendi varlığını unutmaya çalıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanatlarını açma vakti gelmişti. Uçak ayaklarını yerden kesti ve pistten ayrıldı. Bu dakikada çocuk, kalbinde yetişen ağaçtan hayatta kalan son yaprağın da koptuğunu hissetti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarı acı yarı tatlı bir hüzündü bu. Ayrılık… Ama neden ayrılık? Şimdi kendisi için yeni bir hayat başladı ve o çocuk halen gürültüsü kulakları tırmalayan, rüzgârı camları döven ve gökten delicesine boşanan bir yağmurun ortasında.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-6115273637737226846?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6115273637737226846'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6115273637737226846'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2010/02/firar.html' title='Firar'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-7704565877457385681</id><published>2010-01-28T23:13:00.008-02:00</published><updated>2010-01-29T19:25:08.484-02:00</updated><title type='text'>Gülsuna’ya Açık Davet</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Biz her güne, sonunda sana kavuşacağımız ümidiyle başlayan günbatımı yolcularıyız Gülsuna.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Avuçlarımız sana dokunacak diye bir denizden diğerine kulaç atan başka türlü Halikarnas Balıkçılarıyız.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Hüznümüz sana ulaşacak yolda bir türlü soluğumuz kesilmeden yürüyemediğimizden.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Sevincimiz cılız da olsa, uzaklardan, gözlerinin parıltısını gören gözlerimizden.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Benliğimize, heyecanımıza, ilk gençliğimize yenik düştük&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Bulduğumuzu sandığımız anda seni kaybettik,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Gerçek olduğunu düşündüğümüz anda rüyamızdan uyandık.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Anlayacağın, her seferinde başladığımız yere geri döndük,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Gözlerimizi devirdik, yüzümüzü eğdik, toprağı öptük Gülsuna&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;İzini kaybettiğimiz anlar, hayatın içinde en çok kaybolduğumuz anlar oldu&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Karanlığımızı, suskunluğumuzu ve soğukluğumuzu yazdığımız şiirlerle sana anlattık&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Sarmaşıkları soldurdu sevgisiz parmaklarımız, adımlarımız toprağı çatlattı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Kuruduk, kuruttuk. Varlığın gibi yokluğunla da teselli bulduk. Çok sustuk.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Kelimelerimizi yuttuk, duvarları yumrukladık, tırnaklarımızı kemirdik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Bunca zaman geçti, gölgenin gölgesinden ötesini göremedik Gülsuna&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;İçimizdeki denizde kabaran dalgalar bir gün kıyılarına ulaşacak&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Bitecek kendimizle kavgamız, bu yokuşumuz, bu bahar özlemimiz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Şifa dağıtan yağmurunla yeşerecek bütün hastalıklı yapraklarımız&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Sesin, mazide öksüz bıraktığımız tüm şiirleri bize geri getirecek&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Sana doymayan bir iştahla, hem hüzünle sımsıkı sarılacağız Gülsuna&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;“Yüzünde erguvanlar açar, Hira dinginliğindedir sesi” demişlerdi senin için&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Sesini duymak istiyoruz, gölgelerinden kaçıp gerçek seni görmek istiyoruz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Ölürcesine, tükenircesine istiyoruz; ancak bir yolunu bulup gelemiyoruz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Çığlığımıza, sukûtumuza, bunca davetimize kulak tıkamaz,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Helvetica Neue', Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;Kim bilir belki bir gün cemre olup toprağa düşersin Gülsuna&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-7704565877457385681?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7704565877457385681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7704565877457385681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2010/01/gulsunaya-ack-davet.html' title='Gülsuna’ya Açık Davet'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-6945848579258103848</id><published>2010-01-01T20:47:00.021-02:00</published><updated>2010-01-01T22:44:43.941-02:00</updated><title type='text'>Keman Sustu</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Henüz çocuk sayılabilecek bir yaştaydı. Öncesinde duymuş olsa da kulaklarına ilişen sesteki bu tuhaflığı ilk kez hissetmişti. Burnu delen duman kokusu gibi içinde bir şeylerin yandığının farkına varmıştı. Dört dakika kadar süren o hipnoz seansından çıktığında, yani kendine ne olup bittiği sorusunu sorduğunda, ilk anda bir cevap alamamıştı. Küçük bir kızdan dinlemişti adı “&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;rüya&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;” kendisi gerçek olan o besteyi ve hikâyesi böyle başlamıştı kulaklarına dağılan keman sesinin. Sonrasında o sesi ne zaman duysa, katran ağaçlarına asılı kozalaklar gibi gözlerini yukarılara devirecekti.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Uzunca süre kesilen o ilham, gençlik döneminin kızaran günlerine ait bir pansiyonda bu kez amatör ellerden tezgâhlanacaktı. Anne karnında hayat düşleyen bir ceninin vakti gelince yuvasından fırlayıp “&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;merhaba, ben geldim&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;” demesi gibi şimdi bir kemana fiziksel olarak daha yakındı. Dokunup dokunmadığını hatırlamıyorum bile, yalnızca yay sürtündükçe gıcırdayan tellerin henüz çağıldayan bir bebek olduğuna inanıyordu. Yakında konuşacaktı, ya da konuşmasını çok istiyordu, nitekim konuştu da… İlk sözü “&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;ümit&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;” oldu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Nasıl ki ney sesi hicrandır, aşk ve biraz da hasrettir öyle de keman sesi ızdıraptır, yakarıştır. Çığlık demek doğru olmaz, ateşten bir dildir. Aşk kelimesini kekeleyen marifettir. Suyun dibinden denize karışan bir orkestradan sıyrılıp, dalga olup kıyılara vurandır. Yalnız hissedişlere buruk ayrılıklara yazılmış reçetedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Bir ses duymuştu, o sesi duymakla başka sesleri işitemez olmuştu. Tınısı parmak uçlarına inen bir titreşim, gökyüzünü kaplayan bir uğultu, kulaklara üflenen bir soluğa dönüştü. O sustu, onunla birlikte bütün sesler yatıya çekildi, konuşan yalnız kemandı ve keman konuştu:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;“Peçeni sıyır. Gölgeni sakla kendinden. Kendini gölgenden sakla. Ayır özgürle yasaklıyı. Kaç beden? Uyuyan, soluyan, hep isteyen.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Bu rüyadan uyanmalısın şimdi. İçinde katmer katmer acılar döndüren gökyüzü. Yalın, çıplak, mavi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Ağlamanız gelirse aynalara bakabilirsiniz. Ne olur artık muammalarınıza sığınmayınız. Zira şahs-ı latifiniz, mendiliyle, bohçasıyla, sürmesiyle, kâkülüyle eksiksiz bir kadınsınız. Korkan, ağlayan, hep soru soran.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Tutunman gerek çengelli bir direğe. Çünkü sen gerçekte yoksun. Güneştir seni doğuran anne. Her akşam hüznünü denize düşüren ay; sen ki o en yoksul, yakışıklı ve esmer olan.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Benim için de içinden bir mercan tutar mısın? Hatırla yeniden. Hatıralarını yuttuğun gün terk edilmiştin. Nefes alışındı her selamı kıyıları öpen dalgalar. Nefesin kesildi şimdi. İçinde beyaz gemiler yüzdüren bizler de hepimiz senden bir parça değil miyiz? Çok fırtınalı, çok dingin, çok coşkulu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Kadimden beri iki davalı. Bir kapı aralığından birbirinizin yüzlerine bakmasaydınız keşke. Siz ki birbirinizi yazan… Şiir ve insan."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Ne aransa vardır bir keman sesinde: Arayanlar, aramayı isteyenler vardır. Yaşamın içinde “yaşam nerde” diye soranlar, aradığını bulanlar, bulduğunu bekleyenler.. Sahibinin eline ulaşacağından emin olamadığımız bir mektup yazar kemancı ve tellerin arasından harflerini üfler hava boşluğuna. Keman, birbirine ulanan üç anlam, üç işaret ve üç yalın sestir. Gerisi sessizliktir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Bir yetişkin sayılırdı artık keman. Nişanlısını, oğlunu uzun ayrılıklara gönderirken bile gülmeyi bilen. Gençlik damarından sokaklara dökülen kahkahalara inat ağlamayı bilen. Omuzlar üzerindeydi yeri. Bazen bir nasihatti sözü, bazen bir iç çekiş. Şiirdi, nesirdi, sözlüktü. Hayatlarında en az bir kere bir şeyi kaybetmiş insanlar ona, o hayatta bir kez sahip olup bir kez kaybedebileceği insanlara sahipti. Müşfik bir muallim olmasının yanında mahir bir talebeydi aynı vakitte. Konuşmayı, okumayı, yazmayı ve dinlemeyi öğrendi. Hoş ki henüz susmayı bilmiyordu. Vakti geldiğinde onu da öğrenecekti.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Keman sesine aşina olmuştu. Gündüzü ve gecesinde umulmaz besteler dinlemiş, kulaklarında bunca senedir biriken kuru gürültü ve yorgunluk bu mahur sesle yerini taptaze bir anlama bırakmıştı. Kemanın konuştuğu dili anlıyordu ve bu ona tarifi mümkün olmayan bir sevinç ve gündelik müjdeler sunuyordu. Bu yeni ülkesinde keşfedilen bütün toprakları karış karış haritasına işliyor, parmaklarında günceler dokuyordu. Kemana talipti. Kemanla gökyüzünden boşalan yağmurda bir damla olmaya, ateş olmaya, kül olmaya, tüy olmaya talipti. Var olduğunu hissettiği müddetçe ne olduğunun bir önemi yoktu. Zira artık o keman sesine âşıktı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Kemanı diğer enstrümanlardan ayıran şey, şüphesiz hüznün en doğal sesi olmasıdır. Nasıl ki ekmek, buğdayın çilesi, değirmenin türküsüdür öyle de keman aklını kalbine sürten kemancının yaylı(a)sıdır. Kemanın aslı, demet demet şiir aramaktır tellerde. Ölüm sessizliğinde yaşam çığlığına boğulmaktır. Etini kemiğini paramparça eden, yıllarca birikmiş bir hüznün, aşk kabilinden bir sesle haykırması, dilinde bütün ızdırap kelimelerini birleştirip tüm susmalara isyanıdır. Bu sesi bir kez işiten, bu başkaldırıya bir kez olsun “&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;evet&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;” demeyi başarabilen kemanla konuşur, kemanla ağlar, kemanla anlatır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Nitekim o da birbirinden farklı tam bin üç yüz yaşam hikâyesi anlattı. Zira keman, onun kulağına sesli harfleri fısıldayandı. İçinde bunca yıl biriken sessiz harfler şimdi bir anlama, ete kemiğe bürünmüştü. Duvarları saydam insanlar olan bir odanın içinde en nazik tonla konuşandı. Zemini bir beşik ritminde, tavanı bir ninni yumuşaklığında, gönülden, içten bir orkestranın sesindendi her ses. Ağlaması, nefes alması, tebessümleri, hastalıkları, nimetleri kemandan olan, kemandan doğan bir duaydı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Sonrasında rüyalarında dinler oldu. O kötürüm rüyalar… Tellerin bir bir kopuşunu ve kemanın sessiz kalışını büyük üzüntüyle izledi. Gözlerini dağlamak istedi, ancak rüyadaydı ve gözleri kapalıydı. Kemanın sessizliği onu sağır edecekti. Her hülyası umutsuz bir kötürüm, her sözü yetim bir çığlık olacaktı. Bu yüzden hiç susmasını istemezdi kemanın. Zira hayatında ilk kez bir sesin varlığında kendi sessizliğini unutmuş, suskunluğuna ve ağlayamayışına inat gecelerce haykırmış, ağlamış ve ağlamıştı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Keman, onun öğretmeniydi, ilk göz ağrısıydı, gurbetten çağrısıydı. O kemanla sanatı ve dua etmeyi öğrendi.  Gönlünü çelimsiz heveslere kaptıran bir mahur bakışlının sevgilisinin gölgesinden aslına giden yolun kendini bilmekten geçtiğini öğrendi. Keman ise onunla aşkı öğrendi. Salim ellerde selam şarkıları söylemeyi, buruk yalnızlıklara, sitemkâr bakışlara, eskiyen hüzünlere nefes olmayı öğrendi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Vakti geldi, susmayı da öğrendi keman. Keman sustu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Geriye yankısı giderek uzaklaşan sesi ve miras bıraktığı sessizliği kaldı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #999999;"&gt;Tabutu olacak içine gömüldüğü kılıfı. Gönüllerde mızrak olacak sükûtu. Omuzlar üzerinde olacak yeri…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #666666; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 11px; font-weight: bold;"&gt;Deniz Yaşar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #666666; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px;"&gt;&lt;b&gt;-------------------------------------&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 8.5pt;"&gt;ÇAĞRI&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 8.5pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 8.5pt;"&gt;Kara giysili hanımlar kemanlarını aldılar&lt;br /&gt;Sırtları aynaya dönük çalmak için&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 8.5pt;"&gt;En güzel günlerde olduğu gibi siliniyordu rüzgâr&lt;br /&gt;Karanlık müziği daha iyi duymak için&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 8.5pt;"&gt;Neredeyse birden büyük bir unutuşa büründü&lt;br /&gt;Sustu keman kadınların kollarında&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 8.5pt;"&gt;Uyuyakalan çıplak bir çocuk gibi&lt;br /&gt;Ağaçların ortasında&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 8.5pt;"&gt;Hiçbir şey canlandıramaz gibi görünüyordu&lt;br /&gt;Titremeyen yayı, mermerden kemanı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 8.5pt;"&gt;Ve bu derin uyku sırasında biri bana fısıldadı:&lt;br /&gt;“Yalnız siz yapabilirsiniz, gelin hemen.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #666666; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 8.5pt;"&gt;Jules Supervielle&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 8.5pt; line-height: 115%;"&gt;Çeviren: Aytekin Karaçoban&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Ci68V5OFz_w&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;rel=0"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/Ci68V5OFz_w&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-6945848579258103848?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6945848579258103848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6945848579258103848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2010/01/keman-sustu.html' title='Keman Sustu'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-1093681481666833089</id><published>2009-12-12T15:18:00.002-02:00</published><updated>2009-12-12T15:23:27.178-02:00</updated><title type='text'>Sessizliğin Etimolojisi</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;Sessizlik!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;Birinci anlamı tavır koymaktır tüm seslere&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;İkinci anlamı yitirmektir nefesini&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;Üçüncü anlamı unutmaktır bütün şiirleri&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;Dördüncü anlamı huzur keşfine çıkmaktır&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;Beşinci anlamı ikrardır teklif edileni&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;Altıncı anlamı ağzını dolu tutmaktır ekmek ve suyla&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;Yedinci anlamı doğuştan yoklukla gelendir&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;Sekizinci anlamı duvara çarpacak olmasıdır sözlerin&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;Dokuzuncu anlamı bir kulaktan girip diğerinden çıkmasıdır&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;Onuncu anlamı anlamsızlıktır sözü dinleyene&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;On birinci anlamı bilmemektir ne diyeceğini&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;On ikinci anlamı beynin dile vurduğu kelepçedir&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;On üçüncü anlamı kalbin dile galebesidir&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;On dördüncü anlamı yasaklıdır her dilde&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;On beşinci anlamı israftır kelama&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;On altıncı anlamı kulakların meşguliyetidir&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;On yedinci anlamı ayıptır söylenmez&lt;br /&gt;On sekizinci anlamı sırdır bilinmez&lt;br /&gt;On dokuzuncu anlamı hikmetin yokluğunda tefekkürdür&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-1093681481666833089?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/1093681481666833089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/1093681481666833089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/12/sessizligin-etimolojisi.html' title='Sessizliğin Etimolojisi'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-3102867636823539947</id><published>2009-09-27T22:39:00.001-03:00</published><updated>2009-09-27T22:39:23.458-03:00</updated><title type='text'>Kelime Üzerine</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Sayılar bir bütün değildir. Ardışığı olanın bir öncesi vardır ki “üç”, “bir”in torunudur. Kelimeler ise ardışıktır. Birbiriyle ilişkisiz üç cümle oluşturmak mümkün değildir. Hatta iki kelime çoğu zaman birbirinin zıttı bazen ortağıdır. Anlam vücutken, kelime anlamın çıplaklığını örten kumaştır. Bütün diller birer cenindir ve en ortak anlamı insandır. Duygu ise bir süreç değişimidir, bu yüzden matematiksel bir yönü vardır. Ancak insanlar matematik yoluyla cümleler kurmazlar ya da kelime denklemleriyle problem çözmezler. Oysa ölçülebilir olan gelişmeye müsaittir ve “kalite” için yapılabilecek ortalama tanımlardan biridir.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Bir dilin muhtevası o dilin neyle beslendiğinin göstergesidir. Damarın rengi, o damarda dolaşan kanın rengidir. Dil hakkında söylenebilecek her türlü kişisel düşünce kabul edilebilir. Ancak bir dilde olanın bir başkasında olmadığı düşüncesi müstesna. “İnsan” kelimesi iki heceden oluşsa da tek anlamlı bir cümledir. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;İki farklı koordinatı gösteriyor olsa da bakışlar, gözün gördüğü tek bir dünyadır. Yaşam da aynıdır her yerde. Bugün tek sesli bir dil oluşturulmak istense, ağızdan çıkan en zahmetsiz ses neyse onu seçip gerisinde ne varsa unutmak gerekir. Zira “ölmek”, susmakla telif edilirse, “yaşamak” tek bir sesi fısıldayabildiğinden emin olmaktır. Ne de olsa kelimeler bir döngüdür. Şekerin tam olarak ne anlama geldiğini anlatabilmek için baklavaya ihtiyaç duyarım. Oysa baklavanın şekersiz bir tanımı mümkün müdür bilemiyorum.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-3102867636823539947?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/3102867636823539947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/09/kelime-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3102867636823539947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3102867636823539947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/09/kelime-uzerine.html' title='Kelime Üzerine'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-6054516212980549169</id><published>2009-09-22T22:50:00.001-03:00</published><updated>2009-11-15T05:06:52.250-02:00</updated><title type='text'>ssz şr</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'courier new';"&gt;y grld, byrmdr dnld, hnz gc, st ç&lt;br /&gt;dmrlrmdk btn kn çkld&lt;br /&gt;ssz v glgsz br vzym sndm&lt;br /&gt;kr hylt şrksyl ttştm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dşlrm glgm gçrdm&lt;br /&gt;br lml dğrn hnçrldm&lt;br /&gt;ddklrm krnlkl zncrldm&lt;br /&gt;dknl mzrk ldm tm gmldm&lt;br /&gt;syh dmld knm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bşk br ss, bşk br sz dydm&lt;br /&gt;nnl krlttm klklrm&lt;br /&gt;krmz br lv prlttm gzlrmd&lt;br /&gt;svdğm btn kdnlr br kz dh bktm&lt;br /&gt;bnm d gzmdn dşt hyt&lt;br /&gt;st yn ç, hln byrm, hm y hm gc&lt;br /&gt;ğzm kl dl&lt;br /&gt;tksndm, kstm&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-6054516212980549169?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/6054516212980549169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/09/ssz-sr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6054516212980549169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6054516212980549169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/09/ssz-sr.html' title='ssz şr'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-2427700755215005071</id><published>2009-09-13T23:59:00.002-03:00</published><updated>2009-09-14T00:02:08.441-03:00</updated><title type='text'>Esmer Gökyüzü</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;margin-bottom: 0.0001pt; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Fikrimden geceler yatabilmirem&lt;br /&gt;Bu fikri başımdan atabilmirem&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;br&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;margin-bottom: 0.0001pt; "&gt;Eski bir gazetenin sararmış sayfalarından birinde yeniden karşıma çıkan eskimiş o tek hece. Üstelik bu bahsin yolu ayrılıktan da geçmiyor. Kolay istenirse kolayı veriyor o her şeyi Kolay Kılan. Bir yaşam serüveninin çeyreğinde belki tam ortasında beliren yeni bir iz, yeni bir mecra. Ezelden yazılı her şey, ne şaşırtıcı ne üzücü üstelik. Kalbim atmıyor, gece kadar sessiz düşünceler. Peki ya geride kalanlar olduğu gibi mi yaşayacaklar?&lt;/p&gt; &lt;br&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;margin-bottom: 0.0001pt; "&gt;Her şey zamanla her şeye benziyor. Her şeyin astarı her şeyin yüzü. Gözlere ise bakan gerekti. Gözlerimi kaybettim. Onca sözden geriye kalan bir kulunç ağrısı. Sözlerim ki gülünç üstelik. Karşıdan geleni görmemek için kaldırımdan karşıya geçmek ya da dikine sürmek nalları. Sahipsiz mi kalacak şimdi o benzin istasyonundaki isli güller? İçinde ateşten diller gezinen bir şehir sular altında mı kalacak? Üzülmek için bir sebep yok, endişe için bir neden, ne sorulacak tek bir soru… Çok geçmeden üzerinden, her şey yine her şeye benzeyecek.&lt;/p&gt; &lt;br&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;margin-bottom: 0.0001pt; "&gt;Güneş varken aynı toprağa bahar da düşer kış ta. Kendinden olmayan her düşünce kendi ellerine vurulmuş bir kelepçe. Varsayalım ki özgürsün. Kanat çırpmak istediğin gökyüzü hangisi? Uyku kadar tatlı, yitirmek kadar melankolik, aşk kadar huzurlu, sade ve esmer bir gökyüzü diliyorum.&lt;/p&gt; &lt;br&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;margin-bottom: 0.0001pt; "&gt;Ölümsüz hayat arkadaşım, yalnızlığım, bazen çöl aslanı bazen ürkek bir ceylan. Dün bir kuştu avuçlarıma konan, bugün dudakları ısıran vahşi bir yılan. Ezberlenmiş bir cümle hiç değil, adı yok, tanığı yok bu sözün. Yeniden bir kez daha ayrılık. Ayrılık, ama neden ayrılık?&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-2427700755215005071?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/2427700755215005071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/09/esmer-gokyuzu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/2427700755215005071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/2427700755215005071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/09/esmer-gokyuzu.html' title='Esmer Gökyüzü'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-6225351067359458266</id><published>2009-08-10T00:20:00.001-03:00</published><updated>2009-08-10T00:22:21.610-03:00</updated><title type='text'>Sunanın Sesi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver… Bahtına ayrılık düşen bir yüreğin sesine kulak veriyor gece. Hem, “yedi harf üç hece” diyor başka bir ses. Soğuk ve matemli. Ansızın kaldırım boylarında düşünceli halde yürürken hafif bir ıslıkla yaşama tutunan esmer bir delikanlıyı düşlüyorum. Acı, damarlarından sessizce yürüyor. Yeşil bir yapraktım sarardım diyor büyükannem. Kayboluyorum ah bu sessizlikte boy veren rahmet esintisi. Bir kundaktı oysa tabut, ayrılmak için doğmuştu ama yine de yaşamayı tercih etti. Ağlamak için sebebi de var. Daha isterik daha yoksun ve yüzünde olgun çizgiler. Soğuk bir kalbe tahammül ederek yalnızlığı güderken sevilecek an gelmiş. Şeffaf bir aynayı delip geçiyor ten. Lügatlerden silinmiş sevgi kelimesi. Gurbet yaşıyor aşk şiirleri…&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar masum görünüyor saklı düşüncelerini ince bir ip yapıp ay ışığına tutunarak üzerinde yürüyen cambaz.  Sabah olmadan toprak rengini değiştirecek ve tohuma büyük soruyu soracak:  sen ne istiyorsun? Besbelli uzun süre kafa yorduğu cevabı gecikmiyor tohumun: Ciğerlerimi toprak kokusuyla doldurmak.  Peki, ne bekliyorsun yatağıma giren mevsimlerden? İnce bir ümit sızıntısı tohumun damarlarında,  göz ucuyla tutulan bir belki cümlesi: sarmaşık olup bulutlara dolanmak. Ya ayrılık bedenden; hiç korkutmaz mı seni? Çürümekte var ya kaderde, yabani otlar arasında boğulmakta. Alnının yazısını yaşamak istiyor küçük tohum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bir anlamı olmalı bu sözün, bir zaman bir yerlerde verilmiş meseli. Kaldı ki hiçbir yazı hikmetsiz yazılmamış, kalemin mürekkebi Yaratan’dan. Mahrem olmalı bu yazgı, üzerinde düşünmek anlamaktan daha anlamlı olmalı ki parmaklarıyla saatin ibrelerini okşayan bir âmâ için de zaman aynı şeyi söylüyor: inanmak vakti. Şayet samimiyse, inandığı uğruna savaşan, ölümcül yaralar almışsa da ne zaman kaybetmiş ki? &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;En cılız halinde bile yapraklarında güneşin karanlığa yakın ışıklarını yansıtan sarmaşığın gözlere armağan ettiği parıltı yaşatılan sevginin gerçekliğine emare.  Sevgi bakiresi olmamak bir bakireden daha çok sevmenin mümkün olmadığı anlamına gelmez. Bunun için üzerine kızgın yağ dökülüp gündüzü hatıralarına gömen bir çift göz ve çılgın bir tutkuyla gecelere sarılan inanç tohumu gerek.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Diz kapaklarıyla yürüyor yollarda. Sıla kapısı önünde secdeye kapaklanmış, sessiz ve ağlamaksız. Bir ikindi vakti, hem habersiz, kalıcı misafiri, göz nuru Suna gelecek. Suretin aslı gerçeğin de sureti. Ayrılık ama neden ayrılık? Güneşsiz gözlerine baktığında bir fırtına tutacak… Söyleyin, böyle bir ümit yangını içindeyken Suna’nın sesine nasıl kulak tıkayabilirim?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-6225351067359458266?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/6225351067359458266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/08/sunann-sesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6225351067359458266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6225351067359458266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/08/sunann-sesi.html' title='Sunanın Sesi'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-6405136896569068131</id><published>2009-07-30T16:05:00.002-03:00</published><updated>2009-07-30T16:21:31.659-03:00</updated><title type='text'>Unutmalar İhtilali</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Gümüş renkli gecelerinden aşkın. Diz boyuna serilmiş kar gibi sessizlik. Pıhtılaşmış bir damla kanım gecenin damarlarında. Mor bir sabahı bekliyorum, öncesinde kalın bir uyku. Bir demet hikâye sun en meşhur kalp bahçelerinden. En yakın gemi hangi limandan kalkar. Ayın en parlak dilimden bir ısırık koparmak istesem kaç gün daha beklemem gerekir? Sunayı bekliyorum. Tavanımı delecek ilk yağmur damlasında gelecek. En büyük zaferim olacak toprağa onun adını sormadan yürüdüğümde. Yalnızlığı özlemek erdemine kötülüğü kapaklayanlarındır. Oysa kim üşümezdi bu kış köşesine gömülü bir tomar olduğunda.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Sevgiliden bahsediyor kelimeler. O hala alabildiğine sarılara bürünmüş. Bir parça keder yüklenmiş, dudaklarında halen bir ilkbahar sessizliği. Büyüyemeyişinden dert yakınıyor. Kalemse kanat çıkardı, öylesine küçümsüyor peri şiirlerini. İçinde bir unutmalar ihtilali. Kalbi delikti, gözleri hummalı. Yeniden konuşmak için susardı. Gün biter ve dinlenmeden önce hep bir müddet öylece sessiz kalırdı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Turuncu bir gökyüzünden kabardıkça kabaran, sonra dökülen bir bulut ki burçlarıma yaslanmış. Zaten uzak, hem yalnız, kadim, sert ve erguvan kadar neşeli. İki dudak arasından dökülmemiş miydi o yumuşak sözler? Bütün saatler yalan söylemiyor mu özledim bir vakit yaşamayı derken. Bırakalım öylece kalsın. Değil mi ki aşk, kimsenin kulağına fısıldanmamış bir girdap şarkısı, az ötelerde çırpınan…&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Rüzgâr şenliğinde bir uçurtma avcısıyım. Çocuklar gibiyim, hem kedersiz. Yine akşam oluyor, gün doğmadan önce yatıya çekilirmiş gölgeler. Bir gülüş ki tam ortasında ansızın doğacak hüzün. Yani adın, derime takılan sivri bir tel… Yok oluş-varoluş ve sonra yeniden. Kime ne! Sabahın gözü uykunun demir parmaklıklarından içeri sızacak. Kaldı ki sen o üzerinde yürüyeni olmayan kaldırımların da aşığıydın.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-6405136896569068131?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/6405136896569068131/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/07/unutmalar-ihtilali.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6405136896569068131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6405136896569068131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/07/unutmalar-ihtilali.html' title='Unutmalar İhtilali'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-6117474712513830149</id><published>2009-07-13T22:59:00.001-03:00</published><updated>2009-11-15T05:06:52.250-02:00</updated><title type='text'>Geldim İşte</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Geldim işte&lt;br /&gt;Harflerini saymalısın kelimelerin&lt;br /&gt;Beyaz bir tayyareyim turuncu gökyüzünde&lt;br /&gt;İnsanlar diyorum, aşina olmalı mezar yüzü görmeye&lt;br /&gt;Aynalara yazılır olmuş o iki satır&lt;br /&gt;El-Baki&lt;br /&gt;Kağıt kaleme küsmüş mürekkebin haberi yok&lt;br /&gt;Hüvel Baki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de sizin köydenim bir o kadar tanıdık&lt;br /&gt;Anamın yüzünde biten yabani bir ot belki&lt;br /&gt;Yani kırmızı bir çiçeğim ya da öksüren bir dalga&lt;br /&gt;Suyun sesiyle buharlaşıyorum&lt;br /&gt;Yanık toprak kokusu göğsümde&lt;br /&gt;Belki hiç gelmemeliydim&lt;br /&gt;Üzüm yemeliydim uzaklaşan bir parkta&lt;br /&gt;Mızrak burcu delmiş göğün haberi yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevimsiz olmak değildir umarsız olmak&lt;br /&gt;Noktadan bir kapı önündeyim&lt;br /&gt;Boşluktan örme bir merdiven&lt;br /&gt;Evet, gitmeliydim belki&lt;br /&gt;Ama geldim işte. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-6117474712513830149?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/6117474712513830149/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/07/geldim-iste.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6117474712513830149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6117474712513830149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/07/geldim-iste.html' title='Geldim İşte'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-5052458034666953465</id><published>2009-07-13T22:49:00.002-03:00</published><updated>2009-11-15T05:06:52.250-02:00</updated><title type='text'>Islak Kalan</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Yokluğunda ölümü aramalı insan&lt;br /&gt;Bir bakıma yalnızlığın yükselen sesidir&lt;br /&gt;Kulaklarda adı çınlıyor olmalı&lt;br /&gt;Kopup giden kuru bir yaprak mı ki insan&lt;br /&gt;Rüzgârlar da yalan söylemeli gerektiğinde&lt;br /&gt;Uçtum uzak karanlıklara&lt;br /&gt;Kapıyı çalan poyraz şiiri sen misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaldırım kahvesinde hem durduk yere&lt;br /&gt;Ağlayabileceğine de inanmalı insan&lt;br /&gt;Ateşin içinde candır közlenen&lt;br /&gt;Islak bir çarşaf gibi onca ağırlığın üstüne&lt;br /&gt;Küllerinden doğan yangın sen misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sus! diyor yine o tanıdık ses&lt;br /&gt;Sesi kısılana dek bağırmalı susmak geldiğinde&lt;br /&gt;Martılar yalan, deniz yalan, aşk yalan&lt;br /&gt;Islak bir cigara gibi dudaklardan kayan&lt;br /&gt;Yitirdiğim son nefes sen misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evveli yok sevdiceğim, ahiri yok&lt;br /&gt;Evet! dediğinde Hayır! diyecek olan bendim&lt;br /&gt;Göğsün kabarıp gözlerin ufkunda yükseldiğinde&lt;br /&gt;Ağır ağır gözlere inen ıslak bulut sen misin? &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-5052458034666953465?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/5052458034666953465/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/07/islak-kalan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/5052458034666953465'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/5052458034666953465'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/07/islak-kalan.html' title='Islak Kalan'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-3503435978966460333</id><published>2009-06-24T10:44:00.005-03:00</published><updated>2009-08-26T00:07:03.482-03:00</updated><title type='text'>Bab-ı Esrar Üzerine</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Uyandım. Uyumadan önceydi son rüyam. Yaşam deliklerinden dökülen bir mozaikti yüzün; şimdi ellerimde parçalanan... Huzur sokakta gördüm ilk kez ve son nefesinde halen huzur soluklamaktaydın. Bahardan bu yana koca bir yaz geçse de bir bahar kadar tazeydi tenin. Bir rüzgârdı aklım, hem azıcıktı. O rüzgârla dağıttım saçlarını. Hiçbir denizi görmesinler başka; güneşsiz gözlerimi yurduna emanet bıraktım...&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Biliyorum. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Her gün gözlerimden damıttığım bir avuç kanla beslenen sen; daha da güçlenmiş olmalısın şimdi. Memleketsiz bir şair neyse ya da çölde yaşayan arıkuşu işte o’yum; zira birazdan söyleyeceğim, sen yoksun. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Anın şu vakti yanımda olacak olan sen. İsmindeki her bir harfin keşfine on adak adanası, aydınlığım, yokluğum, ıssız ada’m, gülüm, sunam, Gülsuna’m bir kuyuda, belki bir kuytuda karanlıkla sevişmektesin. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Yoksun. Hem sanki hiç var olmamışçasına. Bir kelimesin ki asla keşfedilmemiş, dudaklarında bukağı, demir yalayan bir türbesin ağzın içine gömülü. Sen, o hikâyesini bilenin olmadığı kasırlarda yaşayan giz. Sen, o mavi; bulanık ve koyu üstelik. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Her seyyah kaç kez duasında seni mırıldandı; bir nefeslik boşluk ve üç nokta. Kaç şirin gözlerini bulut, hislerini yağmur eyledi. Yağmur bulutu toz bulutuyla iç içe! Çamur ki insanın erimiş hali, insan ki yeryüzüne halife. Gökten kemiksiz insanlar yağıyor. Ruhları, yani sen, şimdi eksiksiz bir kitabın okunmayan sayfalarında.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kar… Bütün şiirler kış içindi. Durmadan yalan söyledik. Ben bekledim, kar bile bekledi. Bütün mevsimler bağdaş kurup gelmeni istedik. İstemekle olmaz, yalvarmak gerek; hem ölünmez bizde, susulur. Ne fark eder ha ben girmişim yatağına yorgun bir deniz gibi ha sen kollarımla sarıldığım soğuk bir ceset. Şimdi süzeksiz bir yaz. &lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;“Birlikte yapamadığımız tek şey: ölmekti” &lt;/i&gt;Zira demin de söyledim sen yoksun. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-3503435978966460333?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/3503435978966460333/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/06/bab-esrar-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3503435978966460333'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3503435978966460333'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/06/bab-esrar-uzerine.html' title='Bab-ı Esrar Üzerine'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-8287508252534767209</id><published>2009-05-03T02:30:00.004-03:00</published><updated>2009-05-03T02:43:50.435-03:00</updated><title type='text'>Ayrılıkta Yazılan</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim doğduğum şehirde her gece deniz hatırlanır, kader sofrasına bağdaş kurulup yine o kaşıklanırdı her akşam. Yükselen umutlar sahilinden denize dalan her balıkçı ya diplerinden tutup çıkardıkları bir denizyıldızıyla, ya bir istiridyenin koynuna girip orada yüzyıl yaşadıktan sonra ellerinde birer inciyle çıkar gelirlerdi. Deniz manzaralı gözler vardı aynalarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referansı zaman olan bir hayatın kuruttuğu denizden kalan son damlanın da buhar oluşunu ışığı sönük gözlerle izliyorum. Hakkında; “vasatın hayli üstündeydi, hatta hey gidi, ne günlerdi” denecek zamanları da yaşadık birlikte. Yaşamın anlamına ikiz gülücükler bile dağıttık. Bütün martıları dağılmış o şehre melek seylâplarının akın edişini el ele tutuşup dudak ısırarak izledik. Ayrılmak ne de zor geliyor. Bir veda mektubu yazmanın zorluğunu mürekkebi ağlayan kalem anlarmış. Oysa küllerle yazıyorum son mektubumu. Gidiyorum bu sahilden. Artık kumların şairi öksüz dalgalar olacak. Misyonunu tamamlamış bir mekik gibi karanlığın nöbetini bekleyecek ıssızlığım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Yitirdiğim o ben miydim sahi. Sahi, o acıyla gülen gözler benim miydi? Sımsıkı sarılıp saçlarını okşarken kalbinin tik-taklarını dinlemek istediğim o çocuk nerede şimdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşke bir anlığına farkında bile olmadan, zamanın dışına çıkmak mümkün olsa. Şimdi deniz diplerinde kulaç atan omurgasız bir mercan olsam ya da aşk kelimerinden birkaçını hatta herhangi birisini fısıldayan bir tespih tanesi… &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Şefkatin aşka galebesinden bu yana haddinden fazla yaşanmış bir dünya geçti. Su kemerleri bile eskidi, ipek yolu dahi aşındı. Oysa bir hendekte boyluca yatan soluksuz küfürbazım şimdi. Hatırlayabildiği son bercestesi; yasemin kokusundan başı dönen bir şairin dilinde peydâ olan şu sözlerle, şalı boynuma dolanan geceye ah ediyor, sevgilimin soğuk cesedine sımsıkı sarılıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Gönül ateşten mamur zindanda idi, tutuştu kül oldu&lt;br /&gt;Sûzan gönülden sızan yağmurda idi, konuştu dil oldu&lt;/em&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-8287508252534767209?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/8287508252534767209/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/05/ayrlkta-yazlan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/8287508252534767209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/8287508252534767209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/05/ayrlkta-yazlan.html' title='Ayrılıkta Yazılan'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-2520985746110173359</id><published>2009-05-03T02:27:00.003-03:00</published><updated>2009-05-03T02:47:11.019-03:00</updated><title type='text'>Dertleşi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sivri dillinin biri, &lt;em&gt;“zamanla iç içedir insan”&lt;/em&gt; demiş. Hem, &lt;em&gt;“mesela, rüyasında ak deveye binen yolcunun izdivaç öncesi kendi fikirlerinden damıtıp rüyasına konuk ettiği metaforik bir nüktedir”&lt;/em&gt; demiş zaman için. Evrimin son basamağında “homo sapiens”, yani kendini akıllı zanneden insan var. Teoriye göre onun da her “şey” gibi zamanla bağları var. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Henüz yaşarken ayrılmanın mümkün olmadığı, zamanın dışına ilk kez farkında olmadan çıktığımda keşfettim yaşamdan uzaklaştığımı. Bilinmeyenler dünyasına ancak ölümle açılan bir kapının aşınmış olmasıydı belki beni başka bir dünyayı keşfetmeye iten. Kapı dışından bakıp ta içerde olduğumu varsaydığım zamanla bütünleşmiş hatıralara baktığımda bu kez varoluşumun çizilmemiş bir resmini gördüm. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;“Nokta hakkında her şeyi bilmek istiyorum”&lt;/em&gt; demişti birisi. Bulunduğum “&lt;em&gt;nokta&lt;/em&gt;” itibariyle bir mazmunu dahi olmayan, ancak zamanın şifrelediği ve yine onun çözebileceği yaşamdan kopup gelen “&lt;em&gt;yaşam kelimeleri”&lt;/em&gt; sahipsiz bir mezar olmuş şimdi. Kendini yenilemesi gereken hayat boğazımda düğümlenmiş bir çırpınışken bu tenimde hissettiklerim zamansız bir öksürükle kendini dışarı atmaya hazır. Aşktan uzak henüz nefes alabiliyorken zamanın ötesinde yaşama arzusu. Neden Allah’ım neden? Yaşam faylarından püskürmeye hazır içimde nice denizler kaynarken uzun bir nefeste saklanma duygusu. Çok ucuza alabileceğim tüm istediklerim hayat vitrininde bir durak ötemde beklerken mutluluk yerine burnumu sızlatan hüzün duygusu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;Kanadı ellerim bak yolların çok uzak&lt;br /&gt;Gelemem ben sen selam gönder&lt;br /&gt;Ah bir yanım hep kokunu özler&lt;br /&gt;Bir yanım der unut gitsin&lt;br /&gt;Bülbülün çilesini sen nereden bileceksin&lt;br /&gt;Gülün dikenini sen bana gönder&lt;br /&gt;(murat çelik)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-2520985746110173359?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/2520985746110173359/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/05/dertlesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/2520985746110173359'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/2520985746110173359'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/05/dertlesi.html' title='Dertleşi'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-5186713619006155637</id><published>2009-01-11T02:43:00.005-02:00</published><updated>2010-01-01T23:35:14.194-02:00</updated><title type='text'>Kırk Gün Yazıları - 10 (Ayrılık Yazısı)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;Ne görsem ötesinde hasret çektiğim diyar.&lt;br /&gt;Kavuşmak nasıl olmaz mademki ayrılık var.&lt;br /&gt;Necip Fazıl Kısakürek&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Elinde tespihi, güzel dekore edilmiş bir odanın sedirine kurulu bir antika eşya gibi olanca ihtişamını korurcasına, kırışık tenli büyükannem Perşembe gecesi dualarını fısıldıyor. Bir anne kuş, sarıağız yavrularına son öğünlerini sunup yuvadan kanat çırpma vakti geldiğinde gökten aşağı çığlıklarını boşaltıyor. Yağmur uykusuna yatmış toprak, duyduğu ilk gök gürültüsüne uyanınca, rüyası içini cız ediyor. Beynin kılcal damarlarına işlemiş kutsal bir sancıyla uyandığında her şey daha romantizm kokulu geliyor. Izdırabın sesi bamteline vurduğunda, saltanat sofrasından uzatılan kaşık gibi içi dolu sözler dağıtırmış her âşık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayallerden bir duvar örülü aklın yüzüne çakmak taşı gibi sürtündükçe kıvılcımlar çıkaran şu hayat dediklerinden ağız dolusu yalanlar dökülüyor. Yine ‘Aşkın Elif Hali’nden bahseden bir Murat Çelik gecesinde yedi göğün üstünden yere bakan yârenlerin balıkçıl gözleri kan ağlıyor. Benim karanlık İstanbul’um gecenin bu vakti heybesinden çıkarıp çıkarıp umutsuz yeniçerilerine –kapış kapış- som yürek dağıtıyor. Kafeslik sanrılarından henüz kurtulmuş bir ak güvercin bunca yıl kanat çırpamayışına hüzün damlatıyor. Ne çare… Beyoğlu sokaklarının kaldırımlarından bir iyimserce çıkartılıp rehabilite edilen eroin bağımlısı yaşlı teyze yalvarırcasına Tanrı’dan bağışlanma diliyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Çemenzar’da bir akşamüstü yolcusu... Yolun ortasında bekleşen kış ağaçlarına bakıp son hatıralarını beynine kazıyor. Güneşin, tenlerini ürkekçe okşadığı son alaca vakitte, bütün ‘el-veda’ çiçeklerinin benizleri ağı yutmuş gibi sararıyor. Dünyadan elini eteğini çekip yüzünü ışığa dönmüş dervişin ayrılacağı son bir ‘cân’ kalıyor. Bileklerine nasip kelepçesi vurulan mahkûm kalender düşlerini özgür ruhlara emanet ediyor. Ayrılık, azığı yârin dudaklarının dokunduğu tastan su içmek olan masumun mineral kuyusuna damlayan bir damla zehirdir. Şelaleyi görene dek nehirler hep düz akarmış. Yaşamın can yakıcı nefesini ciğerlerine çekmiş bir şair sözleriyle acıtıyor canımı; "&lt;em&gt;bu sûz-i sûz ile Sûzan nedendir"&lt;/em&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-5186713619006155637?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/5186713619006155637/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/01/krk-gn-yazlar-11-ayrlk-yazs.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/5186713619006155637'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/5186713619006155637'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/01/krk-gn-yazlar-11-ayrlk-yazs.html' title='Kırk Gün Yazıları - 10 (Ayrılık Yazısı)'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-2457430962980628140</id><published>2009-01-08T22:58:00.006-02:00</published><updated>2010-01-01T23:35:02.912-02:00</updated><title type='text'>Kırk Gün Yazıları - 09 (Sürpriz Yumurta)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #339999;"&gt;Tamamıyla bilinçsizim. Parmaklarıma ne olduğu hakkında en küçük bir fikrim yok. Otobüs duraklarında çiklet satıp boş zamanlarında ayakkabı boyayan çocuklara “mesut olsunlar” dilekleri dağıtmak istiyorum gecenin bu vakti. İnanın şimdi sözlerin dibi yok. Kahve fincanımın telvesine bile kırk beyit yazabilirim. Susmak için kendimi zincirlere vurmam gerek. Küçük bir panayır yerindeki gondolun en ön sırasında olmak gibi hormonlarım cesaret yalanları söylüyor. Sabaha giden yolun haritasını, bu gece, hangi duyguların çizeceğinden emin değilim. Bir gelin çiçeğinin üzerinde polen hortumlayan arı olarak uyanma ihtimalim komik geliyor. Tebessümlerime engel olamıyorum, üstelik kahve fincanımla yalnızım odada. Bir kedi olsam ilk gördüğüm ağacın tepesine tırmanıp oracıkta uykuya dalacak gibiyim. Karnı böcek dolu, mutlu bir kurbağacık gibi sırtüstü nilüferlere çöreklenmiş haldeyim. Sanki bir parmak usulca kulak memelerim ve boynumu gıdıklıyor. Kahkaha atmamak için burnumu sıktırıyorum. “&lt;em&gt;Garip&lt;/em&gt;!!!” diyor sözlerimin iştahını daha da kabartmadan kendimi uykunun kollarına teslim ediyorum. =)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;(belki devamı vardır)&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-2457430962980628140?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/2457430962980628140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/01/krk-gn-yazlar-10-srpriz-yumurta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/2457430962980628140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/2457430962980628140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/01/krk-gn-yazlar-10-srpriz-yumurta.html' title='Kırk Gün Yazıları - 09 (Sürpriz Yumurta)'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-8914023108756695715</id><published>2009-01-08T01:36:00.005-02:00</published><updated>2010-01-01T23:34:46.728-02:00</updated><title type='text'>Kırk Gün Yazıları - 08 (Aşk Yeniden)</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;Son trenden dökülen çığlıkları öncesinde toplamıştım. Geriye, sade satırlara yazılacak bir şiir kalacaktı. Nefesin dokunacaktı nefesime. Dirilişim böyle gerçekleşecekti. Issız bir adam gibi sevmiştim oysa yalnızlığı. Dudaklarım kasaturalara dövülürcesine adını tekrarlayacaktım. İki kelimelik bir parola bilecektim. Ezberlemiştim gözlerini. Yüzünü yüzüme astar diye dikecektim. Öyle bakacaktım aynalara. Kirpiklerinden bir sal yapıp aklımı yüzdürecektim damarlarında. Bütün bir gökyüzünü yeşile boyayacaktım. Parmaklarım kopsun isterdim; sukunetim efeler gibi diz çökmüştü. O şehre düşen her yağmur damlasında ruhumun derinlerine kadar ıslanmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarınlara bakıp umut hecelerken her gece siyahla seviştim. O şehirde güneşler ne zaman yatıya çekilse gölgeler katlediliyordu. Çöl kumlarında gezinen karayağız eşkıyalar, ayaklarının altında pamuktan bir saray olduğunu asla öğrenemeyeceklerdi. Limanlarına ürkek gemiler konan, muzdarip ruhların sığındığı bir adacıktı o ev. Gözlerimde alev tufanı, binbir ateş içinde yanarken masumlar sofrasına dökülen sebilden kana kana içmiştim. Güvercinlere anlatmıştım doğum hikayeni. Bir saksı içinde kötürüm sarmaşıklar yeşerirken, hislerimden damlatmıştım suyunu. Meşin kapıları açan sihirli bir anahtardı “&lt;em&gt;o mahsun çehreli aşk&lt;/em&gt;”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efsunlu bir baharda mızraklanmıştı bakışlar. Pastoral bir yapı içine gömülmüş, camlarından kil kokusu dağılan bir odada bekleşen putların soğuk çehrelerini almıştı insanlar. Gökçeada açıklarında, ayakta kalan son dalgakıran da gözlerimin önünde yıkıldı. O an kendimi yakmak istedim. Beyaz martılar, mavi denizi siyah bir göletle aldatıyordu. Hislerime vurulmuş bir pranga gibi ihanetimi taşıyorum şimdi. Fatihalar okuyup onu orada ölüme terkettiğimde kör bir kuyu içinden gülen gözlerle bakıp “&lt;em&gt;ümitsiz yaşanır mı hiç&lt;/em&gt;” demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişin ihtişamıyla övünüp “&lt;em&gt;meğer&lt;/em&gt;” demek şöyle dursun, kökleri dahi çürümüş kalbime inat, ilk kez bir ağacı isminle yaralıyorum. Kof bir ağaçtan ellere dökülen talaş, sert bir çamdan saplanan kıymıktan fazla can acıtıyor. Şimdi gözlerimle yadettiğim o mahsun çocuk, elimde demetlenen fulyalara bir karenin içinden kıskanırcasına bakıyor. Gençlikle kızaran o günlerden kopup gelmiş bir yaprak gibi önüme düşen, uzadıkça törpülenen romantizmin sıcak sularından tutup çıkardığım bu dalgayı o hüzün yumağı çocuğa armağan ediyorum.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;o dalgalarda boğulmadan yüzerdik&lt;br /&gt;şimdi o denizi ne çok özledik.&lt;br /&gt;sürgülenen filiz gibi bir başka yerinden,&lt;br /&gt;ağarsa gökyüzü, ağlasa gökyüzü...&lt;br /&gt;aşk yeniden, aşk yeniden. &lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-8914023108756695715?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/8914023108756695715/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/01/krk-gn-yazlar-09-ak-yeniden_2112.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/8914023108756695715'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/8914023108756695715'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/01/krk-gn-yazlar-09-ak-yeniden_2112.html' title='Kırk Gün Yazıları - 08 (Aşk Yeniden)'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-7524723631378074533</id><published>2009-01-04T17:49:00.010-02:00</published><updated>2010-01-01T23:34:33.676-02:00</updated><title type='text'>Kırk Gün Yazıları – 07 (Juliet’in Ormanı)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Yolculuk başladı. Bütün yelkenler fora. Yakın kandilleri. Şıraları doldur sen de hancı. Bütün kaptanlar yol yorgunudur şimdi. Ölüm kuyusundan uzanan sarmaşığa tutunsun hayaller. Bütün perdelerini aralasın gökyüzü. Silinsin artık gözlerden dualarla yoğrulan yaslı bakışlar. Umutlara göçen yorgun flamingolar kanatlarını kıvırıp konağımıza insinler birer birer. Juliet’in ormanında eğrilen bütün bambular ayaklansın. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ocak başında gölgeli bir yaz kadar serinim. Öfke tufanları yatıya çekilmiş. Tepeden tırnağa toprak rengine bürünmüş nemli bir ten gibi yalnızlığıma dokunuyorum. Bunca zaman sonra ilk kez gülen gözlerle bana bakıyor. Limonlu şekerleme tadında, Juliet’in ormanında oksijen değil huzur soluyorum. Bütün muz ağaçları yapraklarıyla sükûnetimi selamlıyor. Az ilerde ayaklarında Havana terlikleri, gettoların kavruk tenli çocukları sakin bir yürüyüşteler. Gözlerimdeki bilinmez ufuklara olan tutkulu bakışlar yerini devrik cümlelerle kayıplara veda edercesine bakıyor. Kanaatkâr bir duruş temsili bir törenle geçmişi uğurluyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bir beyaz gemi içinde hayallerim yüzüyorlar. İhtimal- belki çoktan Malta kıyılarına varmışlardır. İçimdeki düğümler kalsın öylece çözülmeden. Bu haliyle de güzeldir yaşamak. Kendim gibi olmak geliyor içimden; yani, Juliet’in ormanında boylu boyunca uzanmış kuru bir bambu olmak. Siyah bir damla olup akşama doğru gökyüzünden şehrin üzerine düşmek. Yine bir Attilâ İlhan şiiriyle ıslanmak, ağlamasam da ağlamayı arzulamak… Kalbimi kurması unutulmuş bir saat yapıp gece tam on ikiyi vurduğunda durdurmak, uyanma vakti geldiğinde –ölmemiş olarak– kaldığı yerden yaşamak. Zerreleriyle havada uçuşurken, yaylı rüzgâr gibi dudaklarımla yakalayıp içime çektiğim şu nefesimdir hayat… &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-7524723631378074533?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/7524723631378074533/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/01/krk-gn-yazlar-08-julietin-orman.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7524723631378074533'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7524723631378074533'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/01/krk-gn-yazlar-08-julietin-orman.html' title='Kırk Gün Yazıları – 07 (Juliet’in Ormanı)'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-2115621868059610963</id><published>2009-01-03T23:14:00.006-02:00</published><updated>2010-01-01T23:34:20.949-02:00</updated><title type='text'>Kırk Gün Yazıları - 06 (Gidiyorum)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Yangın ortasında damarlarına kadar kuruyup ağzını şarap musluğuna dayamış bir ateşböceği gibi sarhoşum. Kayıplar kayıplara karışmış. Duvarlara kazınmış çentikler bin bir pare… Esaretim üstünden bin yıl geçmiş. Üstüne üslük yetmezmiş gibi hala yaşıyorum. Ürkek kanatları zamanla bilenip demirden pençelerle kafesini tırmalayan yırtıcı bir kuşa dönüşmüşçesine –tırnaklarımın sökülüp kan deryasında boğulmayı göze alırcasına- aklımı çevreleyen parmaklıkları sökmeye çalıyorum. Acılarımız tarih kadar eskimiş. Zaman meğer getirdiği ne varsa hepsini birer birer götürmüş. Ayağına mayasıl bulaşmış kör dişli bir timsah gibi sürünerek beni de bu yosunlu suların içinde ölümü beklemeye bırakmış.  &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Zaman, kuvvetli hisleri doğrayan paslı bir kılıç. Ümit, anlımın ortasında göveren koyu bir ben. Yitirdiğim aklımın yerinde şimdi mekanik bir kol işliyor. Hangi fikir başını kaldırsa sıkı bir yumrukla yerine oturuyor. İsyan edemiyorum… Söküp attığım kalbin yerinde bir keçi yaşıyor. Ne zaman yerden bir ot bitse koparıp işkembesine sindiriyor. Sevemiyorum…  Gökyüzünde renkli bulutlar olsa dahi yağmurlar simsiyah damlıyor, bütün çocuklarım ölü doğuyor. Meleklerim ağlıyor, onlar da çaresiz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Işığa bakmaktansa gözlerimi oyuyorum. Büsbütün karanlıkta kalmaktan da korkuyorum. Korkmaktan da korkuyorum. Yalnız kalmamak için ruhumu çıkartıp duvara çiviliyorum. Geriye ateşini gökyüzü körükleyen bir kematoryum olarak vücudum kalıyor. Yanık bir ten kokusu soluyorum. Kendimi burun deliklerimden kancalayarak intihar ediyorum. Ne var ki azap vakti dolmadan ölmek vakti gelmiyor. Bütün hislerin beni terk ettiği şu anda sıradan bir alışkanlık, önce kaleme sonra cehennem çukurlarından bir çukura, mezarıma, bedenime sığınıyorum. Şeytanlarım gülüyorlar, onlarda çaresiz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Dirilişim, devrimlerin son bulduğu yerde olacak. Ölümüm son devrimim olacak. Saltanat ağacının son meyvesi olan ‘son padişah’ hikâyeleri gibi buruk bir sonun bekleyişiyle geçen, işte hayatımın özeti… Yüzünde düğün maskesi, içi boşaltılmış petrol kuyusu gibi sonsuza doğru yürüyorum. Bu yağmur altında başıma yıldırımlar dahi düşse ürpermiyorum. Yaralı bir kunduz gibi yürüdüğüm yolları kan çemberine döndürsem de ölemiyorum. Baş ağrılarımı dindirmek için cebimdeki narkoz tüplerini şakaklarıma saplıyorum. İçimde depremler olsa da bedenim zerre sarsılmıyor. Yol, gözbebeklerimde kıvrımlanıyor. Her şeyi olduğu gibi bırakıp, birini ya da bir şeyleri sevmeyi beklemekten de yüzümü çevirip, ışıktan nasibini dahi alamadan, karanlığı da yok sayarak ölüme doğru gidiyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-2115621868059610963?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/2115621868059610963/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/01/krk-gn-yazlar-07-gidiyorum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/2115621868059610963'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/2115621868059610963'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2009/01/krk-gn-yazlar-07-gidiyorum.html' title='Kırk Gün Yazıları - 06 (Gidiyorum)'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-5199007757528308995</id><published>2008-12-22T00:00:00.004-02:00</published><updated>2010-01-01T23:34:09.843-02:00</updated><title type='text'>Kırk Gün Yazıları – 05 (Sessiz Ölüm)</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" align="justify"&gt;Yetim bir çığlık duydum. Pençesine almış, demirden rüzgarlar dövüyor aklımı. Kımıldamaklı bütün hücrelerimde asit buğusu... Karanlık aynasında, plastik kuklalar izleyen gözlerim tahriş olmuş. Bandırasız bir gemiyim, korsan sularda kulaç atan. Son toprağı üzerine dökülüp dualara bırakılmış bir mezar gibi... Her telden... Her telden çalıyor yine o eskimiş şarkı. Naftalin kokulu bir aşkın yüzyılda bir yürüyüşe çıkan ayak sesleriyle irkliyorum. Kaçıp gitmek, sığınıp demir atmak istediğim liman az ötemde duruyor. Uyku... Uyku, ağır ağır gözlerime kapaklanıyor. Biri beni uyandırsın; kendi rüyana hapsolmak...&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kırışık sözlerle andım yine seni bu gece. Güya benzin döküp yakacakmışım kendimi; eğer yine beni sevmezsen. İyi dekore edilimiş bir odada, tozlarını Dona Maria’nın sildiği yaslı bir biblo gibi bana dokunmanı bekliyorum. Unutmanın kefareti;  isli-kör bir ışıkla da olsa, varlığını aydınlık tutmak için geceleri üç akçelik mum yakıyorum. Kadife sürülmüş cila gibi gözlerini yeniden gözlerimde parlatıyorum. Her gece kaleme sarılıp, sanki taptaze bir baharmış gibi o günü anlatan pembe şiirler yazıyorum. O sabah telefonda sesini duyduğumda yağmur yağıyordu, meleğin şarkısı çalıyordu radyoda. İnan şimdide ne zaman yağmur yağsa radyoda yine aynı şarkı çalıyor. Sesin pencereme vuruyor, şıpır şıpır... ---Sükût---Biri beni inandırsın; kendi yalanına hapsolmak...&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yuvaya dönerken baldırları çamur olmuş bir çocuk gördüm. Durağın hemen arkasında ciklet satıyordu. Karşıya geçmeden önce göz göze geldiğimizde,  sanki suçlu olan oymuş gibi bakıyordu. Oysa, o anda naneli bir ciklete ihtiyacım vardı. Pişmanlık pahasına da olsa dönüp o gözlere bir kez daha bakmadım bile...Birazdan yuvada kavgacı ve mutsuz çocukları görecektim. Yuvadan döndüğümde, o çocuğun yerinde, yüzünde tomurcuk benleri olan kötü giyimli bir zenciyi bulacaktım. Çocukluğumu orada yetim bıraktım, kaybettim. Şimdi, aynı durakta bekleyen gözlere yalvaran, suçlu gözlerle bakıyorum. Yardım çığlıkları yerine susup gözlerimi devirmekle yetiniyorum. Biri beni duysun; kendi çığlığına hapsolmak...&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Çemberi gül oyalı, talihi yaldızlı ağıtlara beşik, mahveş yüzlü dil-ârâ idi (gönül süsleyen) sevgilli. Kalp, sırçadan bir saraydı; âşık, sarayda çıplak ayakla gezinen Sultan... Sarayı başına yıkılan Sultan, yürümek dahi istemez; velev ki sabûr olmasa. Bir nefeslik saltanat idi ‘öteki aşk’... Aşk ise ya şaraptı ya ballı zehir. Bir ömür, ya çakırkeyf bir sarhoş gibi tebessümler saçarak ya çıngıraklı bir yılan gibi zehirler kusarak geçerdi. Paslı bir zırh içine gömdüğüm ateşten hayallerle yaşıyorum. Biri beni çıkarsın; kendi vücuduna hapsolmak...&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify" align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Eski bir semtin mahalle aralarından önce eğrilip sonra sivirilen bir yolun yokuşlarından birine gömülmüş bir esnaf kahvesi kadar sessizlik soluyorum. Yol yorgunu oluşuma emare baldırlarma çöken ağırlık hissi. Dilim yerine ağzımın içine kurutulmuş biber asılmış, halim ise içler acısı. Konuştukça sanki bıtıraklı yaban çalısından yere yabani yemişler dökülüyor. Ölüm kadar susmak istiyorum. Kütleyi derin boşluğunda mimar etmeye çalışan Higgs gibi helezonlar çize çize bir karadelik tarafından yutulup sessizce kendi karanlığıma gömülmek istiyorum. Biri beni sustursun; kendi sessizliğine hapsolmak...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-5199007757528308995?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/5199007757528308995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/12/krk-gn-yazlar-05-sessiz-lm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/5199007757528308995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/5199007757528308995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/12/krk-gn-yazlar-05-sessiz-lm.html' title='Kırk Gün Yazıları – 05 (Sessiz Ölüm)'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-4332520148615412367</id><published>2008-12-19T23:14:00.006-02:00</published><updated>2010-01-01T23:33:58.090-02:00</updated><title type='text'>Kırk Gün Yazıları – 04 (Efsel Bahçelerine Ağıt)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Hayal ağacına asılı umut yaprakları birer birer dökülüyor. Eğrilen dalları, kusurdan örme bir sepetmiş gibi içiçe geçiyorlar. Rüzgarını nefesimden çektiğin günden beri içimde harmanı olan tek mahsul pişmanlığım. Nehir kıyılarında çocukların gibi baktığın büyüttüğün boylu poslu sıraselviler şimdi öksüz çınarlar gibi... İğneyle kazdığın zemzem kuyusunu foseptik çukuruna çevirdim. Aklım, uzaklarında yeşeren bir tütün yaprağıydı; dudaklarında çiğneyip tükürmeliydin beni. İdam etmeliydin! &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Az gerideki kırık köprünün kilometrelerce ötesi sana uzanan tren rayları. Sancıyla dolup acıyla boşalan bu gözler, ölürcesine sevdiğini bir ayrılık uğruna yıllarca hırpalayan zavallının gözleri... Ellerim tersine çevrilmiş, yardım çığlıklarını boğmak ister gibi ağzımı sımsıkı kapatıyor, titreyen dudaklarımdan ‘aman Allahım’ sözleri dökülüyor. Şimdi gözlerimden iplik gibi sızan bu damlalar yıllar önce kuruttuğum senin topraklarında doğan o bereketli ırmaktan yeniden sızmaya başlayanlar.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar susamışım sana! Sanki kollarınmış gibi sarılıyorum beyaz kağıtlara. Gecenin damarlarına mürekkep koyuluğu işliyor. Parçalansın bu ellerim, bu parmaklarla yeniden ümit kokulu şiirler yazdırma bana. Kurak topraklarımın kokusu burun delen manolyası. Melamin sertliğinde bakışlarım var artık. Kırgın bir pembe yunus gibi hüzün dalgalarına kendini bırakma. Işığın uğruna iki gözüm önüme aksalar değer. Yitik sevgilim, körelen nurum! Rüzgarını içime boşalt..Öyle esip geçme ılık bir sahil rüzgarı gibi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#663366;"&gt;...............................&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#663366;"&gt;Dua&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#663366;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;font-size:85%;color:#663366;"&gt;Bizleri varlığa erdiren ve iman sayesinde gönüllerimize yeni bir diriliş lutfeden Güzeller Güzeli Rabbimize O’nun ilmi adedince hamd ü senâ ediyor; varlığın özü ve nüvesi, yaradılış ağacının meyvesi ve tevhid hakikatinin en gür sesi Efendimiz’e sonsuz salât ü selâm gönderiyor ve bir kere daha Yüce Yaratıcı’nın huzurunda ellerimizi açıyoruz:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;font-size:85%;color:#663366;"&gt;Ey her varlığa ihsan deryasından nimetler yağdıran ve ikramı her ikram sahibinden sonsuz derece üstün olan.. ey herkesi ve her şeyi merhametle kuşatan ve kerem ü lutfundan günahkarları dahi mahrum bırakmayan Rabbim! Benim istediklerimi de ver, cömertlik ve merhametinle beni de sevindir; ikram ve rahmet yağmurların neticesinde benim emelimi de gerçekleştir. Şu âciz bendeni eli boş, ümidi kırık, zavallı ve perişan bırakma. Sadece korktuğum tehlikelerden değil, hiç sezemediğim, tahmin bile edemediğim ve dolayısıyla da endişe duymadığım musibetlerden de beni emin eyle.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;font-size:85%;color:#663366;"&gt;Evet, itiraf ediyorum Rabbim; Sen bana hep güzellikleri emir buyurdun ama ben pek çok defa isyan ettim.. Sen bana kötülükleri yasakladın ve onlardan kaçınmam hususunda beni uyardın, heyhat ki ben masiyetten uzak durma mevzuunda da istikamet üzere olamadım; bazen hayır yolunda koştum, fakat, kimi zaman da isyan deryasında debelenip durdum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;font-size:85%;color:#663366;"&gt;İşte şimdi, perçemim ellerindedir, huzurunda boynum kıldan incedir, bütün sırlarım nezd-i ilahinde bir bir bilinmektedir; ne ki, ümidim sadece Sendedir. Şayet beni azapla cezalandırırsan, Sana kim itiraz edebilir, zira bu kul Senindir; fakat, eğer bendeni bağışlarsan, bu Sana daha çok yakışır, çünkü mağfiret etmek Senin şe’nindir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;font-size:85%;color:#663366;"&gt;Hâlim Sana ayan, söylediklerim bildiklerinin bir kısmını beyan. Beklentim ise maddî-manevî dertlerime derman. Duama icabet buyur ey Rahîm ü Rahmân! İcabet buyur ve beni beşerî kirlerden, cismanî lekelerden, ötede utandıracak hallerden temizle.. iç ve dış duyu organlarımı, bütün melekelerimi ve latifelerimi Zat’ının nurlarıyla münevver eyle.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;font-size:85%;"&gt;Efendimiz Hazreti Muhammed’e, aile fertlerine ve Ashab-ı güzînine salât u selam ederek bunları Senden dileniyoruz; dualarımızı kabul buyur Rabbimiz!..&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-4332520148615412367?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/4332520148615412367/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/12/krk-gn-yazlar-04-efsel-bahelerine-at.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4332520148615412367'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4332520148615412367'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/12/krk-gn-yazlar-04-efsel-bahelerine-at.html' title='Kırk Gün Yazıları – 04 (Efsel Bahçelerine Ağıt)'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-1189600015267988218</id><published>2008-12-18T02:39:00.002-02:00</published><updated>2010-01-01T23:04:03.642-02:00</updated><title type='text'>Kırk Gün Yazıları – 03 (Edep Ya hu)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Karınca, meclis kararınca hırsını bir kenara bırakıp oburluğa özendi. Her sabah içtimasında göbeğine bir terzi metresi dolandı. Hormonlu dometeslerin yetiştirildiği bir bahçeye sevkedilen ilk taburla gün ağarmak üzereyken yola çıktı. Aynı birliğe çalışan bir grup karıncaya, tabur kışladan ayrılınca, kışla kapısını genişletme görevi verildi. Çiğ üzerlerinden düşmeden günle birlikte kızaran domatesler karıncaların istilasına uğradı. Akşam güneşi nüzule gark olunca tabur düdüğü çaldı ve karınca iki adımı birbirine kavuşmaz halde kışlasına geri döndü. O gece tam üç şişe Kızılay sodası içti. Edep ya hu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzyıllar önce yüz yıl uyuyan bir prenses varmış. Uykusuna dalmadan önce aşk saatinin tiktaklarını dinlermiş. Her gece yatmadan önce saati kurmak adetiyken son uykusuna dalmazdan evel akrebin kıskacına yakalanan gözleri mahmurlaşmış. Ninnileşen tiktak sesleriyle kendini uykunun kollarına teslim etmiş. Yüzyıl boyunca tiktaktan başka tek ses duymamış. Tam yüzyıl sonra tok sesli bir prens ‘uyan prenses’ demiş. Ancak nafile.. Prenseste tık yok! Edep ya hu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İğnesi gevşek bir arı, havada kırk takla attıktan sonra nereye konması gerektiğini bilemez haldeyken gözleri sol kanadına yakın ağacın dalına asılı duran bir saç teline ilişti. Bu saç telinin uzun olması bir kraliçeye ait olduğu anlamına gelmiyordu elbette. Süzülürcesine yumuşak bir iniş yapıp yüzü kovana dönük halde ayakları saç telini kavradı. Ne var ki akıl kovuğundan başını çıkaran ilk arı bir kraliçeydi. Kendisine mahrem olmayan bir saç teline konması yüzünden o kovandaki kraliçenin bütün arıları iğdiş edildi. Edep ya hu! &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-1189600015267988218?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/1189600015267988218/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/12/krk-gn-yazlar-02-edep-ya-hu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/1189600015267988218'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/1189600015267988218'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/12/krk-gn-yazlar-02-edep-ya-hu.html' title='Kırk Gün Yazıları – 03 (Edep Ya hu)'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-994124141522594943</id><published>2008-12-16T22:45:00.004-02:00</published><updated>2010-01-01T23:03:51.467-02:00</updated><title type='text'>Kırk Gün Yazıları – 02 (Bir Rüya)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Gecenin ceplerine usulca girerken, günbatımından geriye güneşin son kızıllığı kalıyor. Kısa aralıklarla semaya yayılan ezan sesleri kesilir kesilmez gözlerimi isli bulutlar dolduruyor. Gündüz mesaisini bitirmiş yağlı bir yılan gibi, karanlık burun deliklerimden içeri hafifçe sızıyor. Gözlerimi kapattığım anda beynimde yabani ot gibi biten boşluk, yani diğerlerinden bana arta kalan, bizzat müşahidi olduğum yaşam ikinci perdesini oynamaya soyunuyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Masumlar meclisinde tıknaz bir tiran sahne alıyor. Gösterişli sözcüklerle kısa süreli bilinç değişimleri gerçekleşiyor. Büyükçe bir beynin içine düşmüş buluyorum kendimi. Hemen girişinde zarına kazınmış bir ok bu beynin‘tabula rasa’sını (boş levha) işaret ediyor. Karanlık koridorlarında el yordamıyla ilerleyebiliyorum. Her labirentin sonunda yeni bir kıvrımla yön değiştiriyorum. Loblarında gezinirken kafatasına çengelle tutturulmuş üzüm salkımlarından koparıyorum. Birkaçını yemekle başım dönüyor, sarhoş oluyorum. Duvarlara çarparak kulak zarına doğru ilerliyorum. İçinde kadın çığlıkları uğuldayan kapısız dört duvar bir odanın içinde buluyorum kendimi. Ancak tırnaklarımla retinaya tünel kazarak kendimi dışarı atabiliyorum. Karanlıktan büyümüş gözbebeklerimde mavi bir ay doğuyor. Ters imaj kürsüsüne tepetaklak oturmuş, yapraklarında gökkuşağı olan gövdesi nemli bir çınar görüyorum. Yaklaştıkça bütün renkler yavaşça soluyor. Dalları siyah beyaz, yaprakları grileşirken adımlarım çınarın köklerine basınca herşey kararıyor. Bir süre hareketsiz kalıyorum. Gözlerimde karıncalar oynaşıyor. Önce zaman kavramını sonra aklımı yitiriyorum. Neden sonra arkama dönüyorum. Ilerde, çok uzakta sıska bir ışık beliriyor. Ürkek ve çaresiz bir umutla ışığı persektifimde büyütüyorum. Karşısına geçtiğimde tüylerim ürperiyor. Boş levhada silinmez mürekkepli bir kalemle işlenmiş ‘25 yıl’ yazısını görüyorum. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Çıplak bir komedyen, gösteri sonrası yalnızlık odasına geçmiş, aynanın karşısında hüngür hüngür ağlıyor. Uyandığımda parmaklarım klavyeye ‘edep ya hu’ sözcüklerini dokuyor...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-994124141522594943?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/994124141522594943/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/12/krk-gn-yazlar-01-bir-rya.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/994124141522594943'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/994124141522594943'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/12/krk-gn-yazlar-01-bir-rya.html' title='Kırk Gün Yazıları – 02 (Bir Rüya)'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-6767589043724868170</id><published>2008-12-16T01:46:00.001-02:00</published><updated>2010-01-01T23:03:37.159-02:00</updated><title type='text'>Kırk Gün Yazıları – 01 (Yol ve Başlangıç)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bir Pazar ayini sonrası, kilise kapısı önünde devrik adımlarla yürüyüp dişlerini gıcırdatan bir zangoç görüyorum. Hayatın bu karesinde çan çalan mutsuz adamlardan birinin suretine bürünmüş ‘son kez çalıyorum’ bu çanları diyorum. Canım çok sıkılıyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;İstifa edişlerimin her geri dönüşlerinde, anılarımı istifrar ediyorum. Bu kez son diyorum! Yinelenen her yeni başlangıçta yeniden bir kez daha umuda boğulurken başlangıçların ilkinde, hem ilk gecesinde sarhoş olup duvarları dövmüştüm. Kesilen her başından bin yeni baş fışkıran, bin başlı ejderhanın kaç kellesini kopardım şimdiye dek bilemiyorum. Herkülün keskin kılıcını dilime dolayıp yutuyorum bu kez. Alacaklarını ‘insan etiyle’ tahsil  eden bir Venedik Taciri oluşum, bu akşam dilimi kesip kefeye koymamla son buluyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Su kıyısında yaşayan, ağaç dalları kemirip beslenen bir kunduzun dişleri de çürür; umulurki yenileri çıkar. Kış, kendisi bir ölümken batıl inanışlar bataklığında yunup yıkanan bir flamingonun göçmesi ve tövbe nehrinin ılık sularına ayaklarını batırmasıyla ayrı bir diriliştir. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Aşk, dilsizin gönlünden diline yol alan hikmet pınarı, kalbin karanlık odalarını aydınlatan bir nur, ölmek üzere olana bir kalp masajı. Sert bir uyanış ki ten kafesinden çıkıp yuvasına dönen can gibi küçülen gözbebeklerinde tortusu kalan rüyalardan sıyrılıp gelmiş. Tıkanmış damarları oyan bir matkap gibi kalpten bedene kıpkızıl kan, ruha sımsıcak can pompalayan kılavuz kaptan. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Azar azar yazan bir yazar için aşk, yaşadığını yazmak ya da yazdığını yaşamaksa tam kırk gün süren bir ölüm orucu sonunda bu gece iftar ediyoruz. Kırk günün telafisi yazılara kırk gün sürecek bir erbain çıkarmaktır. Yolun sonunda ya defterimize iplik gibi kırk satır dizeceğiz, ya boynumuza urgan gibi kırk satır takacağız. Haydi yolcu yolunda gerek...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-6767589043724868170?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/6767589043724868170/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/12/krk-gn-yazlar-00-yol-ve-balang.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6767589043724868170'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6767589043724868170'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/12/krk-gn-yazlar-00-yol-ve-balang.html' title='Kırk Gün Yazıları – 01 (Yol ve Başlangıç)'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-7455744762774794188</id><published>2008-12-06T23:11:00.002-02:00</published><updated>2009-11-15T05:06:52.250-02:00</updated><title type='text'>Dalgın Martı</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;Gülüşün...&lt;br /&gt;Dudağında örselenen satırlara okunmuş&lt;br /&gt;İkide bir mutluluk iki de bir!&lt;br /&gt;Yalnızlığın; o sana çok dokunan&lt;br /&gt;Parmaklarında dokumuştun kutup rüzgarlarını&lt;br /&gt;Aynı sevdalara boyun eğdikçe kıvrılan yüzün&lt;br /&gt;Üç aynanın ikisi karamsar bakıyor&lt;br /&gt;Bak şimdi ağlıyor rüzgargülleri, güllerin&lt;br /&gt;Kirpiklerin...&lt;br /&gt;Kapandıkça yeri mızraklayacaklar&lt;br /&gt;Kabaran nehirler gibiydi yüreğin&lt;br /&gt;Kül rengi şiirlerin nehirlerde yol alacaklar&lt;br /&gt;Suskunluğun,&lt;br /&gt;Şimdi dizilerde dilsiz dikeni oynayacak&lt;br /&gt;Yerden dizlerine çizilmiş düz bir çizgiydi aklın&lt;br /&gt;Topuzlarla dövüldü aklın&lt;br /&gt;Ki şimdilerde aklın bir karış havalarda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya özlediğin istanbul...&lt;br /&gt;Gözleri kıvılcım saçan &lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;Gavur aksanlı çocukların şarkılarında&lt;br /&gt;Teşhir etmeli bu şehri teşhir&lt;br /&gt;Çıngıraklar takmalı boynuna&lt;br /&gt;Yaldızlı öküzün boynuzlarına oturtmalı&lt;br /&gt;Sallamalı, sallamalı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gece yine geç saatlere kadar uyanık kalacaksın&lt;br /&gt;Belki üçüncü acı kahveden sonra devrileceksin&lt;br /&gt;İkinci Prelude’ye yetişemeden kalacaksın&lt;br /&gt;Birinci durağın ortasında, başbaşa –rüyalarınla-&lt;br /&gt;Üzgün bir pelikanı andırıyor duruşun&lt;br /&gt;Oysa karton karakterler içinde&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;En megaloman olanı sen değil misin?&lt;br /&gt;Adımların gerisin geri atıyor. Belli, korkmuşsun,&lt;br /&gt;Yoksa gözlerin kıpkızıl kan dolu, yüreğin aşkla mı yanıyor&lt;br /&gt;Göğsünü elinle bastırmalısın,&lt;br /&gt;Bence yaran kanıyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri dönüşün...&lt;br /&gt;Mavi bir akşamüzeri olmuştu&lt;br /&gt;Yolların ardından bakıp bakıp sarhoşçasına&lt;br /&gt;Hem ıslak kaldırımları sökercesine yürümüştün&lt;br /&gt;Küskün anılarınla&lt;br /&gt;Bu virajları hiç böyle keskin dönmemiştin&lt;br /&gt;Katıksız saf ışıktan sıyrılan koyu bir gölge gibi&lt;br /&gt;Yokuşlarda kendinle başbaşa kalışın&lt;br /&gt;Dalgalara demir atmış dalgın bir martı gibi&lt;br /&gt;Bekleyişin zamana iz gibi düşerken&lt;br /&gt;Hani onca yıl sırtında taşıdığın ümiti&lt;br /&gt;Başına mezartaşı diye dikmiştin&lt;br /&gt;Fosilleşen yaşamlara inat&lt;br /&gt;Ölümün üzerinden üçyüz ömür geçti!&lt;br /&gt;Doğrul, sivril,diril...Uyan artık &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-7455744762774794188?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/7455744762774794188/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/12/dalgn-mart.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7455744762774794188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7455744762774794188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/12/dalgn-mart.html' title='Dalgın Martı'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-2954093744724886088</id><published>2008-10-30T19:07:00.006-02:00</published><updated>2008-12-14T01:12:10.025-02:00</updated><title type='text'>Bütün Birdir Bir İse Bütün</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;İcazetini nefesindeki oksijene uyguladığı bir dönüşüm formulüyle almış Konuşan Simyager. Çekinerek, birazda bundan haberdar olmasından korkarak yazacağım satırlarda, sayesinde sürekli arkamdan takip ediliyor olduğum hissine kapılacağım metal gölge. Vücudunun her bir parçası beynimdeki tarlalara gömülü, sürgülenmesine asla izin vermediğim kutsal sarmaşık. Logosu mistik simgeler içeren totemine aliminyum grisi işlemiş bir patisserienin önünden geçerken vitrininde gözüme çarpan, olsa olsa damarlarında soylu kanı dolaşanlara has böğürtlenli turta. Kimyasına etten kemikten insan ruhu karıştırılmış, üzerine bir tutam Garam Masala serpiştirilmiş, Mevlananın aşk ateşinde eritilip Antik Yunan diyalektiğinin örsünde dövülmüş bir felsefe taşı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesi soluğuyla yirmidört saatin her dakikasında –uykusunda bile- aşk kelimeleriyle konuşan bir megafon. Şayet onun kelimelerini biraraya getirmeyi başarabilirseniz ortaya gözünüzü kamaştıracak ve benzerine çok ender raslayacağınız bir resmin çıktığını görürsünüz. Bu resimde ‘çıplak insan’ vardır sadece. Onun medresesinde tedris etmeyi göze almışsanız en başından etinizin kemiklerinizden, ruhunuzun bedeninizden, hücrelerinizin damarlarınızdan ayrılacağını kabul etmişsiniz demektir. Zira üzerinizde dominant bir halde uygulayacağı üç teknik yöntem vardır. Bu süreç sonunda tek parça kalabilmek gerçekten zordur. O sizi önce çözümleyecek sonrasında ayrıştıracak en son birleştirecektir. (analiz-degradasyon-füzyon)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatta kaçmanın kifayetsiz olduğu anlar vardır. Onunla tanıştığınızda bu an(ı)ların en unutulmaz olanlarını size yaşatacaktır. Çekimser bir balık olduğunuzu düşünüyorsanız size yumuşak bir ağ atacaktır. Şayet zarif bir denizyıldızı iseniz sizi kafiyeli sözcükler süzgeciyle tutacaktır. Kibirli bir balığa daha kibirli bir zıpkın saplayacaktır. Bir yengeçseniz üzerinize bir kova geçirecek, mürekkep balığıysanız sizi parşömen kağıtlarına dolayacaktır. Sazanlar için dokuz boğumlu bir oltası, denizkestaneleri için üzeri devamlı kızgın bir kuzinesi vardır. Her nasıl bir ‘deniz canlısı’ olursanız olun sizi en ince damarınızdan yakalamasıyla onun mahir bir balıkçı olduğu kanaatine ulaşacak ve kancada çırpınmaktan vazgeçeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Japon mitolojisinde her yıl Tanrılar kutsal Izumo tapınağında bir araya gelip toplantı yaparlar. Orada insanların aşkla ilgili alın yazgısı belirlenir. Tanrılar hangi insanın hangisini sevmesi gerektiğine karar verirler. Uba ("yaşlı kadın, yağmur hemşire") mitolojide çam ağacının ruhudur. O ve kocası Jo ("sevgi") evlilikteki aşkı ve sadakati sembolize ederler.” Onun varlığından haberdar oluşum, fakültenin içinde sık uğramadığımız bir kafede gerçekleşen böyle bir toplantı esnasında fosilleşen dostlarımdan birisinin ondan bahsetmesiyle gerçekleşti. Değişimlerinin kaçıncısı olduğunu bilmediğim bir değişimin en başındayken o dostum, İstiklal Caddesinde birlikte yürüdüğü bu insanın, onun yüzyıllık kaidelerinden biri olan ‘yere çöp atmama’ felsefesini tuzla buz edişini efsaneleştirerek anlatıyordu. Hikayesinin devamı giderek ilginçleşiyordu. Aynı gece evinde misafir ettiği bu şahıstan bahsederken onu mitleştirmesi dostumun bir ‘chimera’ tarafından ısırıldığını düşünmeme neden oldu. Oysa gerçeğin arkasındaki gerçek (the truth behind the truth) bambaşkaydı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şener abi... Hakkında konuştuğum zaman bana kendimi suçlu hissettiren insan! Sözlü kaynakları dinlediğinizde onun yarı masal-yarı gerçek, yarı insan-yarı ejder olduğunu düşündürecek kadar derin ve karmaşık bilgiler edinirsiniz. Oysa ulabileceğiniz bütün yazılı kaynakları taradığınızda onun kanından olan bir insanın yaptığı şu betimlemeyle karşılaşıyorsunuz: “İzmir doğumlu yönetmen,gazeteci yazar. Öteki aşk ve azraile şaka kabilesi isimli iki kitabı mevcuttur.Saçları uzun ve düzdür. Şükür ki kendisinin en önemli ve belirgin özelliği bu değildir.” Kadife ipliği gibi yumuşak ve örgülü uzun saçlarıyla onu karşımda göreceğim ilk geceye kadar –bu kısma birazdan geleceğiz- gözlerinin içine bakıp ona birkaç şey söyleyebileceğimi tahmin etmiştim. Ne yazık ki bendeki birtakım arızalar buna müsade etmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç tanımadığınız bir insanın kim olduğunu anlatmaya çalışırken ister istemez her anlama gelen kelimelerden seçme gereği duyuyor insan. Onun hakkında yanılıyor olduğum tek gerçek kelimelerini bir neşter gibi kullanarak karşısındakini kadavra suretine büründürüyor olduğunu düşünmemdi. Oysaki yaşıyordum. Deliksiz bir uykuda olsam da bütün hücrelerimle açık bilinç, kapalı devre oynuyordum. Bunu şimdilerde daha iyi kanıksıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Büyük buluşma gerçekleştiğinde, yani o gece dostlarımla şehrin gecekondu semtlerine giden otobüslerin birinde kendimi yokluk ve sonsuzluk arasına sıkıştırırken söyleyeceğim kelimeleri toparlıyordum. Önce onu dinleyecek, içindeki bütün sıvıyı boşaltacak, ardından hiçbirşey duymamış gibi kendi damarımdan geceye kan verecektim. Ne var ki planım kesin bir sekteye uğrayacak, sabahın ilk ışıkları mahmurlaşan gözlerimize çöktüğünde halen konuşma sırası bana gelmemiş olacaktı. Sağılan bir inek gibi apışıp kalmıştım. Bütün gece boyu tek yapabildiğim insan aklının geldiği ve geldiği yerde kaldığı son durumu gözlemlemekti. Bu bana büyük bir haz veriyordu doğrusu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bir gece içine sığdırılmayacak türden hadiseler gerçekleşti o zaman. Ayaküstü bir yemek kursuyla başlayıp Hint kültüründen tütsülerle bastırıldı toplamı beş metrekare, üçte ikisi sigara dumanıyla dolu olan oda! Edip Canseverden şiirler okunduğunu, Şener abinin dolgun diksiyonuyla kulaklara ezberden satırlar üflendiğini anımsıyorum. Odanın bir duvarında yarılmış kireçleri ve dökülen sıvasını kapatmaya çalışan bir karakalem çalışması gözüme çarpmıştı. Ansızın değişen atmosferler içinde kahkahadan ağlayan aynı gözlerin hemen bir kaç dakika sonrasında acı ve ızdıraptan ağladığına şahit oldum!! Tüylerim ürpermişti. Kelimelerin bunca keskin olduğunu anladığımda aynı şeyin benimde başıma gelmemesi için tek yapmam gereken şey aklıma oracıkta bir duvar örmekti. Öyle kalın bir duvar ki Şener abinin matkap dili bu duvarı delip ötesine geçemesin. Bunu yaptığıma pişman olamıyorum her nedense.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Konuşmalar ve metaforlar havada uçadursun kardeşinin saçını okşayıp ona çok sade bir benzetmeyle şefkatini göstermesi, yine beden diliyle beni kucaklayıp kucak dolusu iltifat etmesi onun ne sürekli topuzlarla baş döven bir kasap ne de insanlar üzerine lavanta kokuları sıkıp başına kıvrımlı peruklar takan bir Monsieur olmadığı; aksine gerçek bir mürşid olduğunu gösteriyordu. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Sabahın erken saatlerinde, kahvaltı sofrasındaki işim biter bitmez bana ‘paran var mı’ diye sorduğu halde duymazdan gelerek o gecekondu mahallesinden ikamet ettiğim semte doğru kaçar adım uzaklaşmıştım. Kaçmak o zaman için yapabileceğim tek şeydi. Pişmanlık... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;-Asla böyle birşey yapmaz- Şayet hakkındaki düşüncelerimi yargılasa ona onun usülünden bir cevap vermekle sıyrılabilirim ancak: ‘algılandığın kadar varsın’. Söz arasından cımbızlayıpta çekebildiğim ve bugünde aklımda eski büyüsüyle tesirini icra eden ‘Panter Şener’, Şener abim... İnsanların hayatında ‘bütünün bir, birin bütün olduğunu’ bir gecede öğreten insanlar vardır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:'Trebuchet MS';font-size:14;"&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;YAŞ/ÂSÂYDIM…&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Deniz manzaralı boğazına uçurum&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;yalnızlığıyla takılı kalan koca bir evreni, çocukluğuyla-tekil çokluğuyla- tıkayan bir çığlıktım sadece. Yaşasaydım 24 yaşında olacaktım. Yer’yüzüne basan&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;zamanın ayağındaki mayasıl bulaşmış olmalı; çürüyorum!bu büyük çaplı HASTALIKTA&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;ben gözle görülmez bir ayrıntı,basit bir MİKROP kadarım. Yüreğim anca bir ölü beden sıcaklığında. Kalbim-kendine bir yalan!- atıyor.... teker teker gidiyorlar hiç olmayan ülkelere, hiç olmayan coğrafyalara hiç olan haritalarda! 2 cenaze arası mola vermiş iştahlı bir ölü taşıyıcısı gibi yabancı kalmış ruhum! Artık, içimde büyüttüğüm her şeyin beni büyütmesini&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;istiyorum. Herkesin ağladığı bir açık artırmada daima gülen bir çocukportresi olmak istiyorum. Azraile bile yaşadığımı inandırdım. Kalbim o kadar büyüdü ki göğüs kafesimi kırdı sonunda. Ya da bu hasar 24. Kattan atladığımda mı oldu? Ah, ağzımın içinde ağ tutmuş kelimeler. İçimden yüksek volümde arabalar geçiyor:şizo’Fren yapamıyorum, altımda kalıyor aşklar,aldanışlar, yaşanamayacaklar....&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Kanayan her hücresine kapatılmış,mahkum edilmiş&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;yalnızlıklarımı avutuyorum şiirlerimle. Bir yangın gibi büyüyoruz oysa. Yarım kalmış bir düet, belli belirsiz bir çığlık gibi...tanrı eli değmemiş yalnızlıklara dayanıyorum kendi gölgesine dayanan evliya sabrı gibi,korkunun cesaretlendirdiği noktadan virgüle umudumu yiyiyorum tırnaklar&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;yerine...&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bu,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;              &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;sus payı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;             &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;_________&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;         &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;          &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;na- sır paydası !&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;YÜRÜYE YÜRÜYE GEZ’EGENİMİN&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;karanlık yüzünde kaybettiğim aydınlık suretimi arıyorum. Haydi, bırak beni. Derisini bırakan yılan gibi bırak. Kendini yenileyen biraz da bu yüzden eskiyen,eskidikçe bu eksikliğini yeniyle örtmeye aldanan zaman gibi bırak! Bırak ki, ben kum olup akıyorum cam bir kavisten diğerine. HER ÇÖL KENDİNE DE! Sürgündür ya bir de. Yer-yüzünden aşk yüzüne inen kaba bir tokat gibi patladı hayatım. Konfetiler,ışık yağmurları,dönen gezegenler boşluğumda-ruhumla bedenim arası lağımda ya da- HEPİMİZ MEZARIYIZ KENDİMİZİN! yahut, kendinden başka konacak yeri olmayan bir yaralı martıyız diyelim-&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Uysallaştıkça deliye dönüyorum! Genleriyle sevişen ve git gide çürüyen bir mikro(p) evren!&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Acil kalp nakline ihtiyacım var! Aklın tütsülemediği,günahın gölgelemediği,şüpheyle bıçaklanmayan,ihan’etle burkulmayan, aşka ölesiye hazır aşka ölesiye tapan! Acil kalp nakline ihtiyacım var...&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Derin bir gölün siluetinde boğdum çünkü yansımı. Kiş’iliksizim. Kiş’ilik kan seriyim. Sere serpile kendi kanımın ya da –her hangi bir ânımın –pıhtısında dondum! Anlıyor musun? Kanımca,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;yalnız kalamayız, biz hiç kalabalıklaşmadık ki!&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;İşte bu yüzden, sırf bu yüzden işte kirli çıkın kabuksuz bir iç&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;yaranın sızılarından&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;bile&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;hesap soracağım. Yeniden bulabilmek için kaybedeceğim ilkin! Biz, bir seraba düştük! Bir düşe gerçekliktik biz! Oysa alfabetik sırayla kurşuna dizdiler bizi,satır satır kestiler,kelime kelime...hiç hececilerdendik ve yalnızca burnumuzu çekebildik,mendilsiz salladığımız yoksul ellerimizle ,giden trenlerin ardından!&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Su,ateşe yanmasaydı nasıl öğrensin di böyle güzel söndürmeyi? Her şeyi bilmeyi deneyerek hiçliğin kaybına zaferlendim ben. Vücutsuz bir ruh olmak kolaydı, peki ya ruhsuz bir vücut? Yazık ki, bu soru’nun cevabı hafızasını kaybetmiş bir yaradır bende,kendi kabuğundan alel’ecele soyulmuş...Tam anlamıyla azılı bir yalnız, densiz bir yara’tığım topu topu...&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Yaşasaydım 24 bahar ve onbinlerce kış gördüm diyebilecektim. Karanlığından ritimsiz geçtiğim bir flütün delk deşik kalbiyim bu yüzden en az,geceden büyük gözleriyle geceyi seyreden bir çocuğun kırılması muhtemel düşüyüm en fazla...&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Kalbin, taşınmayacak kadar ağırlaştığında “biri gelse de çalıp götürse!” duanım...işte bu yüzden,sırf bu yüzden işte yaşlandığın düşün bekleme salonunda ne kadar zorlasan da yere basmaktadır ayakların! Büyü(y)dün!&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Çünkü,aşkın kafasına dayayıp tetiği çektiğinde geri tepti hayat! O kalpsiz doğduğu için herkesten daha yürekli.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Velhasıl,&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Oda sıcaklığında muhafaza edilecek kayıplarım kalmadı,intihar etiketli aldanışlarım da,tedbiri aşktan alınmış ve yalnızlığı dahası acıyı üzerime kuma getirecek bir bekleyişimde!-kelimelerimin arası –ölümcül- uçurumdur dikkat;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;AĞLAMAYI GÖZE ALMADAN okuma!&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;color:#663366;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Güneş Ener&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:'Trebuchet MS';font-size:14;"&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; FONT: 90%/175% 'Trebuchet MS', 'Lucida Sans Unicode', verdana, arial, helvetica, sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a href="http://www.renesenug.blogspot.com/"&gt;http://www.renesenug.blogspot.com/&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-2954093744724886088?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/2954093744724886088/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/10/btn-birdir-bir-ise-btn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/2954093744724886088'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/2954093744724886088'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/10/btn-birdir-bir-ise-btn.html' title='Bütün Birdir Bir İse Bütün'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-6037939087314775559</id><published>2008-10-18T02:02:00.002-03:00</published><updated>2009-11-15T05:06:52.251-02:00</updated><title type='text'>Deniz Yıldızına Sitem</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Bir sabah hüzün bahçesinde tomurcuk açmıştın&lt;br /&gt;Güllere verilmiş kırmızı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı sabah gönül penceresinden içeri esmiştin&lt;br /&gt;Gönle esen sabah poyrazı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İpliği yumuk gözlerimden tutuşan bir kandildin&lt;br /&gt;Karanlık gökyüzümde Zühre yıldızı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mürekkebini gecelerimden çalan bir kalemdin&lt;br /&gt;Kırışık alnıma yazılmış düzyazı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katıksız yalnızlığıma ve derin bir sessizliğe gömülürdün&lt;br /&gt;Tabutumun yeşili, kefenimin beyazı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşımdaysan körebe, yanımdaysan saklambaç oynardın&lt;br /&gt;Mızmız çocukların en yaramazı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynalara bakar da o gözler aldanmaz sanırdın&lt;br /&gt;Yoksa dünyanın kurnazı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman görsen beni karşında, yüzün buz kesilirdi&lt;br /&gt;Çöllerin kışı kutupların yazı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İstemezüük, istemezüüük, istemezüük” diye haykırırdın&lt;br /&gt;Kelle koparan yeniçerilerin avazı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen konuştuğun zaman benim hayallerim donardı&lt;br /&gt;Zemheri gecelerinin ayazı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerin aklıma gelince ölümsüzlük türküleri bestelerdim&lt;br /&gt;Bamteline vurduğum nağmelerin sazı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne sen anlayabildin anlamını ne ben sana anlatabildim&lt;br /&gt;Aşk kelimesinin mecazı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son sözün eksik kaldı, bir türlü tamamlayamadın&lt;br /&gt;Bütünün yarısı, çoğun azı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O buğday tarlasında kokusu burun delen güller yetiştirecektim&lt;br /&gt;Biçilmiş başaklardan arta kalan tarla anızı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar içimde söndüremediğim bir orman yangınıydın&lt;br /&gt;Şimdi damarlarımda yatıya çekilen sızı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün olsun, devran dönsün, bu yangın sönsün diye beklerdim&lt;br /&gt;Alevi düştüğü yeri yakan ‘ateş gamsızı’ mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir nefes koklamakla sanki bütün ciğerlerim yandı&lt;br /&gt;Kızgın yıldızlardan dağılan karbon gazı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu denizi, gözyaşlarından biriken damlalar doldursun isterdim&lt;br /&gt;Bir damlayken varlığın, bu denizin olmazsa olmazı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrılınca göğsüm açıldı, içinden bir kuş havalandı&lt;br /&gt;Başını arşa değirecek ışık hızı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerin zümrüt madenine, gamzelerin petrol kuyusuna benzerdi&lt;br /&gt;Kuyumcu alıp hurdacı satan altın hırsızı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan onca sene geçti, inan hala unutamadım&lt;br /&gt;Yılların yıllara duası, nazı niyazı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi selam vermek çok gelir olmuş, eskiden hal hatır sorardın&lt;br /&gt;Hakkı hukuku var bu işin, haksızın hayırsızı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumuşak bir ağ atmıştım, oysa hiç yakalanmadın&lt;br /&gt;Yoksa balıkçı oltasında çırpınan denizkızı mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28.04.2006&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-6037939087314775559?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/6037939087314775559/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/10/deniz-yldzna-sitem.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6037939087314775559'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6037939087314775559'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/10/deniz-yldzna-sitem.html' title='Deniz Yıldızına Sitem'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-1117620997818377487</id><published>2008-10-12T23:33:00.003-03:00</published><updated>2009-11-15T05:06:52.251-02:00</updated><title type='text'>Telli Duvaklı</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Aşk gemisindeyim ben ümit rıhtımından kalkan&lt;br /&gt;Gözlerin savaşında heyecanımdır bana kalkan&lt;br /&gt;Hislerim doğransa da koca bir satırla&lt;br /&gt;Anlatmaya çalışırım yine iki satırla&lt;br /&gt;Ürkütse de beni korkularım yer yer&lt;br /&gt;Kancadaki bu kurdu hangi balık yer?&lt;br /&gt;Acılar sökülüyor artık kabuk bağlamış yaradan&lt;br /&gt;Neyleyim! Alnıma yazmış yazıyı Yaradan&lt;br /&gt;Yollar unutmaya yaramadı bari yıllar yarasa&lt;br /&gt;Aklımda tüner oldu kalbi kırık bir yarasa&lt;br /&gt;Beni sarhoş eden o zümrüt yeşili gözlerdi&lt;br /&gt;Kim bilir uzaklara bakınca neleri gözlerdi&lt;br /&gt;Bu sessizliğin nedendir? Ne oldu? Hayırdır?&lt;br /&gt;“Vaz mı geçtin yoksa?”deseler cevabım ‘Hayır!’dır&lt;br /&gt;Kovana sözler birikir, sonra dökülür bir bal tasına&lt;br /&gt;O sözler ki kellemi alıp götürdü bir oduncu baltasına&lt;br /&gt;Demiştim… Heyecanım pembelidir bazen sarılıdır&lt;br /&gt;Heyecanımın paketi yükselen duygularla sarılıdır&lt;br /&gt;Açıversem kalbimi ortaya ne değişir ki dünyada bugün?&lt;br /&gt;Açıverdim kalbimi ortaya ne değişti ki dün ya da bugün?&lt;br /&gt;Duygularım vardı. Tertemizdi! Kimi yanlış kimi doğru…&lt;br /&gt;O tertemiz duygular ufaktan yol alıyor ölüme doğru&lt;br /&gt;Bekler dururduk, hiç gelmesin isterdik korkusu: O yarın!&lt;br /&gt;Koklar dururduk, hiç gitmesin isterdik kokusu o yârin…&lt;br /&gt;Yarının tepeleri, yârin yokluğunda hep karlıydı&lt;br /&gt;Birini sevmeyi sevmek başkasını sevmekten kârlıydı&lt;br /&gt;Yıllar geçti… Sabrım var hala ama sen yoksun&lt;br /&gt;Hayallerim artık geleceğin ümidinden yoksun&lt;br /&gt;Topla! Çarp! İstersen böl ama sakın çıkarma!&lt;br /&gt;Ey kalbim, tut o hüznü içinde, dışına çıkarma!&lt;br /&gt;Elimizde tuttuğumuz açılmayan kilitli bir sandık&lt;br /&gt;Gömdük içimize neşeyi, hiç aldanmayız sandık&lt;br /&gt;Korkularla aramızdaki duvar şimdi öylesi kalın&lt;br /&gt;Ey bizi yersiz üzen korkular! Haydi, sağlıcakla kalın&lt;br /&gt;Masalla hayal oldu adına anıt diktiğimiz gelecek&lt;br /&gt;Buluşacağımız o tarih mezar taşına yazılı gelecek&lt;br /&gt;Gözlerinde tutuşan o ateşle yandığım günden beri susuyorum&lt;br /&gt;Konuşmak serap oldu şimdi, gözlerin aklıma gelince susuyorum&lt;br /&gt;Doğruldum! Kıyama duran dünya sonunda tekbirini getirirmiş&lt;br /&gt;İrkildim! Ölümsüzlüğe uyanan yaşam tek birini getirirmiş&lt;br /&gt;Ne özlemler, ne saadetler pişirdim ben bu aşkın ocağında&lt;br /&gt;Münker sofrasına buyur edildim hüzün yılının ilk Ocağında&lt;br /&gt;Söyleyeceklerim pek çok, denizlerden öte dağlardan aşkındır&lt;br /&gt;İşte ilan-ı aşk: bugüne dek beni yaşatan senin yitik aşkındır&lt;br /&gt;Zeyl niyetine yazılmış bu satır: Ümidim olunca telli duvaklı bir gelin&lt;br /&gt;Zeyle zeyl olsun işte bu son satır: Ey güzellikler artık üstüme gelin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz Yaşar&lt;br /&gt;18.05.06&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-1117620997818377487?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/1117620997818377487/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/10/telli-duvakl.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/1117620997818377487'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/1117620997818377487'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/10/telli-duvakl.html' title='Telli Duvaklı'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-4753116111895953651</id><published>2008-10-10T00:59:00.006-03:00</published><updated>2009-12-12T15:46:17.714-02:00</updated><title type='text'>Nar Çiçeği</title><content type='html'>Sözüm ona baharların sonunda Kasım soğuğunu kan kırmızısına boyayan içi boncuk boncuk bereket dolu nar, ‘anne’ iken narçiçeği ‘yâr’ imgesidir. Rüzgârını, Fevzi Halıcı şiirinin kıta sonlarında estirirken, yağmurları Cinuçen Tanrıkorur şarkısının nakaratlarında yağdırıyor. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Günaydınım, narçiçeğim, sevgilim…”&lt;/i&gt;Kudretli bir nedimeyi andıran nar ağacının gevrek dallarına asılmış ateşten laledir narçiçeği. &amp;nbsp;Kırmızı ipeklere dolanmış bedeni üzerinden ardına gölge gibi uzanan eteğiyle saray avlusunu okşayan yüzü peçeli kerimesidir Sultan’ın. Ilık iklimlerin nazenin tomurcuğudur o, çiçeklerin en hoş kokulu olanı. Bahçesinde nar biten aşığın Akdeniz rüyası, mendilinin işlemelerinde sarmaşıklar filizlenen Egeli bir ‘gelinciğin’ ilk gençliği…&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Köklerinden magmayı çekip dallarına lav pompalayan bir ağaçtır nar, gözbebeklerinden ateş püsküren bir volkandır narçiçeği. İçinde meleklerin yıkandığı nehirlerin suyuyla abdest alan, dikenlerinde şifa dağıtan, fısıltısı zakkumlardan dökülüp gelmiş, bakışları kıvılcım saçan kızıl saçlı bir körpedir. Şairler, amansız bir aşkın pençelerini bağırlarına saplanmış halde görüp kan seylâpları içinde soluklanacak kırmızı bir melek şarkısı aradıklarında ‘narçiçeğine’ sığınırlar. Yahya Kemal için gülü, şalı ve ziliyle hayallerinde oynaşan İspanyol güzeliyken İsmail Karakut için aşka yürüyen çocuk ruhun elinin yetiştiği son nokta: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Sürüyor şimdi akış/Narçiçeğinin ateşinde/Tınla, kader şarkınla…”&lt;/i&gt; &amp;nbsp;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Berlin’in Nar Çiçeği’nde&lt;/i&gt; Firuzan, onu sönmeye yüz tutan aşkların ortasında, yolu Almanya’da kesişen iki gencin dileklerini gerçekleştiren müjde olarak tasvir ediyor. Sezai Karakoç’a göre ise bambaşka: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“ Ellerin, ellerin ve parmakların / Bir nar çiçeğini eziyor gibi !.”&lt;/i&gt; Aşk,&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; p&lt;/i&gt;armaklarında sihir dokuyan bir kadının dilinde alev topuna dönüşürken, böylesi bir kadının karşısında dik durmayı başarıp onun parmaklarında ezilen bir narçiçeğine benzemesi! &amp;nbsp;Nar ağacı mizaçlı bir kadın için dallarında sürgülenen narçiçeklerine yazılabilecek daha yakıcı bir şiir var mıdır bilemiyorum…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Efsaneye göre Anarkali, halktan bir gence âşık olan Hint Prensesi’nin adıdır. Hint dilinde Anarkali, ‘narçiçeği’ anlamına gelmekte. Anarkali'nin babasının askerleri, bu iki genci aşktayken yakalarlar ve güzel Anarkali'yi diri diri duvara gömerler. Prensesin gömüldüğü yerde, her bahar narçiçekleri açarmış. Efsanenin farklı bir anlatımında, daha sonradan Jahangir İmparatoru olan Mugar Prensi Salim, genç bir prensken Anarkali isimli bir kıza âşık olur. Fakat kız dansçıdır ve ve asil bir kandan doğmamıştır. Bu aşk Prensin babası olan Mugal İmparatoru Akbar tarafından yasaklanır. Anarkali İmparator Akbar'ın emriyle, çarşının içerisindeki bir duvara canlı canlı gömülür. Onun güzelliğini anlatmak için Anarkali ismi ona bağışlanır. Orijinal isminin Nādira ya da Sharf-un-Nisā olduğuna inanılır. Evet, efsanelere konu olmuş bir çiçektir ‘&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;narçiçeği’&lt;/i&gt;…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Gecenin bu saatinde, vakit nar ağaçları için pek müsait olmasa da onların dallarında, derisinin altından hafifçe gıdıklayarak ‘narçiçeği’ mevsiminin geldiğini haber veren şiirler yazılıyor. Sanki damarlarında üç mevsim kan biriktirmiş gibi uyanınca yüzü kırmızıya boyanan sevimli canlar var. Uyan artık, günaydınım, narçiçeğim, sevdiğim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Yararlanılan Kaynaklar:&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;- PÖRÇÜK MEŞKLER, İsmail KARAKURT, Temmuz 2005&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;- Berlin'in Nar Çiçeği, Firuzan, İstanbul, Kasım 1985, YKY&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;- Anarkali, &lt;a href="http://my.opera.com/anarkali/blog/g-2"&gt;http://my.opera.com/anarkali/blog/g-2&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-4753116111895953651?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/4753116111895953651/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/10/nar-iei.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4753116111895953651'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4753116111895953651'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/10/nar-iei.html' title='Nar Çiçeği'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-417895079944892678</id><published>2008-10-06T23:49:00.014-03:00</published><updated>2008-10-09T16:05:50.409-03:00</updated><title type='text'>Muhtelif Tespitler-1</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#9999ff;"&gt;1- Kuşanmak kudretli olmak için önemli bir şartmış. Bunun idrakine bir kez daha vardım.&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ccffff;"&gt;&lt;br /&gt;2- Parlak ve uyumlu kıyafetlere nazik bir gülüşü iğneyle tutturduğunda rahmet helvası yiyen her cemâlin sûrete kanması içten bile değil.&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#9999ff;"&gt;&lt;br /&gt;3- Aman Allah’ım ya ben çok çabuk kanıyorum ya beni çok ustaca kandırıyorlar&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ccffff;"&gt;&lt;br /&gt;4- Hayat bir mektup gibi; bitimine yakin okundugunda yuzlerde tebessum izleri birakmak gerek. Bunu gorebilmek icinse son mektubumuzu yazacagimiz ana kadar beklememiz gerek.&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#9999ff;"&gt;&lt;br /&gt;5- Öncelikle konu hayatla ilgili birşey olduğunda kendimi çarkları büyük bir hummayla dönen bir soru üretme makinası gibi hissettiğimin bilinmesini istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ccffff;"&gt;&lt;br /&gt;6- Hayatta bu güne kadar merakımı celbeden düzinelerce insan ya da hadiseyle karşılaşmış olsam da ilk kez böylesi sorular denizi içinde yüzüyor halde buluyorum kendimi. Bunu daha ilginç hale getiren şey ise sorularımın büyük çoğunluğunun bir cevabı olmaması...&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#9999ff;"&gt;&lt;br /&gt;7- İçinde böylesi karmaşık kelimeler olan bir cümleyle birini etkilemek istemiş bile olabilirim ancak bu dahi bir soruyla noktalanıyor zihnimde: 'Neden birini etkilemeye ihtiyacım olsun ki?'&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ccffff;"&gt;&lt;br /&gt;8- Tarihin kendisi ibret sayfalarıyla dolu olsa da gelişen yaşam şartları içinde herkesin aklen-ruhen-bedenen ve kalben kendini tatmin arayışları süregelmiş ve çeşitli değişimlerle birlikte temel fikir hep sabit kalmıştır.&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#9999ff;"&gt;&lt;br /&gt;9- Gerçek şu ki niyet ettiğim gerçeğin gerçek olup olmadığını dahi bilmezken bu konuşma ameliyesinin bir amelesi olarak size varlığından söz edebileceğim, içinde milyonlarca düşünce ve duygunun kaynadığı kazanın neresinden kepçeleyip servis etmem gerektiğini bil(e)miyorum.&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ccffff;"&gt;&lt;br /&gt;10- Birşey söylemem de gerekmez ya; işte başka bir soru: 'Neden birşeyler söyleme gereği duyuyorum ki?'&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#9999ff;"&gt;&lt;br /&gt;11- Kabul, bu hoşuma gidiyor, yani cevabının nereye gittiğini ya da neden sorduğumu bilmediğim sorular sormak. Halen nefes alabiliyorken bu hayatin disinda bir muhabbet içindeyiz ki sorma gitsin...&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ccffff;"&gt;&lt;br /&gt;12- Başladığımız yere dönmek sanırım kaderimizin cevaplaması gereken bir soru. Bu sorunun, yani 'dünyanın iki ayrı kıtasında, aralarındaki boşluğu milyonlarca kilometreyi kaplayacak soruların doldurduğu iki cevapsız insanın birbirine neden sorular soruyor olduğunun' ne şekilde cevaplanacağını bilmiyorum.&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#9999ff;"&gt;&lt;br /&gt;13- Simdi irademizi de işin içine katarak kendimizi zorlayacak ve soru sormaktan ziyade aklımizda oluşmuş ya da oluşabilecek soruları dilimiz döndüğünce kendi nazarımizdan cevaplamaya çalışacak, böylece iletişim serüvenimizde büyük bir ilerleme kaydedebileeğiz.&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ccffff;"&gt;&lt;br /&gt;14- Ne var ki anlatacağımız ne varsa bunca mesafe ve iletişim materyalimizin sanal ve küçük pencerelerden ibaret olduğunu iç geçirerek göz önüne aldığımızda elimizde kelimelerden başka bir sermayemiz olmadığı gerçeğiyle başbaşa kalıyoruz. Oysa iki küçük derviş gibi birbirimizin gözlerine bakıp tek kelime etmeden başımızı sallayarak sosyal ve hisli mesajlar vermeyi, sormak istediğimiz ne varsa cevaplarını biliyor olmaktan ötürü kalbî bir hissedişle konuşarak anlaşma faslını geçmek isterdim.&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#9999ff;"&gt;&lt;br /&gt;15- Unutma ki söylediğinin ne olduğunu bildiğinde ne söylüyor olduğunun bir önemi yoktur.&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ccffff;"&gt;&lt;br /&gt;16- Ne istediğini bilen iki yürek aynı tonda çarpıyor ise yüreklerin sahiplerinin başlarını eğip 'ya nasip' soluklayarak 'herhangişeylerden konuşarak' iletişim kurmaları mukadderdir. Mukadder olanın mukaddes olana dönüşmesi dileğiyle sözlerimi burada noktalıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-417895079944892678?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/417895079944892678/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/10/muhtelif-tespitler-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/417895079944892678'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/417895079944892678'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/10/muhtelif-tespitler-1.html' title='Muhtelif Tespitler-1'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-3211236883504072840</id><published>2008-10-05T22:06:00.007-03:00</published><updated>2009-12-12T15:47:15.439-02:00</updated><title type='text'>Bakır Ölüm Altın Diriliş</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 115%; text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-style: normal; line-height: 17px;"&gt;Her şey tüm göçmen kuşların ülkeyi terk ettiği, sokakta yaşayanların dudak ısırarak sığınacak bir delik bulmaya çalıştığı ve baykuşların soğuktan şişmiş boğazlarından seslerinin çıkmadığı karlı bir kış gecesi başlamıştı. Ben, yani yıllar sonrasında başka bir milletin insanıymış gibi bu satırlara yabancı kalacak ‘Varlığını Unutmuş ve Varlığı Unutulmuşlar Kulübü’ &amp;nbsp;mensubu bu küçük insan, her zamanki serkeşliğiyle tek kişilik odasının ona sunduğu fırsattan istifade, düşünmekteydi. Bir anda gelecek gözlerinin önünde beliriverdi. İrkildi ve ona ait bu yaşamı seyre daldı. Geçmişten uzatılan dürbünle geleceğe, yani şimdilerde yaşadığını sandığı bu günlere baktığında gözüne ilişenler şunlardan ibaretti:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 115%; text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; line-height: 17px;"&gt;“Bir gemiye binmişim ve bindiğim gemiden inmemek için geminin kalktığı iskeleyi yakmışım. Nereye gittiği belli olmayan bu geminin içinde uzunca sürecek bir yolculuğa niyet etmişim. Tarifi mümkün olmayan bir mutluluk sarıp sarmalıyor bedenleri. Geçmiş limanlarında demirleyen bütün safiyane seyyahlar yanımda benle birlikte olsun istiyorum bu yolcukta. &amp;nbsp;Güvertede açmış zambaklar gibi rüzgârla dalgalanan tayfaları, köşkünde ılık iklimlere dümen sallayan yağız kaptanı ve kamaralarında ibadet ediyormuşçasına sessiz ve derin bir konsantrasyona gömülü yolcularıyla bu gemi adeta yeryüzünden gökyüzüne kulaç atıyor. Ürperiyorum.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 115%; text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-style: normal; line-height: 17px;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt;Kulaklarına büyülü bir tılsım üflenmiş gibi bir anda gözbebeklerinin büyüdüğünü hissetti. Sisli bir denizde çizilen rotası, yani kaderi, ona öylesi mistik gelmişti ki, zaten ‘&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;yaşam’&lt;/i&gt; kelimesinden kastı, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;‘macera ve manevi atmosferlerin içinde gezinmek olan’,&lt;/i&gt; iddiadan çok kararlı duruşuyla gelecekten aldığı mesajı hâlihazırdaki yaşantısına dikte ettirmişti. Durum bundan ibaret değildi elbette; zira aynı denge ölçüleri içerisinde gelecek dürbününden geçmişini gözetleyip –imla hataları mahfuz- geleceğin kulağına fısıldamaya azmetti. Geçmişine salladığı oltayla karanlık denizinden tutup çıkarabildikleri şunlardı:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 115%; text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-style: normal; line-height: 17px;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;“Etrafta yoğun bir toz bulutu var. Bütün değerler alevler içinde yanıyor. Ağaçlar, bütün gövdeleriyle birer yaprakmış gibi sallanıyor. Esen rüzgâr, atına binmiş vahşi görünümlü bir savaşçı gibi acımasızca kılıç sallıyor. Devrilen ağaçların çıkardığı sese karışıyor anaların feryatları ve ben sığındığım bir ağaç kovuğundan etrafı seyrediyorum. Evet, şiddetli bir kasırganın tam ortasındayım. Elim kolum bağlı, çaresiz fırtınanın dinmesini bekliyorum. Tüm keşmekeşin içerisinde bencilleşip kendimi kurtarmaktan başka düşünebildiğim hiçbir şey yok. Yaşama kaygısı gütmesem de yapılabilecek çok fazla bir şey olmadığı kanaatindeyim. O anda esip beni devirecek bir rüzgâra teslim olmaya namzedim, alıp götürecek azgın sel sularında bir kulaç bile atmamaya yeminliyim. Çırpındıkça batacağım aşikâr. Aklıma gelen tek soru: ‘Ne için yaşamak’. Mücadelesini vereceğim yaşamı kendisine adayacağım başka bir hayat yok. Aman Allah’ım. Meğer ne yalnızmışım…”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 115%; text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-style: normal; line-height: 17px;"&gt;Söylemek istemediklerimizi de kelimelerle anlatabiliyoruz. İçinde volkanlar kaynatan bir dilsiz gibi kendi ateşinde yanmaktan daha kötüsü kulak çınlamasından başka bir şey duymayan bir sağır gibi kendi sessizliğine hapsolmaktır. Gittikçe daralan ‘&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;anlam kozmosuyla’&lt;/i&gt; ümitsizliğe boğulan düşünceler, iki kapı arasına sıkışıp kalmış kalpler bir tekneye atlayıp içimizdeki okyanusta bilinmez ufuklara doğru yol alıyor. Bu engin okyanusu bir bardak suyla tarif etmek ne kadar mümkünse bu yazının anlamını idrak etmekte o kadar mümkün olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 115%; text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-style: normal; line-height: 17px;"&gt;Bakır mizaçlı geçmiş, adına ‘&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;aşk’&lt;/i&gt; denen bir çeşit kimyasalla reaksiyona girdiğinde gelecek merceğinde altına dönüşüyor. Kabuğundan sıyrılıp ‘&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;yusufçuk’&lt;/i&gt; olmak gibi bir diriliş… Katmanlardan ibaret olan yaşamın her katmanında ‘&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;deneme-yanılma’&lt;/i&gt; örgüsüyle keşfedilen ayrı bir sır, adeta sakalı ağarmış bir heykeltıraş gibi ruhu kalıba oturtup iyiden iyiye taşa insan sureti veriyor. Son çekiç havaya kaldırılıp heykelin başına indirildiğinde ‘&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;yaratılış mucizesi’&lt;/i&gt;, evrimini tamamlamış oluyor. Bu noktadan sonra aşka namzet hale geliyor insan. Yaşama dair ümitlerin bitip tükendiği yerde bir uçurumdan atlamak üzere olan ‘&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;son isyankâr’ın&lt;/i&gt; kulaklarında çınlayan bir sestir ‘&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;ümit’&lt;/i&gt;. Bunu, beynine silah dayayıp tetiğin sertliğini hissetmeyen, horozun ötüşündeki soğukluğu duymayan bilemez. Yaşamların biri biterken öbürü başlıyor. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;‘Merhaba aydınlık, ben geldim…’&lt;span style="color: #444444; font-family: Verdana; font-size: 13px; font-style: normal; line-height: 14px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 115%; text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri; font-style: normal; line-height: 17px;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="color: #444444; font-family: Verdana; font-size: 13px; font-style: normal; line-height: 14px;"&gt;Üç yıl öncesinde bir sabah vakti içimde biriken dalgaların taştığına şahit oldum. Sonrasında gelişen bir dizi yaşam macerasını kelime imbiklerinden süzdüm. Yaşadıkça yazdım, yazdıkça yaşamaya çalıştım. Nihayet derme çatma bir ‘&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;aşk teknesiyle’&lt;/i&gt; açıldığım denizde fırtınalara rağmen boğulmadan bir limana demir attım.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 115%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; Üç yılın her gününü&amp;nbsp;kalemimin ucunu sivriltmekle tükettim, belki bin kalemin kurşununu hayata&amp;nbsp;boşalttım. Her yıla bir cilt, üzeri civa kaplı beyaz sayfalar doldu. Teker teker koparıp sobada yaktım, kurumlarını biriktirip yeni kaleme mürekkep eyledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çalışma,&amp;nbsp;günlük tadında denemelerden oluşan, yazın hayatımdaki ilk derlemem. Yazmak, damarlarınızda bilinmez bir tutku akıp parmaklarınızı bazen ızdırap bazen sevinç bazen hüzünden&amp;nbsp;kıvrandırıyorken bir ihtiyaçtır. Oysa yerinden oynamaz büyük bir taş kütlesi gibi&amp;nbsp;&amp;nbsp;koltuğa kurulmuş yaşadığını dahi hissetmezken bir lükstür. İhtiyaç halinde yazılan yazılardır ‘&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Ümitname'&lt;/i&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İddialı olmaktan çok uzak, kendini 'ben yürürem yane yane aşk boyadı beni kane', diyerek tarif eden, yüzü toprağı öpen bir kitap. Anlaşılmasa da evrensel dil 'sevgi' ya da tükenmez kredi 'samimiyet'in kitap satırlarında&amp;nbsp;okuyucu kulağına bir şeyler fısıldayacağını düşünüyorum. Bir tek kişi dahi aşk heybesine ondan bir satır katacaksa ne mutlu bize. Aşk yolunda seyyah olanlar muhakkak yolunun bir kilometresinde kulağına ümit heceleri fısıldayan birilerine rastlayacaklardır. Bizden olanlarla yolumuz kesişinceye dek görüşmek üzere...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 115%; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: #444444; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;*Ümitname kitabının önsözü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-3211236883504072840?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/3211236883504072840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/10/bakr-lm-altn-dirili.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3211236883504072840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3211236883504072840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/10/bakr-lm-altn-dirili.html' title='Bakır Ölüm Altın Diriliş'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-564162181152432062</id><published>2008-09-30T23:50:00.003-03:00</published><updated>2009-12-12T15:47:41.488-02:00</updated><title type='text'>Elma Şekeri</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Çocuk seslendi: ‘Unuttuğum bir şey var…’&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;‘Sana diyorum Behçet amca! Bir saniyeliğine bana kulak verip ‘ne kaybederim ki, anlat evladım seni dinliyorum’ mu diyeceksin? Yoksa küçük bir çocuk olduğum için beni duymazdan mı geleceksin?” der gibi bakıyordu ışıldayan kahverengi gözleri.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Behçet amca sırtını dönmüş saçındaki akları örten siyah fötr şapkasını hafifçe oynatarak henüz birkaç adım ilerlemişken durdu. Önündeki boşluğa bakıp derince nefes aldı ve sakin ama kudretli bir dönüşle çocuğun parıldayan kahverengi gözlerine baktı. Usulca solurken içten içe söyleyeceklerini toparladı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Belediye parkındaki ağaçtan kopardığı cevizi kırmaya çalışırken içinin boş çıkmasıyla öfkelenen, öfkesini kulak-zedeleyen bir cıyaklamayla dile getiren siyah yaşlı bir karga gibi ya da toynaklarından yılların eziyetli yollarına dem vurmuşluğun okunduğu, tezeklenmiş kuyruğunun etrafında sinekler uçuşan, yüklüğünde çuvallanmış samanların olduğu boz-kahverengi emektar bir beygir gibi konuştu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;“Çocuğum, daha ne kaldı ki geriye… Zirvelerde yaşamak sandığın kadar kolay değil. Büyümek iyi bir şey değil evlat. Senin elma şekerin şimdi benim hatıralarım. Senin uzaklarda bekleyen hayallerin şimdi benim yüklüğümde kokuşan hatıralar oldu. Gözlerinde oynaşan kıvılcımlar yüreğimde sönmeye yüz tutan kor! Hep büyümenin hayallerini kurarsın çocukken. Peki, büyümüşken küçüldüğünü hissetmeyi deneyebilir misin? Yetmiş yaşındasın ve sürekli küçülüyorsun… Bunun nasıl bir duygu olduğundan haberin var mı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Senin ‘keşke’lerin benimkilerden farklı sanki ama ihtiyarlar da çocuklar gibidir. Babam olsun isterdim mesela yanımda, annem saçlarımı okşasın isterdim şimdi. Rüyalarımdan bir yol bulup çıkacaklar, bir gün ziyaretime gelecekler diye bekledim hep ancak şu saçımdaki aklardan başka gelen kimse olmadı. Biliyor musun, senin yaşlarındayken dedem bir kaz hikâyesi anlatmıştı. Ben de sana anlatayım. Dinle:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Padişah ve veziri iki seyyah kılığında ülkeyi dolaşıyormuş. Akşam olup saraya dönecekleri sırada bir derenin kenarında kışın ayazında deri tabaklayan bir ihtiyar dikkatlerini çekmiş. Yanına gitmişler. Padişah ihtiyara seslenmiş:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Esselamualeyküm ey pir-i fani&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Ve aleykümselâm ey serdar-ı cihan.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Altılarda ne yaptın?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Altıyı altıya kaymayınca otuz ikiye yetmiyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Geceleri kalkmadın mı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Kalktık, lakin ellere yaradı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Sana bir kaz göndersem yolar mısın?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Hem de hiç ciyaklatmadan!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Padişah ve veziri bu tuhaf konuşmadan sonra yeniden saraya doğru yola koyulmuşlar. Padişah hâlâ gülüyor, vezir ise şaşkınlık içerisinde konuşulanları yorumlamaya çalışıyormuş. Padişah’ın gülüşünden de cesaret alarak soruvermiş:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Hünkârım, siz o ihtiyarla ne konuştunuz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Ne, anlamadın mı sen konuştuklarımızı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Hiç… Hiç bir şey anlamadım hünkârım.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- O halde bakasın Vezir, gece yarısına kadar ne konuştuğumuzu öğrenmezsen kellen gider, haberin olsun!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Vezir sorduğuna soracağına pişman olmuş. Kelleyi kurtarmak için gidip dere kenarındaki ihtiyara sormaya karar vermiş. Vardığında adamcağız işini bitirmiş, gitmek üzereyken vezir yetişmiş. Telaşla gelen veziri görünce sormuş:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Hayrola devletlûm, siz bu saatte buralarda?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Bırak şimdi devletlûmu, kellem gidecek!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Hayırdır inşallah, ne oldu ki?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Padişahla aranızda geçen konuşma yüzünden! Sen önce şunu haber ver, üzerinde padişahlığını belli edecek hiçbir işaret yokken padişahı nasıl tanıyabildin?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Ben dericiyim, anlarım. Bu ülkede o deri yeleği padişahtan başka giyecek kimse olamaz!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Ya, demek öyle… Diğer konuşmalar vardı bir de…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;İhtiyar adam anlamamış görünerek mevzuyu değiştirmiş birden:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Bu sene de kış pek çetin geçiyor ha! Hele bu saatlerde.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Vezir ihtiyarın niyetini hemen anlamıştı:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Anlaşıldı, anlaşıldı, al bakalım bir kese altın sana! Şu altılar meselesi, neyin nesiydi o?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Padişah, altı ay yazın ne yaptın ki bu kışta-kıyamette de çalışıyorsun, dedi. Ben de kışın altı ayında da çalışmazsa otuz iki dişimize yetiremiyoruz, diye cevap vermiş.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Peki, geceleri kalkmadın mı, ne manaya geliyordu?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Yaşlı adam mevzuyu yine değiştirmiş:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Allah Allah… İnsan yaşlandıkça her şeyi de nasıl unutmaya başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Vezir tekrar atılmış:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Zeki adamsın vesselam! Şu keseyi de al, ama biraz çabuk ol!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Hay Allah, bak birden hatırlayıverdim şimdi… Padişah, geceleri kalkmadın mı derken, çoluk-çocuğun yok mu diye sordu. Ben de var ama hepsi kız oldu, kocaya gittiler, demiş.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Öğreneceklerini öğrenen vezir, ihtiyarın zekâsına bir kez daha hayran olmuş. Rahat bir nefes alıp, tam sarayın yolunu tutacağı sırada birden aklına gelmiş:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Bir de kaz meselesi vardı baba. O neyin nesiydi?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;İhtiyar derici bir taraftan toparlanırken gülerek cevap vermiş:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;- Var git devletlûm, onu da sen düşün artık…”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Biliyorum anlaması zor senin için ama yaşlanınca dili keskinleşiyor, sakallarının her birine hikmetli bir söz mandallayası geliyor insanın. Ama yaşam boyunca içinde kopan fırtınaları kelimelerin yuttuğuna şahit oluyorsun çoğu kez. Hata yapmak insana, hatalardan ders çıkarmak ise kâmil insana özgü bir şey. Ödevini tam yapamadığını, hele hele ölüme iki santim kala bütün bir yaşamı ıskalamış olabileceğini düşünmek… Zor bir soru mu sence?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Eski Yunan’ da Apollon Tapınağı’nın kapısında Sokrates’ in ‘ KENDİNİ TANI’ sözü yazılıymış. Kendini tanımak, kazanabileceğin en büyük erdemdir. Sevmeden önce sevgiye layık olup olmadığını, sevmeyi ve sevilmeyi ne kadar hak ettiğini düşünmen gerek. Sevmek susmaktır bazen. Kelimeler, bizleri birbirimize düşman etmek için var, eğer susmayı bilseydik hepimiz birbirimizin aşığı olurduk. Yaşlanmak bedenle ruh arasındaki tutkalın eskimesi gibi…Defalarca yıkılan bir mabedin aslında sana ait olmadığını fark ettiğinde bütün bir yaşamı ıskartaya çıkartıyorsun. Yaşam, kaldırılması ağır bir yük insanın omuzlarında.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Birini anlaman için öncesinde dinlemen gerek. Her insan ayrı bir hayattır. Anlayamadığın her hayat için üzülmen gerek. Anlaşılmak ise bambaşka… Anlaşılmayan bir yaşam, kaçma şansın olmayan ve içinde sana yardım edebilecek ikinci bir insanın olmadığı karmaşık serüvenler dizisi demek.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Küçük olduğun için âşık olamazsın sanma. Aşkın en halis olanı çocukken yaşanandır. Oyuncaklara olan aşkını bir anlatıversen herkes ne kadar istifade ederdi aşktan. Aşk, insanın mayasına çalınmış bir duadır. Dua etmeden önce ne isteyeceğini düşünür müsün? Âmin derken yüreğinin titrediğini hisseder misin? Eğer yüreğin titriyorsa dünyayı yerinden oynatabilirsin. Her şey küçücük bir duaya âmin deyişindeki samimiyetine gizlenmiş. Âşık olmazsan hiçbir şey titremez, yaprak bile düşmez, rüzgâr bile esmez…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Bu sırada küçük çocuk bunların hepsini dinlemiş, biraz önce saçlarını okşayan Behçet amcanın sözlerine tebessümle karşılık vermişti. Sözleri ona çok anlamlı gelmese de bir şeyler hissettiği muhakkaktı. Çocuklarca mahallenin ‘yazar dedesi’ olarak bilinen Behçet amca, kapılarının önünden geçerken tek başına oynayan küçük çocuğu yanına çağırıp halini hatırını sormuş, mahalle bakkalından aldığı elma şekerini vermişti. Evine doğru yönelip gidecekken çocuğun ‘unuttuğum bir şey var’ demesiyle irkilmiş ve dönüp çocuğun gözlerine bakarak ona içinden gelenleri sessizce haykırmıştı.”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;-Neymiş bakalım unuttuğun şey?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;-Teşekkür etmeyi unuttum Behçet Amca.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-564162181152432062?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/564162181152432062/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/09/elma-ekeri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/564162181152432062'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/564162181152432062'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/09/elma-ekeri.html' title='Elma Şekeri'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-6281988882483775884</id><published>2008-09-24T23:11:00.001-03:00</published><updated>2008-09-24T23:13:50.243-03:00</updated><title type='text'>Retorik</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Sıkılan bir yürek toprağın bağrından filizlenir. Işığa gitmek isteyenin kalbi yolcu, aklı rehber olur. Kendi yaşam örsünde dövüldükçe kelimelerde bizimle birlikte şekil alır. Bazen kelimeler bir kulaktan girer diğerinden çıkar. Kalbe girenler bir türlü çıkmak bilmez. Kalbe saplanan paslı çivinin adıydı huzursuzluk. O zühre yıldızı ki kalbimin ortasına gömülü bir çekirdek. Ya bir zaman yeşerecek, ya vakti geçip çürüyecek. Saçaktan düşüp kırılan bir buz gibi parçalanıyor hüzünler. Mazi sofrasında doyasıya kaşıkladığımız yaşamdan dökülen izleri gerisin geri topluyorum. Sisli buğulu bir atmosfer içine gömülü yalnızlığım... Düşüncelerin dibi oyuluyor. Hemen şuracıkta varlık kovasına fırçamı bandırıp önce tuvalin sonra paletin yüzüne gözüne bulaştırabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahası, ansızın beliren bir gölge gibi hiç beklemeden adım adım uzaklaşırken arkamda nefesler dolusu küslük sözleri diziyorum. Yarılan bir damardan dışarı fışkırıp pıhtılaşan kan gibi dağılan bütün hislerimi topluyor geceler. Damakta kuruyan bir tükürük oldu hasretler, öfkeler, yaşadığımı varsaydığım sevgiler...Çoğu kez gecenin koynuna sokulup gözlerim kapalı ölüm düşlerken buluyorum kendimi. Halen kurtulamadığımı varsayıyorum beynimdeki kelepçelerden. Bütün düşüncelerimi, safiyane aşklarımı hatta şiirlerimi bile yakıp küllerini savuruyorum vefasızlık denizine. Keskin bir spatula ile kazıyıp mazgallara sıyırıyorum hafızamda biriken çeperleri. Korku, ayak bileklerime kadar işliyor. Unutulmayı istemek özgürlüğe bedel yaşamlar için vazgeçilmez vasiyet. Boyununa geçirilmiş bronz bir madalya ile üçüncü yaşamıma elvada diyorum. İşte budur durum işte budur vaziyet... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;devamı yakında...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-6281988882483775884?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/6281988882483775884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/09/retorik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6281988882483775884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6281988882483775884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/09/retorik.html' title='Retorik'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-693077171821233555</id><published>2008-09-20T00:59:00.005-03:00</published><updated>2009-12-12T15:48:02.706-02:00</updated><title type='text'>do-re-mi-re-mi-re-sol</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dostluk bestesinin en narin notası, kardeşim Emir’e...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Üzeri pirinç kaplama, içi yaldızlı notalarla dolu parıldayan bir müzik kutusu. Özkütlesi safir ağırlığında, molekül ve partikülleri fizik ötesi işleyen atomlarla bezenmiş, mikroskobun odağına alsanız merceğini buğulandıracak bir hüzün damlası. Beyaz tenine karlar yağan, elinde ipin ilmiğine geçirilmiş kancası, buz kütlesini çatlatıp soğuk sularda sıcak balıklar tutan, içinde köze oturturmuş bir demlikte sürekli çaylar, kahveler, sahlepler kaynayan  bir ehl-i muhabbet. Hilmiyle sanki gökten yeryüzüne inen beyaz bir bulutu andırırken yüreğinize dokunuşuyla duygularınızı okşayan kadife kumaş...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Onu ilk gördüğümde lise yıllarına ait hatıralarımın en sade olanıyla beni karşılamıştı. Üzerinde mavi düz çizgileri olan bir t-shirt ve krem rengi pantolonuyla ilk bakışta aklınızda kim olduğuna dair sorular bırakan bir imge insanıydı. Cüssesi, duruşu ve tane tane konuşmasıyla benden bir kaç gömlek üstün sıfatlara sahip olduğu kanaatindeydim. Daha sonra onu tanıdıkça bu sıfatların görünüşüyle kalmayıp kendi iç alemine ait duygu ve düşünceleriyle de bana fark atmış olduğunu müşahede edecektim. Kantincilik yaptığım o günlerde sessiz sedasız bir beyefendi edasıyla isteğini iletir ben de bir öğretmen ya da bir veliye servis edermişçesine laubaliliğe kaçmadan bisküvi, çikolata ya da keklerden birini uzatırdım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hatırladığım kadarıyla ilk kişisel diyaloğumuz İbrahim Okumuş’un bizi haftasonları evinde misafir ettiği günlerin birinde gerçekleşmişti. Yatılı kalan bir grup liseli genç için o evin cazibesi akıl almaz derecede bağlayıcıydı. Yemekler, filmler, oyunlar ve İbrahim Okumuş’un sohbetleriyle bütün cismani ve ruhani latifelerimiz doyar, Pazar günü ikindi yoklamasına yetişeceğimiz saate kadar o sarı lacivert evin içinde keyifli anlar yaşardık. Sadece Emir ile benim misafir olduğumuz bir Cumartesi akşamında İbrahim Abi’nin ‘biraz oynayın sonra yatarsınız’ diyerek bilgisayarını bize emanet etmesi ve dışarı çıkmasıyla işlediği büyük hata! dolaptaki bütün çokokremin tüketilmesi ve evinin sabaha kadar bir oyun salonuna dönüşmesiyle sonuçlanacaktı. Starwars, Fifa 97 ve NFS nin çizgi film versiyonlarının moda olduğu o dönemde oyun sırası ondayken mutfağa dalıp çokokremi parmakladıktan sonra hiçbirşey olmamış gibi oyunu devraldığımda onun da benle aynı şeyi yaptığını ve bunu birbirimizden gizlediğimizi İbrahim Abi sabahleyin eve döndüğünde öğrenecekti. O gece sonrasında samimiyetimizin perçinlendiğini rahatlıkla söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Milenyuma gireceğimiz akşam, yani üç sıfırlı ilk ve tek yılbaşı gecemizde ve dört günlük tatil boyunca koskoca okul binasının bütün anahtarları elimizde, yalnızca dört arkadaş kalmıştık. Elbette Emir de ekipte yer alan isimlerdendi. Yatılı okulda kalanlar bilirler; bu, dört gün dört gece sürecek muhteşem bir partinin bizi bekliyor olduğu anlamına geliyordu. Televizyonumuz, pinpon masamız, öğretmenler odasında kaçak giriş yapabileceğimiz bir bilgisayarımız ve içi envai çeşit yiyecek-içeçekle dolu bir kantinimiz vardı. Yeniyıla 15 dakika kala öğretmenler odasındaki bilgisayarı alelacele kapatıp, sonrasında bir söylentiden ibaret olduğunu öğrendiğimiz ‘bütün bilgisayarlar milenyuma girerken çökecek’ teorisinin çöküşüne cesaretlerimizi birleştirerek şahit olduk. Pansiyon müdürünün bizlerin dört mazbut genç olduğunu düşünerek mutfağı emanet etmesi, bulaşıkçı teyzelere de ‘dört kişinin bulaşığından ne olacak’ düşüncesiyle izin vermesi, tatil dönüşünde onu ve bulaşıkçı teyzeleri büyük şaşkınlığa uğratacaktı. Zira, yemek yapacak tas dahi kalmadığı için son dev yemek kazanının içinde bir paket makarna haşlamış ve bulaşığını öylece bırakmıştık. Salih Hoca’nın bir gece sahur soframıza katılması, benim makarna sosunu yakıp büyük bir pişkinlikle bunu örtbas etmem ve bir gece zincirlerle çevrilmiş dolabın kapağını zorla aralayarak avuç avuç götürdüğümüz pişmiş etlerden bir arkadaşımızın zehirlenmesi bu dört günlük maceramızı renklendiren hadiselerdendi. Emir’i o yılbaşında kendime dost ilan ettim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ortaokul resimlerinden gördüğüm kadarıyla, üzerinde ‘V’ yakalı mavi hırkası ve gözlerinde siyah çerçeveli yuvarlak, büyük gözlüğüyle o zamanlar için ‘inek ve asosyal öğrenci’ tiplemesini canlandıran bir insandı. Söylediğine göre yaşam koçluğunu abisi üstlenmiş ve onu bu ‘vahim’ durumdan son anda kurtarmış; zira onu tanıdığımda ortaokul resmindeki imajıyla uzaktan yakından ilgisi yoktu. Son derece efendi duruşu, tespitleri, edebî sözleri ve cazibesiyle 20. Yüzyılın başlarında yaşamış olsaydı onun hakkında o yıllar için bir İstanbul beyefendisinin gençlik döemini müşahede ettim diyebilirdim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bildiğim kadarıyla Gürcü asıllı olan ailesine birkaç kez gerçektirdiğim ziyaretlerle Validesi ..... Hanım’la tanıştığımda onun neden bu kadar ılık bir insan olduğunu anlamıştım. Çünkü ...... Hanım kendisinde bahar iklimi hakim olan bir kadındı ve Emir de bu atmosferde soluklanmıştı. Babası hakkında çok bilgi sahibi değilim ancak onu yıllardır görmediğini söylediğini hatırlıyorum. Abisinden defaatle bahsetmiş ve merakımı celbetmiş olmasına rağmen kendisiyle tanışmak nasip olmadı. Ancak söylediğine göre irfan sahibi ve basiretli bir insanmış.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tanışıklığımızın ikinci senesinde aynı sınıfta yer almak bizi daha yakınlaştırmıştı. Hem presentabl oluşu, hem karakterinde boşluklara yer vermeyişi,  hem de yürekleri ısıtan yumuşak sesiyle söylediği türküler onun hakkında birçok erkekte ideal dost, birçok kızda da ideal erkek düşüncesini uyarmıştır. Ne var ki onun gözünü diktiği ufkun pusulası bambaşka bir gezegeni gösteriyordu. Kendi dünyanıza ait duygulardan bahsederken sizi ya Tolstoy’dan ya Konfiçyüs’ten alıntılarla karşılar, rahatça açılmanız için iyi bir dinleyici kimliğine bürünürdü. Halvethanelerde yetişmiş gibi davranıyordu çoğu zaman; gerçek dostun kim olduğunu biliyordu. Kalıbı bir dergahtaki derviş ellerden  çıkmış gibiydi; gerçek sevgiliyi arıyordu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Samimi duruşu ve beklentisiz tavırlarıyla bende hep bir güven insanı imajı uyandırmıştı. Halinin yanında ifadeleriylede kendisine güvenebileceğimi söylerdi. Nitekim bugüne kadar kendisinden küçükte olsa bir zarar gördüğümü söylemek ona karşı büyük bir saygısızlık olurdu. Hatta bir keresinde azman bir grubun mazlum görünüşümden istifadeyle bir etüd salonunun kapısına ayaklarım yerden kesilecek şekilde koli bandıyla bantlayıp kahkahayla gülerlerken beni bu utanç verici durumdan elinde bir falçatayla o kurtarmıştı. Birçok şeyin yanında ona bir de vefa borçluyum...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çay sohbetlerinde kestane şekeri tadında konuşmalar yapar, okuduğu türkülerle kulaklarımıza aşk kokulu besteler üflerdi. Hatta lisedeki son yılımızda bir yurda kapanmış güya ders çalışma kampındayken birlikte geçirdiğimiz iki hafta içinde kendime ait sırlardan onu da haberdar ederek ona bir nevi hayırhahlık misyonu yüklemiş, kendisini kardeşimden daha çok sevmiştim. Hafızam beni yanıltmıyorsa son yılın ilk döneminde birlikte kaldığımız 12. Koğuşta polifonik melodi olarak telefonunda kayıtlı Beethoven’in Ölüm Senfonisini dinler, üzerine söylemler geliştirirdik.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Elbette her yaşam gezgini gibi onun da yolu ‘aşk diyarından’ geçmiştir. Bu, çıplak sözle satırlarda ifşa edemeyeceğim bir halin ürünü olarak tezahür etmişti onda. Bazı kimselere bundan bahsetse de benim gibi patavatsızlık edip ulu orta saçmaktansa her gramını içinde biriktirip yıllar sonra sahibine teslim etmeyi tercih etmiştir. Sevdiğinden bahsederken iri gözlerinde yadsınamayacak bir parıltı belirir, bazen bana yazdığı şiirlerden okur ve aramızda ne denli büyük bir uçurum olduğunu düşünmeme sebep olurdu. Sanki, periler ülkesinde geçen masallarda, bir kuğuyu dinliyor gibi hissederdiniz onu dinlerken. Yıllar sonra o ateş beni de yaktığında, kendime bir model ararken en yakınımda onu buldum. Evet, o bir mumdu benim ipliğimi tutuşturan...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Üniversite yıllarında somut birlikteliğimiz uzun aralıklarla devam etse de gönül birlikteliğimiz aynı tazeliğini hep koruyacaktı. Birkaç kez beni İstanbul’da ziyarete gelmiş ve bende memleketi Bursa’ya yolum düştükçe aynıyla mukabele etmiştim. Kendisini Uludağ’a davet ettiğimde ona ömründe hiçkimsenin birdaha aynı şekilde hissettiremeyeceği bir üşüme yaşatmış, ciğerlerine buzdan mızraklar saplamıştım. Üniversite yıllarında ne tür bir yaşam sürdüğüne dair kesin kanaatim asla oluşmadı ancak kendi ifadesiyle o yıllara gönderme yaptığını düşündüğüm şu alıntıyı naklediyorum. “hisli ve hassas olmamayı öğrendiğimde, artık kırılacak bir yer kalmamıştı kalbimde”.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mezun olup Görele’ye öğretmen olarak tayini çıktığında aramızda yeniden şekillenen bir yakınlaşma oldu. İstanbul’dan kaçıp biryere ya da birine sığınmam gerektiğinde yine o en yakınımdaydı. Onulmaz bir derdin içinde çırpınıp ateşten sıyrıldığımda can havliyle kaçıp onun kucağına düşmüştüm. Sağolsun beni dikkat ve ilgiyle dinledi, yarama pamuk bastı. Onun yıllardır içinde biriktirdiği duygu ve düşüncelerini bir kenara bırakıp benim hislerimi kendi hislerinin bir adım ötesine koyarak nazikçe iltifat etti. İki kez Görele’de misafiri olduğumda canhıraşhane sözlerimi itinayla dinledi, yine kendisinden beklenen içtenlikle mukabelede bulundu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdilerde dağılan hislerime en yakın hisleri olan, halen müsamaha kokan sözleri ve birazda burkulmuş kalbiyle kendisini hep aydın bir gönül insanı olarak hatırlayacağım. Hani kaynaklarda geçer –teşbihte hata olmasın- büyük aşıklar sevdiğini betimlerken hep o manevi şahsın ürpertici güzelliği ve erişilmezliğini öne çıkarırlar ya öyle de Emir’den bahsederken onu benim çok uzağımda, Kaf Dağının ötesinde, kanatları arşınlarca göğe uzanan Zümrüd-ü Anka Kuşu olarak tarif edesim geliyor. İnsanların hayatında hep yanında olduğundan emin olduğu gerçek dostlar vardır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;BU HALİYLE KABUL GÖRMELİ AŞK&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;Bu haliyle kabul görmeli aşk,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;en fazla hafiflik hissi doğurmalısın içimde.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;Özgürlüğü omuzlarının üstüne&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;kanatlar kondurarak değil ama,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;bir nebze olsun yaşatabilmeliyim sana&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;kendi ağırlığımın orta noktasında.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;En basit ve narin hayaller bile&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;en çok coşkunluğu doyuruyor kimi zaman.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;Sen sadece sevginin tanmı değil,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;aynı zamanda tek şartı olmalısın fedakarlığın.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;Armağan olsun sana varlığım&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;ve yalnız sende var olayım&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;***&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;Emir Aydın NARİN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-693077171821233555?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/693077171821233555/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/09/do-re-mi-re-mi-re-sol.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/693077171821233555'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/693077171821233555'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/09/do-re-mi-re-mi-re-sol.html' title='do-re-mi-re-mi-re-sol'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-8959944726732767352</id><published>2008-09-08T20:27:00.002-03:00</published><updated>2009-11-15T05:06:52.251-02:00</updated><title type='text'>Metruk Sevda</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Önce deli vurgun ardından kahpe sürgün&lt;br /&gt;Savruluyoruz hayat denen harmanda&lt;br /&gt;Yüreğime batarken dalgadan çuvaldız&lt;br /&gt;Tevili tefsiri topu topu iki kelime&lt;br /&gt;Ölmek için yaşamıyor muyuz hepimiz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıfatları yüklenmekten kim bilir kaç yıldız&lt;br /&gt;Şiirlerde eskitti çuldan yapma eğer&lt;br /&gt;Velev ki yazmaksa yaşamayı bir gece İstanbul’da yalnız&lt;br /&gt;Bir parça ay ışığı buna değer&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Semada şahlanıyorken doludizgin kır atlar&lt;br /&gt;Denizin melodisi kulak çınlatıyor&lt;br /&gt;Kırmızıya bürünmüşken nice sevdalar&lt;br /&gt;Sevdam karışla arzı arşınlatıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumuşak bir nağme&lt;br /&gt;Bir parça alaca gök&lt;br /&gt;Karanlığı üflüyor ney musikisi&lt;br /&gt;Şarkımı söyleyen gökkuşağının terkisi&lt;br /&gt;Gündüzün milyon atlıkarıncası&lt;br /&gt;Bilmem ki şimdi nerede&lt;br /&gt;Yazıyorum var mı acep sakıncası&lt;br /&gt;Metruk birkaç beton yapısı&lt;br /&gt;İstanbul: Sevda bulma kapısı&lt;br /&gt;Ağırlamışken kim bilir kaç aşığı&lt;br /&gt;Ah İstanbul şimdi&lt;br /&gt;Bir ben kaldım uzağında bir de ay ışığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terk etmedi seni yalnız olsa da&lt;br /&gt;Titrek ziyanın ürkek şehir zadesi&lt;br /&gt;Tahta kulübenin çıplak şehzadesi&lt;br /&gt;Dumanını içine çekiyor yalnızlığın&lt;br /&gt;Sırlarını ifşa ediyor bir sahur vakti&lt;br /&gt;Kim bilir bu saatte kime kızmış&lt;br /&gt;Meğer İstanbul’da yalnızmış&lt;br /&gt;Fasit daire, döngüsel artık&lt;br /&gt;Ne dersin bitsin mi çilemiz artık&lt;br /&gt;Gömelim kaderimizi gel boğazın sularına&lt;br /&gt;Karıncaların sahte ramazan uykularına&lt;br /&gt;Sevdaları da düşünceleri gibi kısır&lt;br /&gt;Cevabı İstanbul’un aramızdaki sır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İfadenin azizliğine kurban gidiyor söyleyemediklerim&lt;br /&gt;Ne bu türkü biter ne bu sevda&lt;br /&gt;Sevmekse eğer sevmeyi sevdiren bu şehri&lt;br /&gt;Sevmek kendisi değil mi ki baldıran zehri&lt;br /&gt;Zehir yutmuşum dibine kadar&lt;br /&gt;Yaptığım daha iyi ne var ki&lt;br /&gt;Sevmekten başka bu güne kadar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sararıyor soluyor titriyorum bu güz gecesi&lt;br /&gt;Ve iki dizeyle doluyorum baştan aşağı&lt;br /&gt;Bununla yetiniyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arzdan yukarı arştan aşağı&lt;br /&gt;Bir elimde sevgi birinde ay ışığı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-8959944726732767352?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/8959944726732767352/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/09/metruk-sevda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/8959944726732767352'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/8959944726732767352'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/09/metruk-sevda.html' title='Metruk Sevda'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-7996064076294808069</id><published>2008-09-04T00:07:00.001-03:00</published><updated>2010-01-01T23:39:35.249-02:00</updated><title type='text'>Günlerden Perşembe</title><content type='html'>&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Yine sıradan bir Perşembeydi bugün&lt;br /&gt;Beşiktaştan aldığım pembe gömleği giydim&lt;br /&gt;O gün, yani orta ölçekli bir aşkla sallandığımda da Perşembeydi.&lt;br /&gt;Yaşamaya başlamakla ölmek arasında sadece birkaç gün vardı&lt;br /&gt;Şimdi her gün birkaç kez ölüyorum yokluğunda&lt;br /&gt;Eskiden köhne kuytularda ümit aramak vardı&lt;br /&gt;Zirvelerdeki yabancılık kanıma işlerdi&lt;br /&gt;Hiçbir dakikamı yaşayamazdım&lt;br /&gt;Gözlerime teselliden örme bir perde çekilirdi&lt;br /&gt;Gün geçtikçe kızarırdı sevdaların rengi&lt;br /&gt;Küçücük adımlar sabit bir noktadan sonsuza uzanırdı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İpek beyazı tenine işlemiş bir Perşembeydi bugün&lt;br /&gt;Herhangi bir Eylül herhangi bir Perşembeye uyandı&lt;br /&gt;Gamsız bir cenaze doğruldu yataktan&lt;br /&gt;Senden bir nefes kokladı rastladığı ilk rüzgarda&lt;br /&gt;Bir mevsim hayal etti Perşembelerin en güzeline sarılmış&lt;br /&gt;Buruk bir sevinç; ayrılık duvarına kulağını yaslamış&lt;br /&gt;Tatlı sürprizlerden bir parmak hüzün çaldı ağzına&lt;br /&gt;Nefis hiç yokluğa katlanır mı?&lt;br /&gt;Görsen yanakları hiç bu kadar kızarmamıştı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten Perşembeydi bugün.&lt;br /&gt;Naftalin kokusu işlemiş bütün hatıralara&lt;br /&gt;Hasretimin adını da Perşembe koydum.&lt;br /&gt;Tahammülsüzlüğüm fersah fersah denizleri aşırtıyor&lt;br /&gt;Bedenimi saran sıcak sevgili imgesi karşımda duruyor&lt;br /&gt;Sallanan bir sandalye üzerinde bağlaçsız cümleler kuruyor&lt;br /&gt;Umarsızlığın sonucu umarsızlığa sebep!&lt;br /&gt;Perşembelerin dibi deliniyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ilık bir Perşembeydi bugun&lt;br /&gt;Akşamında arsız yağmurlar yağacak&lt;br /&gt;Unutulmuş uzaklardan bayrak gibi eller sallanıyor&lt;br /&gt;Kararsız düşünceleri yaşama heyecanı saracak&lt;br /&gt;ve belki yine bir Perşembe olacak&lt;br /&gt;yaşama devam ettiğimde kaldığım yerden&lt;br /&gt;Hayalin saracak bedenimi her Perşembe&lt;br /&gt;Gecelerinde ise şiirler yazacağım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elinde karanfil taşıyan son Perşembeydi bugün&lt;br /&gt;Bulanık göklerde bir umut ışığı belirecek&lt;br /&gt;Azrail’e yalvaracağım her ziyaretinde bir gün için&lt;br /&gt;Bir gün daha diyecek&lt;br /&gt;Aldatacağım ölümü sabır taşı çatlayıncaya dek&lt;br /&gt;Izdırapların en koyusudur kendine rağmen yaşamak&lt;br /&gt;Kendine rağmen yaşamak değil midir aşk?&lt;br /&gt;Paletime gökkuşağının renklerinden çalacağım biraz&lt;br /&gt;Yitik sevgiliyi çizeceğim gün batana dek&lt;br /&gt;Her çizgide yeni bir ümit bulacağım&lt;br /&gt;Keşfedilecek en yalnız adalar&lt;br /&gt;Renkleri yetmeyek gökkuşağının seni anlatmaya&lt;br /&gt;Seyyah olacağım şu âlemde&lt;br /&gt;Kendime doğru yol alacağım günler bitene dek.&lt;br /&gt;Bir Perşembe bulacağım belki kendimi&lt;br /&gt;Aynalara koşacağım görmek için seni&lt;br /&gt;Bu ümitle yaşayacağım sonsuza dek&lt;br /&gt;Çetelesini tutacağım Perşembelerin&lt;br /&gt;Ve sonsuza uzayacak aşkımız.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-7996064076294808069?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/7996064076294808069/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/09/gnlerden-perembe.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7996064076294808069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7996064076294808069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/09/gnlerden-perembe.html' title='Günlerden Perşembe'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-3857652419265523721</id><published>2008-08-30T00:44:00.005-03:00</published><updated>2009-12-12T15:48:47.953-02:00</updated><title type='text'>İpek Tüylü Afgan Güvercini</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Alacalı gökyüzümde gezinen selam bulutu, kıymetli abim Jaihoon Khamus’a...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Çorak topraklarda gül yetiştirmeye yatkın yumuşak elleri olan duygusal bahçıvan. Fertlerini iletişim oyunlarına adapte ederek birlik içinde yaşam mücadelesi veren kabile reisi. Avuçlarında yağmur damlaları biriktirip dolmasını dahi beklemeden çatlamış toprakları ıslatan bağımsız Tema’cı. Çarkları bazen ileri bazen geri dönse de sürekli ya tahıl öğüten bir su değirmeni ya da bir şehri karanlıkta bırakmama uğraşı veren hidroelektrik santrali. Kimi zaman tomarlarla dolu, en gariban halinde bile içinde mahalle bakkalından horoz şekeri almaya yetecek bozukluklar bulunan delik cep. Yalın dille okunaklı yazılmış, insanın içini ısıtan bir bayram mesajı. Gece uyku tutmasa, dağınık odasında sizi teheccüd gibi kucaklayacak müstehap nafile. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Demiri kızgın ateşe atmadan da eritebilen bir öğüt(ü)cü. Işıkları söndürüp şiir yazmak için masanıza kurulduğunuzda sizi orada hazır bekleyen florasanlı masa lambası. Bazen çikolatalı, bazen çilekli ithal marka, yerli tat çıtır bir gofret. Borsa takipçilerince kıymeti haiz, siyasi faktörlere ve çok el değiştirmesine rağmen değer kaybetmeyen bir his-se senedi. Çukurlu yüzeylerde maksimum performans sağlayan, ışığa ve karanlığa aynı oranda duyarlı, hararetten nem kapan portatif, ergonomik ve optik bir mouse. Buzdolabından çöpe gideceği ana kadar, son kullanma tarihi geçmiş yemekleri dışarı tek nefeslik koku vermeden muhafaza eden, kaplayan parlak bir jelatin. Aşk denizinde solucan ve ekmek oltalarına gelmeyen bilinçli bir sazan. Rize yöresine ait olduğunu düşünen orjinal hamsi. Davete binaen tavaya icabet etmiş kılçıksız istavrit.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Onun dünyasında yaşı ve sonu olmayan oyunlar oynanır. Karanlıkta gündüz rüyaları görmek için Heidi’yle birlikte çakar kibritlerini. Yosun tutmuş dahi olsa her taş onun için değerlidir, kolyeler yapıp taştan oyma heykellerin boynuna asar. Muhatabına ‘hayır’ demekte zorlanacağı sorular sorar, istemeden de olsa ‘evet’ dediğinizi çok sonradan farkedersiniz. Nitronu tükenmiş, yarışı sonda seyreden modifiye bir NFS* arabası, helyum kaçıran bir balon ya da soluğu tıkanmış bir İngiliz atı olsanız da toparlanıp yarışı sonda bitirmemek için ihtiyacınız olan süreyi size veren fleksible bir kronometre. Isırılmış çıngıraklı bir yılan gibi sağa sola çarpınıp zehirler kustuğunuz anda acılarınıza vurabileceğiniz, elinizin altındaki narkoz... &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Vaktin sevmek olduğunu haber veren guguklu duvar saati. Damağa yapışıp kırk yıldan fazla silinmeyen aşure tadı. Sanki gökten önünüze serilmiş yer sofrası; Ramazan’da hindili maklube, Kurban’da kekikli kavurma... Şalgam suyu ve biber turşusu kadar tatlı! Rendelenmiş havuç ve kuru üzüm salatasının tadından anlayan tek gurme. Onunla sohbet; ince belli çay bardağının içine rafadan yumurta oturtup kaşıklamak gibi birşey. Ekmeğinizi tuza banıp birlikte yeseniz doyumsuz bir lezzet alırsınız ekmekten ve tuzdan... &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kulağınızı göbeğine dayayıp dinleseniz Murat Çelik’ten ‘&lt;em&gt;seyyah’&lt;/em&gt; şarkısı çalan bir radyo sesi gelir. ‘&lt;em&gt;seyyah oldum şu alemde niceler gördüm, anladım ki insanoğlu kendine yolcu...’&lt;/em&gt; Bana, kendime giden yolu gösteren kilometre taşı. Aslında yapay şehrin kurgusundan çok uzaklarda, Yalova’ya giden o otobüsün içinde, yanımdaki koltukta soluyup, bana, kendime söyleyemediğim bir çok gerçeği itiraf ettirirken tattığım ilk ayrılıktı. Sonrasında yollarımız hep şiirlerde kesicekti. Bana bıraktığı son mirası Maltepe sahilleri olmuştu. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Onu bazen birilerine birşeylere kızmışken size beyitler okur halde bulursunuz. Bir çok dil bilirdi; sevgi, şefkat, empati dilleri, İngilizce ve yabancı olduğunu ancak teninin koyuluğundan anlayabileceğiniz Türkçesinin yanında Farsçası dil zenginliğini anlatan bir kitaptan alıntılanmış satırlar gibidir. Yönetmen, ya da şair her haliyle kültür insanı olan babasından gelen genetik bir sanatçı kişilği vardı ve bu eleştiriye açık olsa da o bunu hep hayırlı işlerde kullanırdı. Kendisinden rivayet, bir uçakla İstanbul’a getirilip Çamlıca mevkiinde bir yurda bırakıldığında henüz tahminimce 15 yaşlarındadır. Hayata ve halka arzı lise yıllarında vuku bulmuş, sonrasında gölgesi, bedeni ve ruhu ayrı parçalar halinde sosyal kurumlar ve statüko tarafından patentlenmiş. Kavramsal yetkisi bir odanın, bir evin ya da bazen bir semtin sınırları içinde gezinirken mecazi yetkisi bir çok gönlün sularına karışmış. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;İnsan psikolojisinin temellerinden olan ‘borçlandırma’ yöntemini en etkin şekilde kullanan simalardan biriydi. Herzaman ona bir borcunuz olurdu, bu bazen bir selam formunda zuhrederken bazen ah şu canım o borcu ödemeye yeter mi derdiniz. Onun hakkında ne basmakalıp bir düşünce insanı ne bir bilimadamı ne de tam anlamıyla artist demek doğru olmaz. Kim olduğunu bir logo içinde tasvir etmeyi düşünseydiniz gri çerçeveli bir karenin ortasına ak kanatlı bir güvercin yerleştirirdiniz ; zira güvercinler ancak bu kadar vefalıdır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Boşluğa düşecek olsa da, elinde kalan son karanfilleri çekinmeden bulutlar üzerinden sevdiklerinin kucağına bırakmayı yeğlemiştir. Son zamanlarında içinde sürtünmeden oluşan ısıyla ateşlenen fitili söndürememiş, Neverland ülkesinde, sonradan yaprakları solacak bir ağaca yuva yapmış, üzerinde bomba taşıyan canlı bir güvercindi. Daha sonrasında izini kaybettim...Fevri çıkışlarıyla ruhu, ruhuma en çok benzeyendi belki de bu yüzden beni en çok anlayan. İnsanların hayatında, hakkında ‘iyi ki tanımışım onu’ diyecekleri insanlar vardır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;*Need For Speed&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-3857652419265523721?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/3857652419265523721/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/ipek-tyl-afgan-gvercini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3857652419265523721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3857652419265523721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/ipek-tyl-afgan-gvercini.html' title='İpek Tüylü Afgan Güvercini'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-2722220135712482398</id><published>2008-08-24T23:42:00.016-03:00</published><updated>2009-12-12T15:49:19.931-02:00</updated><title type='text'>Soğuk Sözlü Ilık Yüzlü Sıcak Japon</title><content type='html'>&lt;em&gt;Kalem Koleji’nin Psişik Diplomatı, can dostum Mehmet’in anısına&lt;/em&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="justify"&gt;O, ilk tanışma anında bile muhatabın gözlerine bakmadan, bir sabun kovasının içine daldırırmış gibi ellerini ceplerine sokup çıkarıp havada kaoslar çizerek karşısındaki insana, yani boşluğa, sözcük balonları üfleyen kişi. Yüzünde bazen bir japon maskesi, üzerinde dubai fistanı, elinde marpucuyla divana kurulmuş içine hayat çekip dışına zehir üfleyen bir arap şeyhi. Suikast planı, ince bir boyundan yukarı doğru yüklü miktarda kan pompalayarak beyni felcetmek olan kalınca bir şahdamar. Toplumun bütün girdilerini, yani sen ve beni tek bir bünyede toplayan, girdileri çıkarmaya zorlayan soruları pamuk hallaçlayan pıtırlı değnek, cevapları dinleyicinin yüzüne meşin kırbaç, Hak tarafından son yüzyıla vurulmuş sert bir şamar. O, Hülagu ve Cengizden bu yana kendisine bir destan yazılası son abus hükümdar. İçinden soluyan bir ejderha, ejderya boğan bir anakonda, dişlerini yer küreye saplamış doyumsuz vampir. Küçük bir yumurta çıkarmak için bütün tavuk çiftliğini velveleye verebilecek çıplak bir tavuk. Sorsanız, yumurtam altından der...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağlı kağıda sarılmış içinizi yakan, yüksek dozajlı bir esrar. Hükmü mağlup etmek olan kapsamlı bir hukuk kitabı. Engin birikimli bir tarih yazmacısı, Hitit kekemesi. Karşı gelmenin cezasının söz ve göz hapsinde müebbet yatmak olduğu hükümsüz kanun. Sürekli beyninden kan fışkıran bir derviş resmi çizen karakalem. Sonu -izm’le biten bütün kelimelere sırtını dönmüş bir ideoloji sözlüğü. Yengeç burcu olmamasına rağmen Franz Kafkayı damarlarına enjekte eden bir kalp hastası. Kahve sohbetinde damakları delen tadıyla şekersiz, demli bir bardak çay. Ayağınızı kazara bassanız derinizi yırtacak bir porselen kırığı. Bir Pazar günü içine girseniz, ışığı süzen renkli-buzlu camlarıyla mum isleri kaplamış gölgeli duvarları olan, içinde sesiz ayinler yapılan bir katedral.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haklı, son derece haklı...Aşk sözcüklerine on para kıymet biçmeyen, bütün bir sevgi kütlesini tek lokmada kursağına indirebilecek, işkembesindeki Mecnunlar büyük ağaç gövdesinin küçük bir kovuğuna girmiş arıkuşları. Sakatatının büyük yüzdesini ona asla hazımsızlık çektirmeyecek karaciğerleri oluşturur. Onun için ‘bugün, harfleri farklı bi dizilimde bir “selam” sözcüğü’, yarın ‘semada şahlanan kır atının ayağına dolanmış, ak bulutlara düşen pembe kırağı’dır aşk. Kendini yalnız hissettiği gecelerde üstûreli aşk hikayeleri yazar. Mitolojik bir evrenin her zaman varolduğuna inanır. Modernizme karşıdır. Meta-fetişizmi dillere destan, özgün bir kavramsalıdır. Otomobil dergilerinin sayfalarını karıştırken bile satır aralarında felsefe sözcükleri arar. Son yolculuğuna çıkarken onu uğurlamaya gelen tek edîpin Şener Abi olduğunu görürsünüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siber etiketler üreten bir bilgisayar programı ya da insan-üstü ‘deneysel çalışmaları’ olan bir kozmoz bulutu. Oryantal topraklara gömülmüş, yerin altından kök sürerek batı ülkelerinin birinden filizlenmiş, asla kapital olmayan bir çekirdek. Kullanım ve değişim değeri tamamen göreceli olan, sabit ayağını önce kalbine sonra başına dokundurmuş, oldukça esnek bir balet. Kendi olma yolunda sarp yokuşları –ayağına batan dikenlere rağmen- azimle çıkmış, kendine gelmek istediğinde yaşam küresinin soğuk sularına başını daldıran, özgürlük izotopunu çevreleyen bir mağma tabakası. Kaderi olabilecek, belki de mecbur kaldığı açlık felsefesiyle hafızalardan silinen Wernicke Korsakoff sendromu. Bünyesinde kıtalar ve diller birleştiren akreditesi bol popülist sosyomat. Masallar diyarında olta atan ihtiyar bir balıkçı, paslanmaz çelik zırhlı Don Kişot, verirken kimse görmesin diye izole bir sınıfta masanın altına gül saklayan Herkül.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her belediye otobüsü, onun için muhteşem bir hatıra koruluğu. Maceralarında değişmeyen başaktör: diğerleri ve umarsız figüran: kendisi. Sürekli değişen anların bir düzlemde kenetlenmesiyle sürekli dönen bir çark, zamanı kırpan bir makas, ümitleri öğüten bir kıyma makinası. Zamanın fiziğe dönüşümünü akla makul hale getirip izleyicisine eksiksiz anlatan ulu bir spiker. Kendini bütükçe bir beden içine hapsetmiş, kendi bedeninden sıyrılma düşüncesiyle yanıp kavrulan bir ruh insanı. Sanal derviş, geceyarısının kül kedisi, avcı hattında dolaşan cesuryürek... Altınvuruşunu üniversite sıralarına kapaklandığı sırada açık tenli, hayali bir prensese vurularak gerçekleştirdi. Sonrasında dağılan hislerini asla toparlayamadı. Yani toparlamak istemedi. Çünkü ona dağınık olmak çok yakışıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bodrum katındaki bekar evinde geceleri Neşet’le demlendiği sıralardı. Sonrasında, elinde Kadıköy çingenelerinden aldığı bir demet gülle karşıma çıkacağı o ilk kavgamızda odasının kapı aralığından, elimden bir kaza çıkmasın diye bana sahiplenir gözlerle bakan umursamaz insandı. Atmosferinin nasıl değiştiğini görmeniz için Fethipaşa korusundan Üsküdar’a inip oradan fakülteye giden bir otobüse birlikte binmeniz yeterdi. Bundan muhatabına ilk kez bahsediyor olduğunu düşünerek, Göztepedeki o caddeden geçerken, aynı kişiye farklı zamanlarda defalarca doğduğu evi gösterirdi. Annesine karşı içinde biriktirip söyleyemediği birçok sevgi sözcüğü vardı, bunları Karacaahmet Mezarlığından geçerken azar azar yürüdüğü yola saçar ya da kümelenen kedilere verirdi. Her zaman bana hediye edecek bir çantası olurdu sırtında ya da omuzunda. Çantalarının içinde, zor anlarında satmayı göze alamayacağı kadar değerli bir kalem, kalemin içinde şayet kaybolmuşsa bulunduğunda kendisine iade edilmesini yazdığı bir not bulunurdu. Müzik dinlerken kendinden geçmesinin sebebi kanaatimce içindeki büyüyen yalnızlığın onu sarhoş etmesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muza karşı bir zaafı olduğu kesin. Kamera karşısında muhakkak değişir. Gözüne ışık tutsanız şartlı reflekslerle karşılaşırdınız. Bir inanç insanıydı. Bilgisayar ekranındaki ikonları büyüttüğünde bundan daha fazlasını yapabileceğine, bir bahar şenliğinde nefesi kokarken sarıldığı jostikle harikalar yaratıp zengin olabileceğine inanıyordu. 18 yaşında memleketi Çorum’dan ayrıldığında arkasında özgürlüğüne bedel olacak bir yaşam bırakan, ilk ‘evet’iyle son ‘evet’ i arasında milyonlarca ‘hayır’ olacak kararsız-kararlı bir balık. Şimdi beni dinliyor olsa ‘carpe diem hacı’ desem bu ona komik gelirdi, zira eskidende bu böyleydi. Beyninde oluşan çatlakları alçıyla kaplardı, evet, alçıdan bir kafatası vardı. İkinci bir kafası olsaydı ilkini koparıp kendi kafatasında şarap içmek isterdi. Sivri uçlu metal bir çubuğu, kanlar akan kesilmiş derisine saplayıp sağa sola çevirmek ve acı çektiğini inkar etmek onun vazgeçilmez hobisiydi. Belki de gerçekten kesilen bir kurban gibi hiç acı çekmiyor, biz onu öyle sanıyorduk. Bu asla cevaplayamayacağım bir soru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal bir gözlemci; insanların onun gözlerinde uçuşan kuşlar olduğunu söylerdi. Bir bilim adamı; çay kaşığından nükleer reaktör yapılabileceği kanaatindeydi. Bir şair; en yüzeysel şiirlerine kafiyeydi ‘hayırlısı’ sözcüğü. Bir müzisyen; çalmayı bir türlü öğrenemediği gitarını, tellerini koparmadan çöplüğe bırakan. Muhtemelen onu özgür bıraktığını söyleyecekti sebebi sorulsa. Tellerine dokunmamasının hikmeti bu yüzdendi. Bağdaşmaz ‘gerçek’ ve ‘doğru’ları kriterler süzgecinden geçirip, kutsal teorilerinde damıtan, analizlerini tek cümle içinde toparlayıp kitleleri imha edebilecek bir hatipti. Bilinmezlikler ‘ada’sına giderken yanında kimse bulundurmayan, Çanakkale Boğazını yürüyerek geçen, birgün Madrid’in sokaklarında, ertesi gün İsviçre alplerinde gezinen çarıksız ve asasız bir seyyahtı. Ona hiç yakışmazdı ‘zenginler klubünde Yahudi bulaşıkları’ yıkamak. Mason olmasından şüphelendiğimde bu işi yapıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denize fırlatılan sahte bir bozukluk karakterindeki yüceliği dışa vuruyordu. Balık tutmaktan hiç anlamazdı, o daha çok kafese alırdı insaları. Mor rengine ait söylemleri efsaneleştirmeyi severdi. Dışa açılan ‘penceresi’ Taksim civarıydı; zihnindeki çıkmaza giden haritanın başlangıç noktası Beyoğlunun ara sokaklarıydı. Bazen bir gay barında insanları irşad ederken görebilirdiniz onu. En çetin mücadelesini Hasanpaşa kaldırımlarında onu bekleyen eroin bağımlısı bir teyzeyi rehabilite etmek için vermişti. Gözlerimle şahit olduğum son uğraşı zengin işadamlarıyla yaptığı röportajlardı. Hasbi insan! Son gecemizde beni havaalanına götürecek arabayı da o ayarlamıştı. Bunu benden biran önce kurtulak için mi yardım etmek için mi yaptığını bir türlü anlayamadım. Ancak bir yayınevi için birlikte yapacağımız çeviri işinde bana cesaret verip pazarlığın bitmiş olmasına rağmen vazgeçtiğimizi söyletmesi bana yaptığı en büyük yardımdı. Zira o çeviriyi asla yapamayacaktım. Sadece bunu ona itiraf etmekten korkuyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen insanlardan korkar, bazen onları bazen kendini sıfırlar ama hep bir değerler çatışması yaşardı. Kadınlar...Onun bir zaman en çok korktuğu ‘nesne’lerken sonrasında o, kadınların kendisinden çok korktuğu bir ‘nesne’ haline dönüştü. Ben, bir kadın değilken zaman zaman ben de korkardım, itiraf ediyorum. İnsanları küçümsemek için yapması gereken tek şey gözlerine bakmak olurdu, aşağılamak içinse onlara soru sorardı. Cevabı ruh haletime göre değişecek soruları en çok bana sorardı, ya da ben öyle olmasını isterdim. Bir kanepede yer kıtlığından yanına sokulsanız buz gibi bir cesedin koynuna girmiş gibi hissederdiniz kendinizi. Büyük çatışmamız, benim de içimde alevlenen aşk dedikoları yayılmaya başlayınca gerçekleşti. Artık onu gerçekten anlıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünen büyük bir beynin içine saplanmış, hiçbir beyin cerrahının çıkaramayacağı, çıkarmaya cesaret edemeyeceği zehirli bir kıymık gibiydi tatminsizliği. Zira o, bazen haliyle, bazen diliyle ancak bir kaç kez soluğunu koklamakla anlayabileceğiniz bir Yaradan Aşığıydı. Her zaman birini ya da birşeyleri delice seviyordu ama neyin ve ne zamandan kalma olduğunu asla bilemezdiniz. Ömründe içeceği ilk sigarasının sıfıra vurduğunda olacağını söylerdi ancak kaç kez sıfıra vurduğunu hesaplamaya birin yanına sıralanmış sıfırlar yetmez. İnanışlarında, geleceğe tohumladığı aşklara aydınlık iklimleri sera yapardı. Bir kaç kez kendisi için dostluk şiirleri yazmış olsamda beni aşağılayacağı korkusuyla ona okumaya cesaret edemedim. İnsanların hayatında unutulmayacak izler bırakanlar vardır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-2722220135712482398?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/2722220135712482398/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/souk-szl-ilk-yzl-scak-japon.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/2722220135712482398'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/2722220135712482398'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/souk-szl-ilk-yzl-scak-japon.html' title='Soğuk Sözlü Ilık Yüzlü Sıcak Japon'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-3319066271717293352</id><published>2008-08-23T02:01:00.008-03:00</published><updated>2009-12-12T15:49:34.928-02:00</updated><title type='text'>Sallanan Sandalye</title><content type='html'>&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;&lt;em&gt;Bir aralık kuzey yönünde kimsenin olmadığını fark etti. Aklına koyduğu planını gerçekleştirmek üzere tüm cesaretini topladı. Koşarken takılmasın diye ayağındaki takunyaları eline aldı. Çitleri aşıncaya kadar durmaksızın olan gücüyle koştu. Sınırın ötesine geçtiğinde avazı çıktığı kadar bağırdı. ‘İmdat kurtarın beni’&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüyasından henüz uyanmıştı. Bir kaç dakika yerinden kalkmadan parmaklarıyla gözlerini ovuşturdu. Oymalı gonklu duvar saatinin çınlayan sesiyle kendine geldi. Hava kararmak üzereydi. Kitap okuduğu sırada balkona sırtı dönük halde duran,cilası sönmüş, kenarları işlemeli koyu kahverengi sallanan sandalyesinde uyuyakalmıştı. Son günlerde değişik şekillerde de olsa hep firar rüyaları görüyordu. İzlediği bir filmin etkisi olduğunu düşünüyordu. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Elinde açık kalan kitabın ayracını kaldığı sayfaya yerleştirdekten sonra sallanan sandalyenin minderini düzeltti, kitabı rafa koydu ve mutfağa yöneldi. Birazdan Niyazi Bey gelecek, açlıktan dem vuracaktı. Öğlen vakti boşluğunda yoğurup pişmeye hazır hale getirdiği köfteleri dolaptan çıkardı, jelatinini sıyırdı patateslerle süsledikten sonra fırına sürdü. Gökkuşağı radyosundan eskimiş müzikler yankılanıyordu. Yine de salata için marul yapraklarını yıkarken Emel Sayın’ın ona eşlik etmesi kendini yalnız hissettirmiyordu. Neriman Hanım, nazik ellerine hiçte yakışmayan bıçağı bir ileri bir geri salatalık üzerinde talim ederken bileklerinde sıralanan bileziklerin şıkırtısını duymuyor, bir yandan da mırıldanıyordu ‘ah bu şarkıların gözü kör olsun’.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Asansörün çağrıldığını evin içine kadar gelen halat gıcırtılarından kestirebiliyordu. Salata çoktan hazır, bir limonu eksikti. Maydonozlu cacığı çırparken sanki anahtar kalbinde çevriliyordu. ‘çıt’ sesinin ardından Niyazi Bey’in sesi geldi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;-Ben geldim. Kimse yok mu?&lt;br /&gt;-Mutfaktayım Niyazi. Hoşgeldin. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Gece yarısını yarıp karanlığın içinden sivrilen bir yarasa gibi ışıkları sönük salonun mutfağa açılan kapısından içeri girdi. Niyazi Bey, sivri kulakları olan, burnu yüzünün ortasında dalında gök patlıcan gibi pembe, zayıf çehresinin yanaklarına yakın kısmında ağaç kovuğu gibi oyulan avurtları olan, esmerin koyusuna yakın teni ve şekil almayan gür saçları vardı. Konuştuğunda haber sunan radyo spikerini andırırdı ses tonu. Açık mavi bir gömlek giymişse akşam, gölgesinde yürürken görseniz, ayın yirmisinde yorgun ve ürkek adımlar atan tipik bir memur olduğunu kestirmeniz uzun sürmezdi. Otuz birinci yaşını yeni devirmiş, henüz cennet yaşına bir adım kala cenneti düşünemeyecek kadar meşgul düşüncelerle, yolu muğlak bir yolcunun gündelik hanına dönüşü gibiydi her akşamı. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;-Köfteler tam ayarında heralde. Afrika köylüleri kadar açım. Akşama kadar toprak yedim. Allah’tan solucanlar varda etsiz yemek yedirmiyor Mevlam çok şükür.&lt;br /&gt;-Niyazi üstünü değiş istersen. Giderken şu salatayı da götürüver bi zahmet.&lt;br /&gt;-Senin de bu latifelerine hayranım Neriman. Ne nüktesi bol kadınsın, iyi ki almışım seni.&lt;br /&gt;-Üf, tamam ben götürürüm. Hadi git elini ayağını yıka.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Neriman Hanım güldüğünde içinden gülerdi. En komik fıkrayı da anlatsanız tebessümünde dişlerini saymakta zorlanırdınız. Ancak bu onu daha uyumlu gösteriyordu. Boyundan aşağı sade elbiseler giyen, bir ifadeyi minimum sözcüklerle anlatma tutkusundan vaktin çoğunda ağzı kapalı, kulakları bir radyo anteninin alıcısı gibi sürekli online dalgalar yakalayan, duru bir kadındı. Atmosferi çok az değişirdi, babası ölse gözündeki damlalar dışında halinden anlayamazdınız üzüntüsünü. Sürekli birşeyler söylemek istermiş gibi bakan gözlerinde hangi kuşun yuva yaptığını görebilmek için bazen el çırpıp kuşları uçurmak gerekirdi. Hoş ki, Niyazi Bey de bunu çok iyi biliyor, alerji testinde vurulan şırıngalar gibi Neriman Hanım birinden birine tepki verene dek analizini sıkılmadan sürdürebiliyordu. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;-Dikkat et sıcaktır tepsi. Gerçi buzların erir iyi olur ama yinede benden koca tavsiyesi risk alma, eldiven kullan.&lt;br /&gt;-Anan seni kız doğuracakmışta bilememiş. Tavsiye vereceğine kepçeyi ver ikinci çekmeceden.&lt;br /&gt;-Al bakalım sana kepçe. Kepçe alana kevgirimiz bedava. Pilavlarınızı özenle karıştırın.&lt;br /&gt;-Hadi bakalım doğru sofraya. Ellerini yıkadın değil mi?&lt;br /&gt;-Yıkadım büyükanne. Eşofmanlarımı bile giydim. Uslu çocuğum ben.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Evliliklerinin dördüncü yılı dolmasına rağmen çocukları olmamıştı henüz. Neriman Hanım’ın bakıcı formuna girme fobisiyle Niyazi Bey’in ilgi ve enerji yorgunu haline dönüşeceği fikri şimdilik mutabık oldukları ender konu başlıklarındandı. İkisi de hala genç görünüyordu. Salonun içinde duvara gömme rafların birinden sarkan dantelaların üstünde, ortalama bir aile tablosunun içini dolduran zoraki bir gülümseme ve nasip buymuş diyen ellerin sarıldığı bir resim çerçevesi vardı. Halk arasında ‘tabut’ diye bilinen yeşil kaplamalı koltuk takımı ve turuncu halıfleksiyle evin salon kısmı görücü evi gibiydi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;-Nasıl geçti günün şekerim?&lt;br /&gt;-Sultan’la çamaşır yıkadık. Düriye sağolsun senin gömlekleri elden geçirdi. Kerim de olmasa kızlarla başbaşaydık diyeceğim.&lt;br /&gt;-Seni yalnız bırakmıyoruz işte. Ne düşünceli kocan var değil mi?&lt;br /&gt;-Niyazi patlıyorum akşama kadar. Yarın ablamlara gitmek istiyorum.&lt;br /&gt;-Peki, biz de iş çıkışı şefle yeni açılan galeriye gidecektik. Aradan çıkartayım madem yoksun.&lt;br /&gt;-İşin gücün araba peşinde koşmak. Araba bakacağına kiralık ev baksan diyorum. Kısıldık kaldık buraya.&lt;br /&gt;- Neden, ne güzel evimiz işte. Yağmur almıyor su almıyor. Güney Afrika’da insanlar teneke evlerde yaşıyorlar. Bizimkisi onların yanında balmumu katkılı beyaz muşambadan. Suhri’yi uzatırmısın güzelim.&lt;br /&gt;-Seninle de ciddi birşey konuşulmuyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Sıkı bir pazarlık sonrası gerçekleşmişti evlilikleri. Niyazi Bey kanaatkar, bir parça da savurgan biriydi. Ancak ne yapmış etmiş Neriman Hanımın kanına girip üç sandık bir bohçayla razı etmişti eve gelin götürmeye. Çoğu konuda alttan alıyor olması ikisini karşı karşıya getirmekten alıkoyuyordu hep. Mizacı gereği gönlü pamuktan döşek olsa da bazen şeytanı dürtüklüyor, Neriman Hanım’ı kış köşesinden yaz köşesine adımlar atmaya zorluyordu. Her seferinde kalelerin sıkıştırdığı bir şah gibi oyundan düşüyor, gün boyunca Niyazi Bey evde yokken yeni oyunun piyonlarını daha etkili kullanmanın yöntemlerini arıyor halde buluyordu kendini. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;-Ellerine sağlık Neriman, bu köfteler bir Afrikalının midesinde olsa kesin Zenciler Gününe denkgelirdi. Harika olmuşlar ellerine sağlık.&lt;br /&gt;-Taktın bugün Afrikalılara. Zaten giderek kararıyorsun yakında evimde bir zenciyle yaşıyor olacağım.&lt;br /&gt;-Üzüm üzüme baka baka kararır işte. Sen de kendini hazırlasan iyi edersin şimdiden. Siyah bir güneş gözlüğü alarak başlayabilirsin olaya. Açalım bakalım bugün Kerimden ne havadisler işiteceğiz.&lt;br /&gt;-Selamiye çöktün hemen. Hiç yardım edeyim dur şu zavallıya yok. Sor bakalım beyler ne alırmış?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde Neriman Hanım’ın artçıları şiddetleniyordu. Eskiden bir kez söylediğini ikinciye tekrar etmezdi. Elinde sunacak yeni teklifi kalmadığı için ikinci baskıya geçtiğini düşünüyordu Niyazi Bey. Yeni bir bakışla şimdilik üstesinden gelse de bu onu rahatsız etmeye başlamıştı. Aslında Neriman Hanım’ın damarını çok iyi biliyordu. Birbirlerini seviyorlardı. Bunun ötesinde birşey düşünmek çocukçaydı. Belki de çocuk yapmanın vakti geldi diye geçirdi içinden. Zira bu sıralar bağlarını kuvvetlendirecek tek olası seçenek o gözüküyordu. Neriman Hanım mutfakta oyalanırken Niyazi Bey de oturduğu yerden onu nasıl yoklayabileceğinin planını yaptı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;-Hayatım duyuyor musun haberi. Afrikada 48 milyon çocuk çalışıyormuş. Bizimde olsa bir tane, arabanın ilk taksidini ona ödetirdik.&lt;br /&gt;-Kesin benzin istasyonunda çalıştırırsın sen. Belki indirimli satar bize.&lt;br /&gt;-Hem ev yetmez bak, çağ atlar taş gibi evde otururuz.&lt;br /&gt;-Kabataş Devrinden Cilalı Taş Devrine geçiş...Aman ne cezbedici.&lt;br /&gt;-Hem çok zayıfım diyorsun. Fena mı olur biraz kilo alırsın. Niyazi karısını balla kaymakla besliyor heralde derler.&lt;br /&gt;-Kilomdan memnunum Niyazi. Sen kendine bak. Az ye de göbeğini evin balkonu olarak kullanıyor demesinler. Hem çocuk yapacağına önce şu Dilaverin bacağını yap. Sallanırken gıcır gıcır senin gibi başımın etini yiyor.&lt;br /&gt;-Eskidiyse yenisini alırız gülüm. Sen ne istedin de Niyazin almadı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ev tutmak hayli güç olmuştu onlar için. Depozitoyu denkleştirene kadar canları çıkmıştı. Altınları bozdurduklarında ancak beyaz eşyalara ve düğün masraflarına yetiyiordu. Kalan eşyaların bir kısmını taksitle bir kısmını da ikinci el almışlardı. Dilaver eve ilk aldıkları eşyaydı. Kenarları işlemeli, koyu kahverengi cilası sönük sallanan sandalye hayli eskimişti. Bir süredir Niyazi Bey onu yenilemeyi düşünüyordu. Maaşından bir parça ayırıp Nermin Hanıma sürpriz yapmak niyetindeydi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Çocukla ilgili düşünceleri duvara çarpmıştı Niyazi Bey’in. Aradan çok geçmemek kaydıyla bir başka sefere ertelemesi gerektiğini düşündü. Belki alacağı yeni koltukla Neriman Hanım’ı bir parça olsun rahatlatabileceğini, bir süreliğine de olsa fitilinin ateşini söndürebileceğini düşündü. Ertesi gün iş çıkışı, galeri yerine bir mağazaya girdi. Bir kaç kez oturup kalkarak konforunu test ettikten sonra şık bir koltukla eve döndü. Neriman Hanım henüz gelmemişti. Koltuğun yönünü balkona çevirip sallanan sandalyeyi salon çıplak köşesine çekti. Mutfağa girip Neriman’ın çok sevdiği beşamel soslu makarnayı yaptı. Sofra hazır olduğunda mum dışında tek eksik Neriman Hanımdı. Çok geçmeden karanlığa çalan bir gök gibi kapıdan içeri, bütün ışıkları açılmış salona girdi. Niyazi Bey sofrada onu bekliyordu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;-Hoşgeldin Pamuk Prensesim. Ellerini yıka gel hadi bakayım.&lt;br /&gt;-İştahım yok fazla. Hem ablamlarda atıştırdık birşeyler.&lt;br /&gt;-Ama dünyanın en mahir ustasının ellerinden çıkmış beşamel soslu makarnaya hayır diyemezsin değil mi?&lt;br /&gt;-Niyazı bu ne? Koltuk mu aldın gerçekten.&lt;br /&gt;-Bu koltuk sıradan bir koltuk değil. Bill Gates de bundan kullanıyormuş.&lt;br /&gt;-Almışken sigorta yaptırsaydın keşke. O kadar değerli birşey çalınır eder maazallah.&lt;br /&gt;-Çalsalar da oturamazlar, akıllı bu koltuk. Sahibinden başkası oturacakken çivi refleksi var.&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;-Eee, nedir bu yüzündeki siyah bulutlar. Ablanlar gelmişken koyu bir makyaj yapalım sana da öyle git mi dediler.&lt;br /&gt;-Yorgunum biraz Niyazi. Üstüme gelme lütfen.&lt;br /&gt;-Peki siyah benekli kelebeğim. Bu makarnanın acı sosu eksik zaten. Benimde yiyesim yok.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Niyazi Bey birşeylerin ters gittiğini fark etmişti. Koltuk teorisinin çöküşünü üzülerek izlemişti. Hemen bu gece yeni bir formül bulması gerektiği hissine kapıldı. Aralarında büyüyen boşluğun bir uçuruma dönüşmesi an meselesiydi. O gece saatlerce düşünse de aklına parlak bir fikir gelmedi. Gün boyunca Neriman Hanım’ı meşgul edecek oyunlar bulmakta zorlanıyordu artık. Sallanan sandalyenin ismini tam üç gün düşündükten sonra bulabilmişti Neriman Hanım. Yeni koltuğa isim yakıştıracaktır diye düşündü ama koltuk ilgisini çekmeye yetmemişti. Sabaha yakın zorla da olsa gözlerini yumabildi. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Geç bir saatte uyanan Neriman Hanım bir bardak çay ve biraz peynirle geçiştirdi kahvaltısını. Ev işlerine bir türlü başlayamadı. Bir süre Kerimi izledi ancak tek bir kanal değiştirmedi. Neden sonra salonun boş bir köşesinde oldukça matemli ve kasvetli görünen Dilaver’e gözü ilişti. Asansörü çağırıp Dilaver’i apartmanın deposuna indirdi. Dairesine çıkarken asansörden gelen halat gıcırtıları şiddetlendi, kopacağını ya da asansörde kalacağını düşündü. Evine girdiğinde yapacak birşey bulamadı. Kitabını alıp yeni koltuğa ilk kez oturdu. Ayracı bulup kaldığı yerden okumaya devam etti. Bir kaç dakika içinde uykuya daldı. Akşam karanlığı yaklaşırken uyandığı rüyasında Niyazi Bey’den ayrıldığını gördü. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-3319066271717293352?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/3319066271717293352/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/sallanan-sandalye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3319066271717293352'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3319066271717293352'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/sallanan-sandalye.html' title='Sallanan Sandalye'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-6687589733330830986</id><published>2008-08-18T23:07:00.017-03:00</published><updated>2008-08-18T23:49:59.776-03:00</updated><title type='text'>Yorulan Düşlerin Pasiflorası</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:trebuchet ms;font-size:85%;color:#ff9955;"&gt;Hasip: Nasılsın bakalım bu gece?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Oymalı gonklu duvar saatinin çınlayan sesiyle uyanmayı bekleyen sallanan bir sandalye gibiyim. Daha saat başına bir saat var!&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Halinden şikayetçi mi yoksa memnun musun? Zira sallanan sandalye olmak her zaman iyi bir alternatif olmayabilir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Çok fazla seceneği olmayan bir sallanan sandalye..&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Bu seni teskin etmiş görünüyor...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Sen öyle diyorsan öyledir&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Beni derin düşüncelere itiyor bu sözlerin ama...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Bir işe yarıyorsa ne âlâ sözlerim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Ya öyle değilse diye sesler yükseliyor içimde. Bu kez diğer olasılıkları düşünmeye başlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Düşün düşün sonu çıkmazdır bu işin. Bir hikaye yazmaya çalışıyorum ama zorlanacağa benziyorum.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Gibi gibi... Sen mi? Şaka olmalı... Zorlanacağın şey hikaye yazmak mı?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Girdiler bir türlü çıkmıyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: İnanılır gibi değil...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Neyim ben Buda Heykeli mi?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Bazı zamanlar olmayı beceriyorsun...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Maket yapmayı becerebilseydim kendime bir Buda biblosundan sonra içinde çorek otları kaynatan bir kazan yapardım.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Başka bişey yapmayı istemelisin belki... Ben maket yapmayı becerebilseydim, gece deniz kıyısında kumsalda oturmuş elinde çayı, cebinde yıldızları olan masum bir çocuk yapardım... Yıldızları çayına batırıp yıldızların tadına bakan, gözleri düşünceleri kadar uzaklara dalan yüzünde biraz endişe, biraz umut, büyük bir parça da mutluluk olan bir çocuk yapardım.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Bu saatte kaynayan sıcak bir denize aşk gemileri batırıp bir lokmada yutan bir deniz feneri olmakta güzel...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Yine mi aşk?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Denizlerin olmazsa olmazı değil mi balıklar? Geceler deniz olsa aşk yüklü balıklarım olurdu.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Ümitsizlik pınarından kana kana soğuk sular içtim ben... Aşka ne inancım ne umudum var...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: İnanç çoğu zaman tek başına yeterlidir. Ancak mukabelesiz olanı müstesna...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Deniz feneri dalgalar ile kayaların aşkını kıskanmış olmalı... Geceler deniz olsa dalgaların köpükleri kadar hüznüm olurdu....&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Bu gece bendensin, dilediğin kadar ikram edebilrim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Bir fincan acı kahve gibi yudumlayıp dalgaların sesini bir sigara gibi yakmalı. Duman duman savurmalı rüzgara aşkı bu gece... Unutmalı varlığını yokluğunu...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Kematoryumlar dolusu aşk var elimde. Kül denizinde kulaç atıyorum. Bu gece yüklü bir dere akıyor denizime. Dalgalarım kabardıkça kabarıyor...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Kabaran dalgaların bana getirdiği hep hüznün koynundaki gözyaşları oluyor...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Nedense bana getirdiği saçıma düşen aklar. Bir de kucak dolusu 'yine mi sen karanlık' sözleri...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Karanlık dediğin kimine göre aydınlık olabilir kimi zaman...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Ama oldukça mesutum aynı zamanda. En azından külden de olsa hala boğulmadan yüzebildiğim bir deniz var karşımda.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Kimi zaman düşlerimi karanlıkta boğmak isterim... Kimi zaman karanlıkta içimde beni boğan karanlığın ellerini kelepçelemek isterim...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Yorulan düşlerin pasiflorası ne demek?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Pasiflora var ya hocam. Sakinleştirici bir şurup... Despresyon ilacı gibi... Doktorum bana da ondan yazdı iç diye... Şimdi içerken düşündüm de asıl benim değil de düşlerimin pasifloraya ihtiyacı var.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Doktor olsan benim reçeteme ne yazardın?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Sadece aşk... Perinin biri seni dizine yatırsın sana sevda türkleri okusun...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Periler masallarda, aşk göklerdedir. Ben ise rüyada ve yerin dibindeyim. Daha gerçekçi ol lütfen.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Rüyada ve yerin dibinde olmak ne kadar gerçekçi tartışılır... Sen oturduğun sandalyeyi yerin dibi sanıyorsun... Baktığın pencereler gökdelenlere açılsa da görduğun tablo hep etrafı çevrili duvarlar.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Umut gülü bahçelerde kızarır, saksılarda solar. Sandalyeye çöreklenmiş umutsuz bir gül dikeniyim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Neden gül yerine dikeni seçiyorsun hemen... İşte senin yerinin dibi bu...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Çok sivriyim, batıyorum, ya da bazen batırıyorum.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Kasıtlı mı?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Bazen kasten bazen bilmeden... Ama ortada kesilmiş bir kurbandan akan kanların olduğu muhakkak. Allah’a kurban olmuş olsa keşke. &lt;em&gt;‘Ne şehit ne gazi... Pisi pisine gitti bizim Niyazi’&lt;/em&gt; de olabilir Sana ne anlattığımın farkında bile değilsin değil mi?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Bir amaç var besbelli ama yine de karmaşık olduğunu düşünüyorum... Gerisini bilemem....&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Evet herşey bir amaca hizmet ediyor. Zaman ölüme, ölüm yeniden dirilmeye.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Bunu karşılıklı mukyese etmeden anlamak zor gibi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Aslından uzakta yaşayan '&lt;em&gt;gibi gibi&lt;/em&gt;'yim hep... ‘&lt;em&gt;Mavi bir ışık vardı. Ben işte onu kaybettim’&lt;/em&gt; diyor Attilâ İlhan. Her ne kadar tekrar dinlemeyeceğim demiş olsam da bu ilk tutamadığım söz değil..&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Burada da ‘&lt;em&gt;sarmaşıkları duyuyor musun rüzgarda’&lt;/em&gt; diyor...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Biliyor musun, bugün içimden Türkiye’ye dönüp kuzeyde küçük bir köye yerleşme fikri belirdi içimde.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Buna neden olan neydi?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Hayatımın bundan sonrasını kendimi eğiterek geçirmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Manyak mısın ya da deli falan mı? Artık eğitme vakti senin için...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: İnsanların bir eğitici olduğumu düşünmeleri. tepkisel olan hiçbirşey özgürlük değildir ama şimdiye kadar özgür olduğumu kim söylemiş.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Eğitilme zamanın bitti...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Sen de güldürebiliyormuşsun insanı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Özgür olmak neye yarar ki? Önceden uğrunda herşeyi verebileceğim özgürlüğüm şimdi kafese kapattığım kuşlarım gibi...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Öyle deme. Rengini belli eder insanın özgürlük... Suya batırılmış turnosol kağıdına döner insan özgürken. Suya batınca kararıyorum.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: O kadar renk değişikliğine uğratacağını sanmam...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Denemesi bedava.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Deneyebildiğin ve sınırını zorlayabildiğin kadar....&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Zincirlerini çöz , elindeki çay bardağını bir kenara bırak ve cebindeki yıldızlar yerine izlediğin denizin içine ayaklarını bandır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Aslında bunu yaptım denebilir...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Çoraplarını çıkarmayı unutmuşsun sanırım. Bu yüzden mi gökkuşağı gibiler...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Çoraplarım neden dikkatini bu kadar çok çekti? Hala çoraplarım o şekilde...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Ben de hala dolunayı seyrediyorum ama gökyüzü alacakaranlık. İşin ilginç kısmı şuanda aya ayak bassam orasıda karanlık. Güneş olmasa bu ışık nerden gelecek. İnsanın kendini bir yansımayla da olsa teselli edip romantizme bahane bulması ne güzel. Yaratıcı zeka, parlak beyin...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: En güzeli en eğlencelisi kendine yalanlar söyleyebilmek. Ama ne kadar inandırabilirsen kendini...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Hayatı yaşanılabilir kılmak için beyaz yalanlar gerekli bazen&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Kesinlikle...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: İnanmak için varolduğunu kabullenmek yeterli.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Bu varoluşluk aşka olan inancı da destekler mi?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Güneş te ay da yıldızlar da gökyüzünde... Bir bilene sormak gerek. Neil Armstrong değilim ki sana aşktan bahsedeyim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Aşktan bahsetmek için Neil Amstrong olmak mı gerek?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Mevlâna ya da Yunus olmakta çözüm olabilir. Ancak en yakın yıldız insan ömründen daha uzak mesafede. Bu yaşamda olmadı bir başka ömürde belki kapımızı çalar.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Burada da tatmak hoş olurdu.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Şartlı reflekslerim var kabul ediyorum. Yaşlanmamış olsam belki Kuzey Yıldızı'na doğru yol alabilirdim ama kuzeyde beni bekleyen o küçük köyü tercih ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Yaşlanmak mı?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Yeşilin etimolojisine ‘&lt;em&gt;yaşıl’ &lt;/em&gt;kelimesi sperm olmuş. Yeşillenmek yaşlanmaktan türeme kanımca.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Yorumsuzum buna.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Gitmesem de görmesem de o köy benim köyümdür.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Belki sana o köye Brezilya’nın acı kahvesinden içmeye gelirim ellerimde beyaz lilyumlarla...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Gelene kapımız açıktır her zaman. Ancak kahve özlemi çekeceğimden emin değilim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: O özlemi ben çekerim her zaman. Yaz kış içmek istediğim o kahvenin aşığıyım ben.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Bir konteyner sipariş verebilirsin. Bir ömür yeter sana...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Kokusu bile başımı döndürecek kadar güzel o kahvenin.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Ben mevsimlik içecekleri tercih ediyorum. Kışın ısıtsın yazın serinletsin...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Üçü bir arada olanlarını sevmiyorum ama.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Üçü bir arada olmaz zaten; hem korku hem kararsızlık hem aşk...&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9955;"&gt;Hasip: Ve yine heryere bir kırıntı sıkıştırılan aşk....&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff5555;"&gt;Nasip: Bilmem, çok düşünmemek lazım sandalyeye oturan sallanır işte... Vadesi dolan sandalye de bir gün kilere sallanır. Gayet âdil gözüküyor...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-6687589733330830986?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/6687589733330830986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/yorulan-dlerin-pasifloras.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6687589733330830986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6687589733330830986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/yorulan-dlerin-pasifloras.html' title='Yorulan Düşlerin Pasiflorası'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-6938928038202690778</id><published>2008-08-16T21:47:00.004-03:00</published><updated>2009-12-12T15:50:45.477-02:00</updated><title type='text'>Aslından Ayrılan Can</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;Sen bî-haber hayâlin ile gûşelerde biz&lt;br /&gt;Tâ subh olunca her gece ayş u dem eyleriz&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;Esdikçe bâd-ı subh perîşânsın ey gönül&lt;br /&gt;Benzer esîr-i turra-i cânânsın ey gönül&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;Güllü dîbâ giydin ammâ korkarım âzâr eder&lt;br /&gt;Nâzenînim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;Gülüm şöyle gülüm böyle demektir yâre mu’tâdım&lt;br /&gt;Seni ey gül sever cânım ki cânâne hitâbımsın&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;Nedim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;(Senin haberin dahi yokken kuytularda her gece sabaha kadar yaşam soluklarız. Sabah rüzgarı estikçe gönül perişan olur. / Yarin mühürlediği esire benzersin ey gönül. Nazlı yarim! Gül desenli bir ipek kumaş giymişsin. Ancak korkarım ki o ipek elbise üzerindeki gül resminin dikeninin gölgesi seni incitecek. / Sevdiceğime gülüm şöyle gülüm böyle demek adetimdir. Ey gül! Seni öyle sever ki bu can, en sevgili hitabımsın. )&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ney sesi hem zehirdir hem panzehir diyor Mevlâna. Öyle bir ses işittim ki demirden mızrak gibi saplandı içime, çıkmıyor. Latif, yumuşak, beyaz bir buluta benzer sesin soluğun, kuruyan tenime düşen bereketli yağmurları eksik olmaz...Gecelerimi perdeleyen güneşe benzer yüzün, yüzünde oynaşan nur taneleri binbir pâre. İner kalkar bir yaşam eğrisi üzerinde ‘asla düşmeden’ çayda çıra, dambaşı ve gelin havası oynadık. Çizgimiz deniz seviyesinden, yani sıfırın alnının ortasından başlayıp semaya yükseldi, başımız bulutlara dokununca yükseklerde beliren bir yaşam müjdesi aldık. Sevinç tufanı içinde şimdi ‘gelecek ömürle’ başbaşayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutulmuş bir korulukta cılız bir çalı ümitsiz dikenler arasından boy atar. Dilsiz bir Mecnun gibi içinde şiirler biriktirir. İnce uçlu bir kalem gibi mürekkebini toprağın damarlarından çeker ve sevgiliye içini döktükçe dili sivrilir. Aşk hastalığına tutulana şuruptur gözaşı. Onu her gece sevgilinin gözyaşları sular. Karşımda olanca heybetiyle dikilmiş hayalinle söyleşirken eşzamanlı yazılan her berceste meşin bir kırbaç olur, yaşama koşturur. Her hatırlayış gökler ötesindeki aleme bir izdüşüm...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömür sofrasında içilen şarabın adıdır gençlik. Biri kırmızı biri beyaz iki çeşit şarap vardır. Birinin tadı üzüm kanına benzer diğeri gülün gözyaşına. İkiside şarhoş eder insanı. İlkinden sarhoş olan berduş olur ikincisinden sarhoş olan aşık. Ağlayan/ağlatan gülüm benim! Hoşçakal deyişin ilk gençliğe elveda türküsü sanki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzaklarda yeşerttiğin bahçede biten bütün karanfilleri toplayıp biraz mutluluk biraz gurur biraz hüzün hissettiğim bulutlar üstünden kucağına bırakıyorum. Gökyüzünde salkımlaşan yıldızlardan ellerim uzanabildiğince koparıp saçlarına takıyorum. Odamın tavanında asılı tek yıldızım söndü şimdi. Heryer zifiri karanlık. Bir demet hatıranın ışığına sığınıyorum. Onlar oldukça karanlıkta kalmayacağıma söz veriyorum. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;*Gökkuşağında Gezinen Adımlar ve Beyaz İzler Kitabının Önsözü&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-6938928038202690778?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=c2fba89cb5f83c54&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/6938928038202690778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/aslndan-ayrlan-can.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6938928038202690778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6938928038202690778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/aslndan-ayrlan-can.html' title='Aslından Ayrılan Can'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-3668988441360154017</id><published>2008-08-14T13:20:00.005-03:00</published><updated>2009-11-15T05:06:52.251-02:00</updated><title type='text'>Akviranlı Kara Zehra’nın Mahalle Günlüğünden</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;color:#66cccc;"&gt;“Bu maskenin altında bir fikir var(mış)&lt;br /&gt;Fikirlere kurşun işlemez(miş)”&lt;br /&gt;Fikri’nin ince gülü: Latife Hanım&lt;br /&gt;Her günü bayram, mahallenin şen şakrak kadını&lt;br /&gt;Pazarları ibadet gibi cam temizler&lt;br /&gt;Çocuksuz dul bir kadın gibi&lt;br /&gt;Fikri’nin eve dönüş saatini bekler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az ilerde, mahalle bakkalının hemen yanında&lt;br /&gt;Bacasından lastik yakıldığı bilinen köhne evde&lt;br /&gt;Pazarları geç uyanıp sürekli başı ağrıyan&lt;br /&gt;Kısık sesli, hallice bir kadın yaşar&lt;br /&gt;Elinde pazar çantası, ucuz yollu olsun diye&lt;br /&gt;Son saatlere yakın pazara koşar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Pazar Şükriye’nin günü&lt;br /&gt;Geçen seferki yağlı kurabiyelerden yapacak&lt;br /&gt;Yiğitcan’ın anası, Nimet kızı Şükriye abla...&lt;br /&gt;Yıllardır bel fıtığı sancısı çeker&lt;br /&gt;Kimin halli zor bir müşkülü olsa&lt;br /&gt;Şükriye ablanın kapısını çalar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Emminin ikinci karısı Sabahat...&lt;br /&gt;Kırıp döktükleri saymakla bitmez&lt;br /&gt;Bu yaşta iki gelin kaynanası&lt;br /&gt;“Elin kiri ovmayla çıkar da&lt;br /&gt;Yüzün karası yunmayla çıkmaz” der&lt;br /&gt;Hafta bitip Pazar oldumu&lt;br /&gt;Boyalıdaki eltisine laflamaya gider&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim herifin ana tarafından akrabası&lt;br /&gt;Halamın oğlanla geçen yaz everdik&lt;br /&gt;Fatma gelin...&lt;br /&gt;Yaşmak oyası örüp çeyiz evine satar&lt;br /&gt;İlk çocuğuna altı aylık gebe&lt;br /&gt;Pazardan Pazara hastaneye yatar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gölpazarı mahallesinin en yaşlı kadını&lt;br /&gt;Ayda bir köyüne yatıya giderdi&lt;br /&gt;Demiryolundan emekli Salih Dayı’nın göznuru&lt;br /&gt;Üç kızını da kazasız belasız gelin etti&lt;br /&gt;Mahalleli ona “Kezban Ana” derdi, nur içinde yatsın&lt;br /&gt;Geçen Pazar vefat etti&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-3668988441360154017?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/3668988441360154017/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3668988441360154017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3668988441360154017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/blog-post.html' title='Akviranlı Kara Zehra’nın Mahalle Günlüğünden'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-8080512500884660746</id><published>2008-08-13T23:09:00.001-03:00</published><updated>2009-11-15T05:06:52.251-02:00</updated><title type='text'>Milenyum Aşkları</title><content type='html'>Tek kanatlı kelebekken uçabilir misin?&lt;br /&gt;Sevgi çemberinden içeri geçebilir misin?&lt;br /&gt;Kötülerin arasından iyileri seçebilir misin?&lt;br /&gt;Şıp diye bulmak kolay mı ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevmek bir başkadır sevilmek daha başka&lt;br /&gt;İnanılır mı bu devirde böyle aşka&lt;br /&gt;Gözü kara gönlü ak zırdeli olsan keşke&lt;br /&gt;Gemileri yakıp göçmek kolay mı ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökten başımıza kar gibi lütuf yağarken&lt;br /&gt;Yar yanıma gelecek diye günleri sayarken&lt;br /&gt;Göğsünü kabartıp sevgiyi yaşamak varken&lt;br /&gt;Sevmek büyük bir olay mı ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorsam hangimiz Leyla kadar şanslıyız?&lt;br /&gt;Kendimizden bihaber, yitik, kirli paslıyız&lt;br /&gt;Rüzgarın söndürdüğü mumlar kadar yaslıyız&lt;br /&gt;Mecnun olmak kolay mı ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çuldan entari, lastikten kösele&lt;br /&gt;Ne istediğini bilmek bütün mesele&lt;br /&gt;Kapılmak kolaydır aşk gibi sele&lt;br /&gt;Boğulmadan yüzmek kolay mı ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrıdan verilmiş aşk mektubu&lt;br /&gt;Bir arşa bir arza bakar iki kutbu&lt;br /&gt;Zaman ötesi sonsuz bir şey bu&lt;br /&gt;Sevginin ömrü bir ay mı ki?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-8080512500884660746?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/8080512500884660746/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/milenyum-aklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/8080512500884660746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/8080512500884660746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/milenyum-aklar.html' title='Milenyum Aşkları'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-6840298279663498318</id><published>2008-08-07T00:09:00.024-03:00</published><updated>2009-12-12T15:51:13.488-02:00</updated><title type='text'>Gökkuşağında Gezinen Adımlar ve Beyaz İzler</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Yaratılan her varlığa ‘kelam’ bahşolunmuş. Adı farklı, şekli farklı milyonlarca varlık ‘dil’ ile varlığını izhar eder. ‘Beyan’, yalnızca aklı olana değil, kainatın bir köşesinde saklı olan herkese ve herşeye sunulmuş bir bahar müjdesidir. Savlanan her düşünce anlaşılmadan önce ‘kavram’ durağında soluklanır. Bu yüzden gören duyan bilen herkes aynı dili farklı ‘ses tonlarında’ konuşur. Varlık mayasının çalındığı gökler dahi içinde kıpırdaşan hava zerreleriyle ‘mesaj’ taşır. Dalında sürgülenen her çiçek tıpkı bir şiirde budaklanan sırlı-soyut ‘anlamlar’ gibidir. Güneş ve ayla birlikte yıldızlarda gökyüzünün gören gözlere sunduğu bir ‘içeriktir’. Hepimiz, yerde ve gökte bizi kuşatan ‘hakikatlere’ yüzlerimiz gibi aşinayız. Renklerin fısıldadığı hakikatler ise bambaşka... İşte bunlardan bir kaçı:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: #3333ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #3333ff;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;#Mavi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Mavi, çıplak bir ölümdür. Aşk madeninden en yaslı satırları çıkaran odur. Mavi ki, bakışlarında hüznün en koyu tonlarını saklayan, duruşunda sırtını güven ellerine yaslamış mütevazi bir totem gibi tevekkül emareleri taşıyan, kalbinin en yüksek yaylalarında öksüz bulutlar yaşatanlara en çok yakışandır. Bizler aşk mektebinin çocuklarıyız; bütün mavi geceler bizimledir. Bir arkadaştır sırları en ıssız kuytularına gömen. Açığı, gökçe yüzlülerin yılları deviren sabrına selamet nağmesi. Koyusu, Ferhatların dağdelen tutkusu. Kulağını dayasan, metruk bir duvardan sarmaşık hikayeleri dinlersin. Mavi, eğilip kulağına fısıldasa yıllardır içinde biriken aşkı tek nefeste içene boşaltır. Gökyüzüne aşıktır deniz, yüzünün rengi ona olan tutkusundan. Mavinin derdini mürekkebi kurumamış aşk mektuplarından sorun!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;#Kırmızı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Galibardanın öyküsünde yarımdır hep. Matkapla oyulan hislere gömülü sökülmez bir dubadır. Yayların acılı ellerle okşadığı keman telidir. Toprağı avuçlayan kökleriyle yaşama, yakalarının üzerinde nazenin bir baş gibi sivrilen tomurcuklarıyla bahara tutunan o, ağlayan gülüdür gençlik bahçesinin. Zafer tepelerine yağız erlerin diktiği mağrur bayraktır. Aşk kazanının dibini örseleyen ateştir, aşığın içinde körüklenen alevdir. Eşeledikçe koyulaşan yaşama tutkusudur. Atardamarlarda coşkuyla çağlayan deredir. Varlığın yoklukla savaşında ufku hep öteleri arayan gözü pek akıncısıdır. Azim ülkesinin bayraktarı, korku mahallesinde cesur yürek... Aşığın dilinde ‘ben ölmezem’ nakaratı, yarası derin hastaya bıçkın neşter. Gel-git yaşayan kıyılarda karamsar dalgaların çarpıp buzlu cam gibi dağıldığı en yalçın dalgakıran, fırtınası bol denizlerde yılmaz bir kaptandır. Kırmızıya vurulan derin bir adrenalin kuyusuna düşer. Kırmızı, sevda ağacının dallarına aşıkların bağladığı çaputtur. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #006600;"&gt;&lt;strong&gt;#Yeşil&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #006600;"&gt;Doyamadığımız, tekrar tekrar yaşanası o günler bizim yeşille ilk tanışmamızdır. Yeşille başladık sevmeye, yaşamaya uzakların sesini duyumaya. Ümitle kızaran bu güzel günlere beşikti o yeşil. Mevsimlerin ruhudur bahar, baharın kalbinin ortasına gömülü çekirdektir yeşil. Cazibesi milyon ışık yılı uzaklığında şuursuzca dolanan gezegenleri dahi kendine çeker. Hiç anlatayamayacağım, kimsenin anlayamayacağı bir kez olsun anlayamadığım bu içimdeki yeşil sancısı geceleyin ıssız çöllerde, gündüzleri bilmem hangi tepenin yamacında o esrarengiz melekle başbaşa geçirdiğim dakikaların –belki bir ömrün- tek kelimeye sığan anlamıdır. Varlık deryasının her damlası aşığın gönlüne yeşil bir imbikten süzülüp aralıksız şıpırdar. Aşığın ruhunun derinliklerinde balta girmemiş ormanlar biter. Bunalan gönüller, tıkanan nefesler bu ormanlarda ferahlar. Hiç gözyaşı renginin yeşil olabileceğini düşündünüz mü? Benim kefenim yeşil abadan dikilmiş olacak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;#Pembe&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: #ff99ff;"&gt;Adı bilinmez bir sevdaya şiirler yazıp avuç avuç aşk denizine döken bütün şairlerin mahlasıdır pembe. Pamuktan eğirme bir sözcüktür, saçları ipekten örme bir güzeldir. İnce bir teni vardır, dokunduğu kayaları delip geçer. Pembenin üzerine düştüğü buzullar mum gibi erir. Selamet ufkundan türemedir; kızıl alevler saçan gök denizinin öfkesi pembeye rastlamakla yatışır. Sevgili kucağında deliksiz uyku, gecenin içinden sıyrılan hayal perdesidir. Bahar mevsiminde toprağa düşen ilk yağmur, gönlün semasında öbeklenen özlem bulutlarıdır. Pembe sevinçleri aşk ateşine atsan nar gibi kızarır, pembe sevdalara üflesen yelkenli gibi yüzer. Yarin tenine konmuş bir benektir, nişandır, sevildiğine emaredir. Adına seranatlar yapılan prenses, bekleyen aşığa kulenin penceresinden pembe karanfiller atar. Kavuşmak üzerine and içilmiş bütün gelecekler saklı bir kutu içinde pembe kurdelalara sarılı halde bekler. Bir yarısı yarınlara gebe, diğer yarısı bugünun sırlarına namzet. O hep uzakta yar deyip inleyenleri bekler...&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;strong&gt;#Siyah&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Renk şölenine damlayan en hisli, en matemli yağmur damlası. Kavuşmak artık öteki bahara diyen, bütün anlaşılmazlığını içine gömen, sevinci buradan çok öteleri kucaklayan bir bayram çocuğu. Sürgülü bir kapı önünde eskiyen yılların rengi. Hem sahte acıların nasırlaştıramadığı bir dil, hem de büyüyen gözbebeklerinde şiirler konuşan dilsiz bir yürek. Onu tek anlayan hüzün kokulu gecelerdir. Geceler ki aşıkların yegane hayırhahı, karayağız kadınıdır. Ayrılıkların çatal mevsimi, biriken hasretleri eriten humus. O hiç bir ateşte erimez oniks taşıdır. Karanlıkta kalmış aşığın sevdiceğine verebileceği tek hediye, kalbinin ortasına ip geçirip siyah bir turmalin diye boynuna takacağı kolyedir. Sabahın ayak sesleri aşığın sokağına devrilirken bohçasını sırtlanan gece ardında esmer bir gölge bırakır. Siyah bir kalbin karanlığında ancak beyaz bir melek kaybolmadan gezinebilir. Koyu bir sevda şiirini okumak için beyaz bir aşk gerek... Siyahtan daha koyu bir dost bileniniz varsa söylesin!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color: white;"&gt;&lt;strong&gt;#Beyaz&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Engin bir varoluşun simgesi, bütün başlangıçlara atılan ilk çentik, ölümsüz olmak için yeniden doğmak! İlk ruhun yaratılışı, her renkten bir parça, aşk gibi duyguların bütününe aynı anda hakim. Cennetin boy boy afişleri asılı yarin yüzü beyazdır. Ayın solmaz çehresinde güneşe edayla bakar.Diken tarlasında yürüyen aşık, ardında beyaz izler bırakır. Huzur iklimine yuva yapan ak güvercinler özgürlük soluklar. Aydınlık fikirlerin izdivacı yeryüzüne esenlik tılsımları yayar. Sevdiğinin her haline razı sevgilinin gönlüne gökten sedef bulutları iner. Buğday için kar, beyaz bir yorgandır. Vuslata eren için kefen, beyaz bir düğün elbisesidir. Karanlığın zaferi beyazın ölümüdür, o ölürse cenazesini safran yaprakları örter. Galaksiler zincirinde birer halkadan ibaret yıldızların emîri o parlak beyaz, aşıkların düşlerinde adım adım gerçek yaşama ilerleyen mistik bir seyyahtır.&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color: silver;"&gt;[SON]&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-6840298279663498318?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/6840298279663498318/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/gkkuanda-gezinen-admlar-ve-beyaz-izler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6840298279663498318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6840298279663498318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/gkkuanda-gezinen-admlar-ve-beyaz-izler.html' title='Gökkuşağında Gezinen Adımlar ve Beyaz İzler'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-4117523815727009579</id><published>2008-08-06T00:11:00.003-03:00</published><updated>2008-08-06T00:19:12.579-03:00</updated><title type='text'>Hatırlatma</title><content type='html'>Merhaba,&lt;br /&gt;Ben Deniz. Şu bildiğin dalgaları dinmez deli deniz. Özlemek aşkın çeyreğiyse beklemek sabrın yarısıdır. Beklerken haftanın yarısı gitti, elimizde birer çeyreklik kaldı. Bozdur bozdur harca...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-4117523815727009579?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/4117523815727009579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/hatrlatma.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4117523815727009579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4117523815727009579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/hatrlatma.html' title='Hatırlatma'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-7832953091242555816</id><published>2008-08-03T00:04:00.002-03:00</published><updated>2009-11-15T05:06:52.251-02:00</updated><title type='text'>Gözlerin Düşerken</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Merceği buğulu gözbebeklerinde duran&lt;br /&gt;Koyu karanlığı şimşekler gibi delen&lt;br /&gt;Onlar, gecesinde löküsler gibi ışıldayan&lt;br /&gt;Gündüzünde kanatlı mavera…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşamın Galata Köprüsü olup açılsalar&lt;br /&gt;Bütün gemilerimi karşı kıyına geçirsem&lt;br /&gt;Harem limanı olsalar denizimde&lt;br /&gt;Akşam serinliğinde demirlesem&lt;br /&gt;Haydarpaşa Garı olsalar mesela&lt;br /&gt;Bütün trenlerim konsalar göçseler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Aç gözlerini şirinim&lt;br /&gt;Gözlerine yatıya geldim,&lt;br /&gt;Ah, şimdi karşımda olsalar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolunayın ortasında kahve çekirdeği gibi&lt;br /&gt;Uzaklara bakıp kısmet sözcükleri dağıtan&lt;br /&gt;Perdeli sarmaşıklara benzer gözlerin&lt;br /&gt;Duvarlarımı boydan boya kaplar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömrümün en romantik tiyatro sahnesine baktıkça&lt;br /&gt;Ürkek bir serçenin kalp atışlarına dokunuyor ellerim&lt;br /&gt;Başka söze ne hacet…&lt;br /&gt;Gözlerin sözlerime işlemiş&lt;br /&gt;Zaten şarkılar söylenecekleri söylemiş&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Senin en güzel yerin&lt;br /&gt;Kahverengi gözlerin”&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-7832953091242555816?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/7832953091242555816/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/gzlerin-derken.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7832953091242555816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7832953091242555816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/08/gzlerin-derken.html' title='Gözlerin Düşerken'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-7133238956970385168</id><published>2008-07-30T23:40:00.005-03:00</published><updated>2009-12-12T15:51:28.778-02:00</updated><title type='text'>Beyaz Lilyumlar</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bulut tarlalarında zambaklar yetiştiren, çiçeklerine sevgi kelebekleri konan sevgili. Karanlıklar denizindeki ürkek gemisinde rotasını bulan, denizde fenerini arayan sevgili. Sandığın kadarıyla buradayım. Sandığının içinde yazılmamış aşk şiirleri saklı. Sandıktan sızanları okumakla yetinemediğim şiirimsin. Bulut tarlalarından dökülen çiçek tohumlarıdır yeryüzündeki bütün gül bahçeleri. Her çiçeğin bir bahçesi vardır, çiçekler bahçesinde güzeldir. Saksıdaki mor menekşenin bahçesidir saksı. Kadınlar varlık bahçesinin çiçekleri değil midir? Bir çiçek olsan beyaz bir buket lilyum olmanı isterdim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bütünün hep iki yarısı, bahçesinde gül bitmeyenin mutlak kalp yarası vardır. Bütün beyaz karanfiller koklasan merhamet kokar. Zeytinin dalına konan güvercinin adı barış ise papatyanın yaprağına konan kelebeğin adıdır hüzün. Yükseliyor olmanın verdiği ılık heyecan içimizde belirirken neden bize en çok yakışan hüzündür? Heyecanı bu kadar benimsemiş ve bize katacaklarını idrak etmişken neden hüzün?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığımız en zirve an, duygularla harmanlanır. Çoğu kez üstesinden gelinemez duyguların bir bütün halinde bizi kuşatmasıdır aşk. Oysa batan bir gemi için denizin dibi onun zirvesidir. Zirvede konaklayan acizlik, ya da isteklere karşı koyamama aşkın tezahürüdür. Acının zirve olduğu anlarda vardır, ancak acizlik daha başka. Yani acının tarifi, acizlik ve hüznün kemikleri erittiği anda yüzde beliren buruk bir tebessümdür. Seven, sevdiğinin acziyetini dahi mazur görür. Damarlarda kan pıhtılaşıp vücudu saran bir sarsıntıyla iç içeyken sevgilinin sesiyle, nefesiyle yunma yıkanma hislerine karşı koyamamaktır acziyet. Uçan balondan aşağıya atlayıp paraşütün açılmaması gibi bir şey…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acizliğin dibine vurup yapraklarını döken bir papatyayı dinlesen hüzün hikâyeleri fısıldar kulaklara. Gölgede kaldığı için hiçbir güneşin yüzünü ısıtmaması ya da yüzünü güneşlere dönmüş bir papatyanın üşümesidir hüzün. Üşüyen papatyalar toprağa kavuşmakla ısınır. Hüzün, sevginin mayasıdır. Bu yüzden papatya yapraklarında sevginin kumarı oynanır. Halen nefes alan her papatyanın yapraklarında bir yağmurla dağılacak hüzün tortuları vardır. Yağmursuzluk, papatyalara yaprak döktürür. Yapraklarında hüznü taşıyamayan papatyalar, sevginin ne olduğunu bilemeden toprağa karışan ‘hüzün sevdaları’ olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevincimizin gökkuşağının sevincine denk olması, gökkuşağına yakıştırılan sevincin ne olduğunu bilmekle başlar. Yaşama ait bütün renkleri yüzünde sergiler gökkuşağı. Özlemek gibi korku ve öfke de yaşamdandır. Bütün hisler aynı anda bir bedende zuhur ediyorsa o beden iliklerine kadar yaşadığını hisseder. Bir insanın bütün duygularını harekete geçiren aşktan başka ne vardır? Renkleri matlaşan bir gökkuşağı, ya güneşin ışıklarını ya suyun gölgelerini gökyüzünde bir yerlerde ıskalıyor demektir. Her tonu ayrı bir şeritte belirmeyen gökkuşağı, renkleri birbirine karışan bir paletten ibarettir. Gökkuşağının yeri göklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleyecek bir tek sözü olmamasına rağmen susmadan konuşabilmektir aşk. Zira sözler duyulan sevgiyi anlatmakta kifayetsizdir. Sünnetçi dükkânının vitrinine benzer aşk:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam sünnetçi dükkânının vitrinine çalar saat koymuş biri de merak etmiş:&lt;br /&gt;-Yahu sünnetçi vitrininde çalar saatin işi ne? Sünnetçi fena fena bakmış:&lt;br /&gt;-Yani vitrine ne koyaydım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takvim ve zaman bir bütün iken çalar saat onun detayıdır. Zamanın bütününe egemen olunamaz! Takvim üzerinde hangi yılda olduğumuzu bilemezken sünnetçi vitrininde çalar saatin tik taklarını saymak daha ilgi çekicidir. Bununla birlikte sünnetçi vitrindeki çalar saatin tik taklarını saymaktansa zaman varken zamanı değerlendirmek daha güzeldir. Elbette keman sesi dinlemek sünnetçi vitrininde çalar saatin tik taklarını dinlemekten daha yararlıdır. Ancak kemanın sesi uzaktan kulağa hoş gelir. Keman çalmasını bilmeyenin ellerinde yaylar ve teller borazan çığlığına döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vitrinde bazı eskilerin antika, bazı antikaların hurda gözükmesi anılara olan hürmetsizliktir. Güzellik detaylarda gizlidir. Gökkuşağının bir detay olduğu gökyüzünde, bulutlar kavaklardan dökülen polenler, güneş akşam vakti beliren kızıl alevlerden ibarettir. Şaşırtmak, çoğu zaman müspet liyakat mertebesinde yer alır. ‘Şaşırttın beni’.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olması gerekenler varken olanla yetinmemek gerek. Kanaat, ufkun genişliğine denk gelen bir tabirdir. Söz konusu aşk ise aza kanaat etmemek gerek. Bu yükseğin daha yükseği var, daha yükseğin en yükseği, gözümü diktiğim ufuk işte orası… Bu ufuk ancak sevgiliyle anlamlıdır, yalnızken ancak bir ütopya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklentiler, ya umudu beraberinde taşır ya hayal kırıklıkları doğurur. Ancak aynı beklentiler yanında eklentiler getirir. Beklemek, sabrın zamana mesaj yüklü bir anlatımından başkası değildir. Bir bebek çocuk olup oynamak için anne karnında bekler. Bir kuş kanat çırpıp uçmak için yuvada…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papatya, yapraklarını gölgelere saklamadıkça bütün güneşler üzerine titrer. Yüzü güneşe dönük ay, kıvrılıp sevgilinin kucağında sallanır. Bakarsın bize de kısmet olur bir gün… Orhan Veli’nin çilingir sofrası gibi bir sofrada belki karşımıza çıkar kırmızı mumlar altında kızaran beyaz lilyumlar...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-7133238956970385168?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/7133238956970385168/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/07/beyaz-lilyumlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7133238956970385168'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7133238956970385168'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/07/beyaz-lilyumlar.html' title='Beyaz Lilyumlar'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-4858217164396390918</id><published>2008-07-28T01:58:00.004-03:00</published><updated>2009-12-12T15:51:44.365-02:00</updated><title type='text'>Uçan Balon</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Yavaşça yükselen bir balonun içinde manzaranın tadını çıkarıyoruz. Az sonra göğe tırmanan sevda iniltileri duyulacak. Birazdan ayaklarımız yerden kesilecek, yükseliyor olmanın verdiği ılık heyecan belirecek içimizde. Bize en çok yakışan şey hüzün olacak, belki de en çok anladığımız. Hüzün, kanatlarını açıp yuvadan ayrılan her kuşun vazgeçilmezidir. Bizim ayrılığımız yeri terk edip yükseklerde konaklamak olacak. Atmosfere yakın korkular çemberine tutunmayı bırakacağız, artık yer bizi kendine çekmeyecek. Yükseldikçe küçülen yerin yüzüne gökten aşağı tebessümler yağdıracağız. Birazdan tüm güzelliğiyle Beykoz ve Adalar görünecek. Karıncalara isimler yakıştıracağız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Hiçbir mecaz olmaksızın geride kalan bütün sevdiklerimize bulutlardan selam göndereceğiz. Sevincimiz gökkuşağının sevincine denk gelecek. Gökten uzanan bir el tarafından halatları yukarı doğru çekilen bir asansörün içinde göğün katlarını bir bir aşacağız. Balonumuz durmaksızın yükselecek. İstanbul’un sekizinci tepesi olmamıza ramak kalacak. Şimdilerde gözlerimizde beliren ufuk çizgilerinin ötesine geçeceğiz. Sınırlar birer birer aşılacak. Nerede ya da hangi yılda olduğumuzu dahi bilmeyeceğiz. Sebebi belli bir titremeyle kendimize gelecek, yükseklikten başımızın dönmesine izin vermeyeceğiz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Rüzgârlar dövse de balonumuzu bizim hiç paraşütümüz olmayacak. Ne kadar yükseğe çıksak ta düşmeyeceğimizden emin olacağız.  Balonumuzu yere kancalayan bir halat sürekli var olacak, halatımız hiç kopmayacak. Bizi birbirimize bağlayan bir urgan olacak, urganımız hiç aşınmayacak. Bu yükseğin daha yükseği var, daha yükseğin en yükseği... İşte tam olarak oraya gideceğiz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Zirveyi birlikte yaşamak çok güzel olacak. Bu manzaraya yaşamın en güzel anı diyecek, buna bayılacaksın. Oyunlar hazırladım senin için. Kanaatim o ki yakında yolcuğumuz başlayacak. Şimdiden sıkı tutun, kemerlerini bağla!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-4858217164396390918?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/4858217164396390918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/07/uan-balon.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4858217164396390918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4858217164396390918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/07/uan-balon.html' title='Uçan Balon'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-3076946327855634141</id><published>2008-07-26T23:52:00.004-03:00</published><updated>2008-07-27T00:01:47.356-03:00</updated><title type='text'>Biterken Başlayan</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify; font-family: verdana; color: rgb(102, 204, 204);"&gt;Zor olacak. Yüksekçe bir tepeden gözlerini kısarak bakacaksın. Bütün bir gün ufukları görüp gözeteceksin. Yalnızlık sana dokunacak. Anlamayacaksın. Gökyüzünün ötesinden kanatlanıp yanına düşecek ‘anlam melekleri’. Arsızca kendini savunacaksın. Kalkıp gitmek isteyeceksin, ellerinden yağmurlar tutacak. Sen asla dönmeyeceksin. Menfi hüzünler paslı bir tel gibi dolanacak ayaklarına. Issız bir şair olmak için her şeyini harcayacaksın, bohçandaki yalnızlığı denize dökeceksin. Limandan ayrılan vapurlar seni kendine getirecek. Üç gün boyunca susuz kalacaksın, ağzın dilin yanacak. Vuslat serapları göreceksin. Sarılsan ellerin boşluğa düşecek. Ağlamak dahi zor gelecek. Mazgala düşen bozuk bir para gibi ardından bakacaklar. Kesik kollarla nehirlere dalacaksın. Dargın bir çınar gibi yıllara sırtını dayayıp sessiz şiirler yazacaksın. Mağrur bir asker gibi ölümün nöbetini bekleyeceksin, aradığını bulamadan terhis olacaksın. Ağustos gecelerini bir kibrit ışığında yâd edeceksin. Kabuklu kök gibi bir sancı yerin dibinden çıkacak, topuklarından kavrayıp seni toprağa gömecek. İçini çekeceksin. ‘Biraz daha ümit’ nakaratları çınlayacak kulaklarında. Göğe yükselen dumanlar gibi yazdıkların bir ateşin varlığına tellal olacak. Terk edişler üstüne dalgalar gibi köpüreceksin. Ürkek bir denizatının sırtında derinlerde yol alacaksın. Mercanlara içini dökeceksin. Belki Norveçli balıkçılar seni bulacak. Karaya vurduğun gün, bir gündönümüne rastlayacak. Yanık bir gecede gökyüzündeki iki yıldız senin kanına girecek. Aldatılmış bir gökyüzünde yalan sevdaların acısı burnunu sızlatacak. Kalbine göçen kervanlar yurtsuz kalacak.Kıvrımlar içinde sona uzanan düz bir çizgi gibi varlığın, yani yaşamına denk ümidin sarı güller gibi solacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadife bir kefen dikeceksin kendine. Son yolculuğuna hazır olduğunda yazdığın son mektubu karanlığa ithaf edeceksin. Sevdiğini vasiyet ettiğin tek isim ‘özgürlük’ olacak. Yüzgecine balon takmış bir balık gibi intihar ederken balonun patlayacak, kendini derya içinde yüzüyor bulacaksın. Yeniden yaşama döneceksin.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-3076946327855634141?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/3076946327855634141/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/07/ararken-bulunan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3076946327855634141'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3076946327855634141'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/07/ararken-bulunan.html' title='Biterken Başlayan'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-7085709824166950169</id><published>2008-07-25T02:48:00.002-03:00</published><updated>2008-07-25T02:50:40.066-03:00</updated><title type='text'>Bekle-ntiler</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;Dün, artık bitmişti. Yarın, zaman beşiğinde tıngır mıngır sallanmaktaydı&lt;br /&gt;Üzerinden kaç kış geçti sayamadım; bahar ayları gelsin diye bekledim&lt;br /&gt;Ne gecenin karası, ne gündüzün ışığı… Kalbim bulunmak için saklanmaktaydı&lt;br /&gt;Yüzümü avuçlayan pamuk ellerindi; ellerin yüzüme dokunsun diye bekledim&lt;br /&gt;Ayazın dudaklarında düğümlenmişti şarkılarım, oyuncaklara küsen bir çocuktum&lt;br /&gt;Leylekler getirecekti seni, çocuk olup benimle oynasın diye bekledim&lt;br /&gt;Ardı ardına dizilen kesirli sayılar gibi tamamlanmamıştım, henüz buçuktum&lt;br /&gt;Rasyonel bir sayı beni bölsün, çarpsın; bire tamamlasın diye bekledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarifsiz bir hüznün dizlerine başımı koymuş; yarı uykulu yarı uyanıktım&lt;br /&gt;Ansızın kulağımda çınlayan bir ses yüzyıllık uykumdan uyandırsın diye bekledim&lt;br /&gt;Tersine akan bir dereydim, billurdan bataklığa dökülen su gibi bulanıktım&lt;br /&gt;Lavanta kokulu bir nehir damarlarımdan içeri aksın diye bekledim&lt;br /&gt;Issız bir limanın kuytularına saklanan en yalnız gemiydim&lt;br /&gt;Sisli denizimde korkusuz bir can’kurtaran kulaç atsın diye bekledim&lt;br /&gt;Ilık bir baharda dalında yeniden yeşeren yapraktım&lt;br /&gt;Nihayet süslü bir kelebek konsun diye bekledim&lt;br /&gt;Aynılaşan rüyalarıma beyaz bir melek girsin diye bekledim&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-7085709824166950169?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/7085709824166950169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/07/bekle-ntiler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7085709824166950169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7085709824166950169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/07/bekle-ntiler.html' title='Bekle-ntiler'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-1748260432704742913</id><published>2008-07-20T23:34:00.012-03:00</published><updated>2009-12-12T15:52:37.721-02:00</updated><title type='text'>Hayat Sürprizlerle Doludur</title><content type='html'>&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Hayat sürprizlerle doludur!  &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Bunun üzerine yemin edebilirim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Belki sürprizler hayatın ta kendisidir…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: O zaman ben sürpriz değil, hayatta değil gerçeği istiyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Belki üçü de aynı şeydir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Ayrımına varamadım üçlünün.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Hayat, gerçek ve rüyalar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Yine rüyandan bahsetmeyeceksin değil mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Yok bu kez gerçeklerden dem vuracağım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Dalgaları birikmiş deniz gibisin.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Pijamalarımı giyip geliyorum. Rahat konuşalım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Hadi bende çay suyunu koyuyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Bir kitaba rasgeldim, içinde bir sayfası kıvrılmıştı. Merak edip açtım okudum. Diyor ki “&lt;i&gt;Pandaların çok ilginç bir özelliği&lt;/i&gt;&lt;i&gt; vardır. Şimdi kendi elinize bakın. 5 parmağınız var. Ama pandalar&lt;/i&gt;&lt;i&gt;ın fazladan &lt;/i&gt;&lt;i&gt;bir tane&lt;/i&gt;&lt;i&gt; parmağı daha var. Her işi kolaylaştıran Rabbimiz, pandalara altı parma&lt;/i&gt;&lt;i&gt;k vererek yiyeceklerini sıkıca&lt;/i&gt;&lt;i&gt; kavramalarını ve kolayca&lt;/i&gt;&lt;i&gt; yemelerini&lt;/i&gt;&lt;i&gt; sağlamıştır.”&lt;/i&gt; Bir panda olsam benimde altı parmağım olur muydu aklıma gelmişken sorayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Pandaların yalnızca bambu yediğini sanırdım. Sorunun cevabı ne yemek istediğinle alakalı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Biberli makarna çekiyor canım. Bambuyu ancak kürdan niyetine kullanabilirim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: O halde seni bir pandadan farklı kılan şeyler olması lazım. Sinir etme beni, ne demek istiyorsan açık söyle. Metaforlara boğacaksın yine.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Tamam kızma hemen. Aynaya baktım dün yine. Normal bir pandadan farklı olduğumu gördüm. Deforme olmuş gibiyim. Altı parmağım yok, hem bambu da yemiyorum. Gözün kesiyor mu? Beni eğitebilecek misin?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Kafa karıştırmakta üstüne yok Can. Söylediklerinden bir şey anladıysam Arap olayım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Arap olma, panda ol! Böylesi daha iyi. Tamam, panda bahsini geçiyorum. Bir daha ki oturuma kalsın o. Fasulyenin faydalarına geçeyim ben müsaadenle.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Lafı geveleme ağzında. Çıkar bakayım dilinin altındaki baklavayı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Dilimin altında baklava ne gezer. Benim sözlerim kelimenin ilk anlamına en yakın olanıdır hep. Geline oyna demişler yerim dar demiş. Sözüm meclisten dışarı devekuşlarına benzetirim hep oynamayan gelinleri. Bahanelerin bini bir para. Oynayacak gelin yerin dibinde de olsa oynar. Zamane gelinleri böyle hep.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Taş mı atıyoruz beyefendi? Bu sözü ne tarafa çeksem acaba?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Alınmayınız hanımefendi. Gelin olsam başımı yerden dışarı çıkarmazdım bu devirde. Sitemim develere! Ah yarı yolda bırakır hep bu develer insanı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Şimdi anlaşıldı. Kurtlanmışsın sen besbelli. Eee, hele anlat bakalım şu develer ne iş yaparlar. Ne yer ne içerler.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Hiç Cananım, ne bulsa onu yerler. Ayda bir iki kova su içseler kafidir. Arabalar çıktı mertlik bozuldu, nerde o eski develer. Nazı niyazı olurdu eski develerin, hem kin tutardık eskiden. Şimdi başına vur ağzından lokmasını al develerin. Hem hiç deveye bindin mi bilmem. Hörgücü geniş devenin binimi kolaydır. Ayıptır söylemesi benim hörgücüm Gümüşdere Yaylası gibidir. Çıktı mı insanın inesi gelmez.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Ben anlamam hörgüç mörgüç. Bineceğim deve her hendekten atlayabilmeli. Uğraşamam ben öyle sözümü dinlemeyen uyuşuk develerle. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Atletik bir deve istiyorsun yani? Kusura bakma ama miadını doldurmuş bir deveyim ben. Tıngır mıngır gider bu deve. İşine geliyorsa. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Pandadır devedir kaptırdın gidiyorsun. Bakalım sırada ne var.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Çay suyu kaynamıştır, lafa daldın unuttun. Sen demleyedur ben de sıradaki hayvanı kaşağılayayım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;***&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Öt bakalım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Ötemem, kişnerim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Ne, şimdide at mı oldun?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Beğenemedin mi? Ne olsaydım yani. Sevmez misin atları? Sempatik hayvanlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Su kaplumbağasını tercih ederim. İşim olmaz atlarla, ne öyle kıllı mıllı!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Atlar hakkında bilgi eksikliğin olduğunu düşünüyorum. Hem atalarımız attan inmemişler. Oku bakalım ansiklopedi ne diyor atlar hakkında: &lt;i&gt;“At, cesur ve atılgan olduğu gibi sahibine son derece itaatkardır. Sahibi dilerse dolu dizgin, dörtnal&lt;/i&gt;&lt;i&gt;a koşar, iste&lt;/i&gt;&lt;i&gt;rse aheste yürür, isterse durur. Her durumda sahibini memnun etmeye dikkat eder. Yorgunluğa bakmaksızın kendini çatlatmak pahasına da olsa olan&lt;/i&gt;&lt;i&gt;ca gayret ve&lt;/i&gt;&lt;i&gt; kuvvetini itaat uğruna sarf eder. Bugün Amerikan bozkırlarında yaşayan Mustang adıyle anılan vahşi atlar,&lt;/i&gt;&lt;i&gt; İspanyolların&lt;/i&gt;&lt;i&gt; Amerika’ya götürdükleri ehli atlardan kaçanlardan yabanileşenlerdir. Az yiyecekle yetinip, her türlü iklim şartlarına dayanırlar.”&lt;/i&gt; Bizim köyde bana Mustang Can derler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Çitmeleri de cabası değil mi? Korkarım ben atlardan. Daha cici bir şey lazım bana. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Nalını düzgün çakar, arada bir bitlenmeden kaşağılarsan sıkıntı olmaz. Hem Arap atının halinden Arap jokey anlar. Anladın sen.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: İyi madem öyle, dinle sen de öğren:  &lt;i&gt;"Atın biri bir gün berbere gitm&lt;/i&gt;&lt;i&gt;iş. Berber ata sormuş, ‘saç mı, sakal mı?’ diye. Bu arada berberin kapısından da kırmızı bir&lt;/i&gt;&lt;i&gt; Ferrari geçiyormuş. At önce&lt;/i&gt;&lt;i&gt; berbere bakmış sonra Ferrari’ye. Sonra tekrar berbere bakmış ‘saç’ demiş".&lt;/i&gt; Anladın sen.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Biraz karışık ama yine de Ferrari’yle karşılaştırman hoş değil. Gıpta damarım tahrik oluyor. Atı alırsan Üsküdar’ı geçersin, Ferrari’yi alırsan Üsküdar’da trafiğe takılırsın. Hem ne demişler. İyilik yap at denize. Söyleyenin bir bildiği vardır muhakkak.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Huylandım Can. Geç at bahsini de. Daha romantik bir hayvan olsaydın keşke. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Bukalemunu romantik bulmuşumdur hep. Rengarenk, bahar aylarında sağanak yağmur sonrası gökkuşağı gibi. Hem ısırmaz da.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Ne öyle pabuç gibi dili var. Çok uzun dili olmasın mümkünse. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Kral Kobra olayım diyeceğim ama ona da bulursun bir bahane.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Sürüngenlerden nefret ederim. Mümkünse yerden kesilsin ayakları.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: At sineği?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Atlardan uzak dur!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Albatros?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Çok havalı duruyor, seni aşar o. Yüksekten uçma.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Parmağa konan bir kelebek? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Bu parmağa konma olayı takıntı oldu sende. Soğuttun kelebeklerden iki de bir bahsederek.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Arı kuşu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Deve kuşu gibi ne öyle. Ya arı olursun ya kuş. Çok kararsız. Beğenmedim. Sen anlamadın galiba beni.  Hem suda yüzecek, hem karada yürüyecek hem de havada uçacak bir şey lazım bana. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Tamam buldum. Süper bir hayvan. Bayılacaksın. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Bu son şansın. Söyle bakalım neymiş.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Kanatlı bir kurbağa olayım. Suyla bir problemi yok. Karada da oldukça iyi. Seni de kanatlarına aldı mı uçarsınız birlikte. Zıplaması da ekstrası.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Senin beynin sulanmış iyice anlaşılan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Çayları soğutma hadi doldur bir bardak içimiz ısınsın.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Emredersiniz beyim!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Düşüncelerin sonu yok. İşin kimyası gereği yokuşlar dik. Zirvenin manzarasını görmek için yokuşu tırmanmak gerek. Yorulduğunu hissettiğinde dinlenmek için mola istemelisin. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Biliyorum ama zorlanıyorum. Hem zirvede görülmeye değer bir şey bulamamak endişesi var. Hayal kırıklığı yaşamak istemiyorum. Sırtına alıp taşısan beni?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Gücüm yettiğince taşırım Canan, ancak masallarda yaşayan Herkül değilim ben. Zirvede ne varsa birlikte göreceğiz. Oraya ulaşmadan bilemeyiz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Risk almayı sevmiyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: İstersen sen dur burada, ben bir çıkıp geleyim. Ne var ne yok anlatırım sana. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Anlıyorum. Risk almayı öğreneceksin diyorsun.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Şuan için aklıma bir şey gelmiyor. Ama seni rahatlatayım. Hayat sürprizlerle doludur. Bakarsın zirve ayaklarının altına serilir.  &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;: Can çıkmadan huy çıkmazmış. Giderayak yine sinir ettin beni.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Can&lt;/b&gt;: Eline sağlık, çay çok güzel olmuş. Hadi bana müsaade.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Canan&lt;/b&gt;. Kanatlarınızı indirip lütfederseniz karaya yine bekleriz efendim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-1748260432704742913?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/1748260432704742913/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/07/hayat-srprizlerle-doludur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/1748260432704742913'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/1748260432704742913'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/07/hayat-srprizlerle-doludur.html' title='Hayat Sürprizlerle Doludur'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-709717321202122742</id><published>2008-07-16T00:57:00.003-03:00</published><updated>2009-12-12T15:42:31.481-02:00</updated><title type='text'>Bayılıyorum Sana</title><content type='html'>Kaymaklı dondurma gibi&lt;br /&gt;Zeytinyağlı dolma gibi&lt;br /&gt;İzmirli lokma gibi&lt;br /&gt;Bayılıyorum sana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümide giden yol gibi&lt;br /&gt;Gönlüme esen yel gibi&lt;br /&gt;Kaymak üstüne bal gibi&lt;br /&gt;Bayılıyorum sana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paris’in ıslak geceleri gibi&lt;br /&gt;Şiirlerin kafiyeli heceleri gibi&lt;br /&gt;Pamuk Prenses’in cüceleri gibi&lt;br /&gt;Bayılıyorum sana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çamlıca kâğıt helvası gibi&lt;br /&gt;Cevizli Antep baklavası gibi&lt;br /&gt;Orta şekerli Türk kahvesi gibi&lt;br /&gt;Bayılıyorum sana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizimde Kız Kulesi gibi&lt;br /&gt;Cebimde Çorum leblebisi gibi&lt;br /&gt;Şalgam suyu ve biber turşusu gibi&lt;br /&gt;Bayılıyorum sana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pembe güllerin kokusu gibi&lt;br /&gt;Yorgun gecenin uykusu gibi&lt;br /&gt;Alyazmalım türküsü gibi&lt;br /&gt;Bayılıyorum sana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizde yakamoz gibi&lt;br /&gt;İstanbul’da Beykoz gibi&lt;br /&gt;Damla şekerli sakız gibi&lt;br /&gt;Bayılıyorum sana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İndirimli tarife gibi&lt;br /&gt;Bayram öncesi arife gibi&lt;br /&gt;Tatlılardan künefe gibi&lt;br /&gt;Bayılıyorum sana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerden Pazar gibi&lt;br /&gt;Gözlerimde nazar gibi&lt;br /&gt;Düşünüp düşünüp yazar gibi&lt;br /&gt;Bayılıyorum sana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Susurlukta ayranlar gibi&lt;br /&gt;Konserinde hayranlar gibi&lt;br /&gt;Çocukluğumda bayramlar gibi&lt;br /&gt;Bayılıyorum sana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böğürtlenli pasta gibi&lt;br /&gt;Sensiz kalmışım yasta gibi&lt;br /&gt;Aşk komasındaki hasta gibi&lt;br /&gt;Bayılıyorum sana&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-709717321202122742?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=1077b6a4da38ebd0&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/709717321202122742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/07/baylyorum-sana.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/709717321202122742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/709717321202122742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/07/baylyorum-sana.html' title='Bayılıyorum Sana'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-1102488893782755011</id><published>2008-07-04T05:34:00.008-03:00</published><updated>2009-12-12T15:53:00.664-02:00</updated><title type='text'>Yol Günlüğü</title><content type='html'>&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;&lt;em&gt;Allah’ım, mabet kapısında avarenin açtığı avuçlar gibi gör ellerimi! Ne olur ben yolu bıraksam da, sen yolcunu bırakma.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Gidiş o dur ki, yolun sonunda dönmek olmaz. Dönüş o dur ki, döndüğünde bekleyenin olur. Her gidişin bir dönüşü var mıdır bilinmez. Gerçek yol, kalpte başlayıp kalpte bitendir. Salim seyyah, kalbe girip orada gömülendir. Zemherinin ortasında kalpte kavrulan kestaneye benzer aşk. Kestaneler soğursa tadından yenmez olur!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #339999; font-family: 'lucida grande';"&gt;#Giderken Yazılan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Hayallerimdeki yolculukla başlıyorum bitmeyen yolun izini sürmeye. Rastladığım harikalar çepeçevre kuşatıyor gönül sarayımı. Balıksırtı kıvrılan yollarda harcanan ömürlere bedel ne kurulan barikatlar, ne yaylı tümsekler… Hiçbiri kendince bir anlam ifade etmiyor. İvmesi bol, lastik bir tekerin üzerine bindirilmiş hantal bir gövde gibi yokuş aşağı kucağına yuvarlanıyorum. Bütün engeller, üzerine tuz dökülmüş buzlar gibi eriyor. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;İplik gibi ayaklara dolanan bu yollarda paltosuna bürünmüş karanlığı yardıran bir yabancı görünüyor. Aklım, hürriyetim çepeçevre kuşatılmışken gittikçe uzayan bir gölge gibi bazen saplanıp kalıyorum çıkmaz sokaklara. Üfürükçüler meclisinde kapana kısıldım, yüzümü nereye dönsem pervane gibi ağızlar kasvet rüzgârları estiriyor. Bir karış aklın içinde dolanan vesveseler, zarı delinmiş kulak gibi çınlıyor. Daha kaç kez dinleyeceksin benden bu havaları bilmiyorum. Bittikçe kaset başa sarıyor. Hiçbir uyuşturucu, içimde tekrarları yankılanan bu sesleri susturamıyor. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Zamanla yarışıyorum yollarda ve kim bilir kaç kez yolların tozunu alıyorum. ‘Yolların Prensi’ oluyor lakabım. Gaza basarken yolun sonunda seni düşlüyorum. Hızla geride kalırken haftalar, jilet keskinliğinde rüzgârlarla dans etmek hiçte fena fikir değil! Yaşam, sadece şu andan ibaret olsaydı bütün ömrüm sana sarılmakla geçerdi. Bu mücadele tutkusuyla doluyken dağlardan yüce bir kudretin sırtımda pervazlandığını hissediyorum. Yavuz bir ejder gibi yere sağlam basıyor ayaklarım. Herküller ordusunun içinde dalgalanan sancak gibiyim. Tokmaklanan davul gibi gür ve tok çıkıyor sesim. Ancak susmayı tercih ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynalarda görünen sahte suretlerin arasında zaman zaman kaybediyorum rotamı. Virajların keskinliği, rampaların dikliği bir süre sonra gözümü karartıyor. Karanlıkta izliyorum seni. Gözbebeklerim büyüyorlar. Ancak gündüz vakti belirginleşiyor yüzün. Devasa bir uçurumun ya eşiğinden ya beşiğinden dönüp sana geliyorum. Şarampolün dibinden de olsa tırmanıp çıktığım düzlük sana giden yoldan başkası değil. Bu yırtılmış hissiyatımla bilmem ki senin gibisine ne demeli.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yarı yolda mola veriyoruz. Tutulan dizlerimiz açılıyor, adımlarımız büyüyor. Yorgunluğumuzu güzel manzaralı bir mola yerinin sıcak çaylarına emanet ediyoruz. Doğayla iç içe, yolculuğumuz devam ediyor kaldığı yerden. Son durağa yaklaştıkça gözlerimde bir simetri beliriyor. Parmaklarımıza konacak, iki D’li arasında mekik dokuyan, aklını kozada bırakmış, eflatun kanatlı bir kelebekten başkası değil. Kesişen iki halka içinde zikrediliyor isimler…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yol boyu hatıralar kazınıyor şerit çizgilerine. Oysa şeritleri kendimiz belirliyoruz. Bu yola çoktan bir isim verilmiş. Birbirine yaslanan iki yolcunun dudaklarından dökülen sözcüklerin söyledikleri de hep aynı: ‘Nasipten öte yol mu var?’ Bütün yollar dosta giderse ne bu yol biter ne yollar yolcusuz kalır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yolun bu kilometresinde nazımlar da yollar gibi kavis çiziyor ve içimizde yankılanan, kulaklarımızda fısıldanan bütün sesleri susturup dinliyoruz:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bir yolculuk bu; dünde başlayan,&lt;br /&gt;Kavisli yollardan geleceğe giden&lt;br /&gt;Aşk halatıdır bizi sıkıca bağlayan&lt;br /&gt;Önce çözer, sonra bağlar yeniden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kilometre taşı düşmüş başımıza!&lt;br /&gt;Parıldayan alınlarımızı gelip öpmüş&lt;br /&gt;Bu yolculukta girmişiz yeni yaşımıza&lt;br /&gt;Hız göstergesinin ibresi kopmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollara anlatıyoruz pembe sevdamızı&lt;br /&gt;Kendimizi yolların kollarına bırakıyoruz&lt;br /&gt;İkimizde çiziyoruz kendi rotamızı&lt;br /&gt;Biz ki, yollardan dereler gibi akıyoruz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Haydi’ diyor yollar; ‘bırakın molayı’&lt;br /&gt;Bizlere özlemini ışıkla sunuyor…&lt;br /&gt;Her şeyin vardır diyor bir kolayı&lt;br /&gt;Karanlıkta farlarımız kendinden sönüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müsaade istiyorum mola yerinden&lt;br /&gt;İkimiz aynı anda kalkıyoruz.&lt;br /&gt;Sarsılıyorum seni görünce derinden&lt;br /&gt;Ve aşkın masasına ‘ümit’ kazıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #339999; font-family: 'lucida grande';"&gt;&lt;strong&gt;#Dönerken Yazılan&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Dönüş yollarında demetleniyor gidişte açılmamış çiçekler. Açan her çiçek yenibahara gün sayıyor. Virajların yorduğu tekerler soluklanırken yine mola yerinin demli çayı yudumlanıyor. Düşünceler ümide kilitlenmiş, direksiyona zincir vurulmuş. Adeta başka şey düşünmek haram. Güzelliklerden yol bulup ümitten bahsetmek için bahane olmuş bütün yolculuklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar öncesine uzanan bir yolculuğun ‘hey gidi günler’ hatırası olarak çıkacak karşımıza bugün. Birazdan uyku gözlerime kapaklanacak. Kelebek olduğum rüyasını göreceğim yine. Bu kez ona kadar saymanı dahi beklemeyeceğim parmağına konmak için. Dünyanın en mesut kelebeği olacağım. Keşke bu rüyadan hiç uyanmasam…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün bu saatlerde uyanmıştın. Birazdan yine uyanacaksın. Köpük köpük dalga sesleri işiteceksin. Hayrolsun inşallah diyeceksin. Kâğıt gibi buruşuk ağzı, yağmur gibi dolu gözleri olan bir çocuğun buruk özrünü dinleyeceksin. İçinden bu kaçıncı diyeceksin ama elden ne gelir. Uslanmazın utanması da yok…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüş yolunda toplayarak ilerliyorum geride bıraktığım bütün ayak izlerini. Kimsenin haberi olmasın istiyorum bu yolculuktan. Ne kadar uzaklaşmış olsam da gittiğim yollardan sana geri dönüyorum. Bu küçücük bir yolculuktu seninle yine sana yaptığım. Büyük bir yolculuk var gelecekte. Her seyahat, büyük seferin bir kilometre taşı sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu molanın, sona yakın en son mola olmasını diliyorum. Bu mola da bitiyor. Fakat sabaha yakın ümit şafağında güneşler tüllenirken yollar uzadıkça uzuyor. Yolcu yolunda gerek. Başka bir yolculukta buluşmak üzere…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gidişin bir dönüşü oluyor&lt;br /&gt;Rotası sana dönük yolculukların da...&lt;br /&gt;Özlem varken gözler yaşla doluyor&lt;br /&gt;Kendimi buluyorum güvercin soluklarında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana dönülen bu yolculuktan&lt;br /&gt;Birkaç yüz kilometre kaldı geriye&lt;br /&gt;Dönüp baksam şöyle bir geriye&lt;br /&gt;Gülüşüm kaldı ağlayan bir çocukta.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-1102488893782755011?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/1102488893782755011/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/07/yol-mlahazalar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/1102488893782755011'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/1102488893782755011'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/07/yol-mlahazalar.html' title='Yol Günlüğü'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-2024256593301092523</id><published>2008-07-03T01:25:00.008-03:00</published><updated>2008-07-03T01:50:48.641-03:00</updated><title type='text'>Yaşama Sevinci-2</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Uzak diyarların aykırı yolcusu sevda yelkenlerini suya indiren tüm yakamoz tutkunları adına konuşuyor. Her fasılda kulağına usulca serenatlar fısıldanan, teni pirinç kaplama, gözleri demir karası, yaprak yaprak açılan manolya yüzlü *&lt;em&gt;dilrübâlar &lt;/em&gt;rikkatle dinlesin. Henüz kendi çemberimiz içinde iç içe daireler çizip burgu burgu yükselecek bir gökdelene zemin hazırlıyoruz. Şimdiden kubbeyi başa külah gibi geçirmek anlamsız. Zaten gök kubbe, âşıkların üzerine sağanak olup düşen bir rahmetin rahmi gibidir. Her hangi sayılar zinciri içinden seç bir tanesini, aklıma dola bütün numaralarını, benlik kuyusu doluncaya dek boşalt içinde yükselen tüm şiirleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir acziyet tufanı başımda döner. Kirpiklerimi eğerim, ellerim yanaklarını okşar. Her ne vakit yüzünden bir gülücük fırladığını düşünsem, ölüm deliksiz uykusundan uyanır. Gözlerim alev tutan yekpare mancınıklar gibi uzanabildiği topraklara ümit fırlatır. Bütün tarlaların harmancıbaşısı hallaç hallaç bereket kucaklar. Övendiresine yaslanmış yokuş çıkan tüm çobanların emniyeti söz konusudur. Gecelerin bitişiğinde ardı ardına ulanan sözcükler *&lt;em&gt;deryadil&lt;/em&gt; nineler gibi billur olur akar. Ne varlığın yeter canıma ne başımda taçlanan cananlar uçuşur. Bir gök ki ötesindeki âlemlere şimdiden yalın dualar tohumlanır. Gözlerimde durulan deniz adeta mavi bir çarşaf, bütün bir gök battaniye olur, sarılırım. Ah o yıldızlar… Kadife sürülmüş cilalı potinler gibi parladıkça parlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tebessüm yoksulu çatlamış dudaklara aziz sular gibi dökülen o yar sen değil misin? Anın bu vaktinde sarmaş dolaş olduğum hayalinden titremiyor mu ellerim? Tezgâhlarında aşk dokunan büyük bir atölye gibi gürültüyle çarpmıyor mu kalbim? Bir aynaya tutsan yüzümü, yüzümde göreceğin yüzünden başkası değil. Yüzlerce kez dinlenen bir şarkının en kısık tonlarına dahi aşina olmak ya da bir şarkıcının nefesine müptela olmak! Gözlerimde tabakalaşan, katmerli bir yıldız gibi yanan-sönen, kayan senin gözlerin değil mi? Hiçbir ayak izine maruz kalmamış metruk bir bahçe içinde rastladığım o mor sümbül tomurcuğu sen değil misin? Hangi bilinmezine yol alsam keşfettiğim bütün renklerin dili bir, düşüncesi bir, hisleri bir: ‘&lt;em&gt;farklı ülke çocuklarının aynı dilde söylediği ahenkli bir şarkı gibi sevdamız.&lt;/em&gt;’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heye’canımın renklerinden bir parça paletime bulaştırıyor ve geceyi kandiller yakıp öteler âleminin bahar renklerine boyuyorum. Soyut bir tabloda beliren cansız bir karakterden daha can’lıyım bu gece. Hâlbuki ışıkları dahi kapatmadım. Bu gece yanımda kal, yüzün gecenin karanlığını utandırıyor. Zaman içinde yeniden buluşana dek dudak büküşlerimi yineliyorum. Bu sessizlik içinde kalbimi yerinden oynatan heyecanın, kalemin altından kayıp giden satırların ya da damarlarımda akan alabildiğine özgürlüğün sebeb-i hikmetidir yaşama sevinci…&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;*dilruba: Gönül kapan, güzel.&lt;br /&gt;*deryadil:Her şeyi hoş gören, çok sabırlı.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-2024256593301092523?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/2024256593301092523/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/07/yaama-sevinci-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/2024256593301092523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/2024256593301092523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/07/yaama-sevinci-2.html' title='Yaşama Sevinci-2'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-134104879351548949</id><published>2008-06-29T00:33:00.010-03:00</published><updated>2008-07-03T01:54:44.270-03:00</updated><title type='text'>Yaşama Sevinci-1</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Borazancı borazanını öttürür: düttürüdüüüüüttt… Büyükçe bir tokmak gongun başını örseler. Okaliptüs çiçeğinin kokusu ve burun delici marifetiyle genizde tıkanan nefesler açılır, derin bir iç çekiş sonrası kan tüküren bir öksürükle biriken bütün balgam vücuttan sökülüp atılır. Tan yerinde görülen ilk kızılla birlikte dalgalarda hafif kıpırdanışlar sezilir. Uyanmak için kırk yıl gurbet solumuş bir erenin -sabaha emare- duyacağı ilk ezanla ürpermesi beklenir. Mantık sorguları içinde bir çanak dolusu mantıya sos niyetine serpiştirilir akıl almaz hayaller! Kırk akıllın arasında tek bir deli eline geçen ilk yakut-zümrüt alaşımı taşı karanlık bir kuyuya gömer. Taş küçüktür ama kırk akıllının aklından daha tehlikelidir. Akıl taşa sarılmaz, kuyunun dibi deliktir. Taş düşse başa, başta açacağı küçük bir gediktir. Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşmeye görsün. Bütün köyü velveleye verir!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yüzyıllık yaşama niyet edip yaşadığı ana motive olmaya çalışan bir kelebek gibi anlamsız bir şekilde sonsuzluk düşüncesiyle çetrefilli bir ağız dalaşına giriyorum. Aslında yapmak istediğim tek şey kelebeğin motivasyonuna katkı sağlamak. Gölgelerin gölgesi adına! Güç kimde artık? İşte küçük hikâyemiz: Büyük bir aksiyon içinde başımızdan geçenler ve vazgeçilmeyenler. Bekleyip göreceğiz anne karnından sağ mı doğacak bebek. Elbette pamuktan hayallerin boynumuzun kıvrımlarını inceden gıdıklaması gerekiyor. Bir senfonideki en matemli çellonun yaylarından dökülüyor enfes bir kahve tadında sıcak yaşam hikâyeleri. Bunlardan birisi bize ait ama hangisi bilemiyorum. Hayal deryasında yelkenler hep foradır. Gönlün ibresi gözleri de kendine benzetir, bakışlardan derin anlamlar süzülür. Dil, aklın ürünü kalbin sesidir; sözcüklerden azami derecede haşarı ve uçarı bir çocuk tavrı sezilir. Bir mabet kutsallığına bürünür iki beden. &lt;em&gt;‘Bizi ancak bizden olanlar anlar.’ (all i have to do is to dream dream dream-ben harper)&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Beklenenler bugün değilse yarın, belki değilse mutlak gelir. Kararın, azmin ve iradenin gayretiyle taçlanır bütün zaferler. Maceraperest bir şövalyenin yel değirmenleriyle olan savaşından daha az ciddi değil savaşımız. Gönüllerin sesi Ondan bir şeyler fısıldıyorsa mekân dursun dinlesin zaman dursun dinlesin. Aşk, öncesinde varlığın onulmaz yaralarına merhem aramaktır. Izdırabı dillendirip sevgiliye sarılmaktır, gözyaşlarını Ceyhun edip özür dilemektir, uzaktan da olsa yine döndüm sana geldim demektir. Bazen mizaha dönüşür tarihin tamamı, insan dünkü haline güler. Hâlbuki çocukların en ciddi uğraşı oyundur diyor Montaigne. Hiçbir oyunu bu kadar ciddiye almamıştım. Oyun arkadaşım benim, seninle çocuk olmak ne güzel…&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hazır bir senaryo üzerinden roller biçiliyor. Dün kurbağa olan ben iken bugün sensin. Bu gece rüyamda bir kelebeği oynayacağım. On-a kadar sayacağım, şayet parmağına bir kelebek konmazsa bütün kelebeklere gönül koyacağım. Aklıma dahi gelmezdi gökçek yüzlü bir &lt;em&gt;&lt;strong&gt;*&lt;/strong&gt;renga renga&lt;/em&gt;nın sevdasına tutulacağım. Kar dahi yağmazken ilk kez bu kadar yaşama sevincine müptela olmuş bir halde ‘zil takıp oynuyorum’. Bir jeton olsam dört köşem olurdu! Yüzyıllık sevgilim hüzünden uzak kalacak olsam da bu mutluluk çizgileri dilerim dualarla yıkanan simalardan hiç eksilmesin. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;*renga renga:&lt;/strong&gt; North Island’ın kıyı kesimlerindeki midyeliklerde yetişen bir tür zambak. ‘Kaya zambağı’ da denir. Yazın en başında açar. Latince ismi arthropodium cirratum’dur&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-134104879351548949?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/134104879351548949/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/yaama-sevinci.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/134104879351548949'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/134104879351548949'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/yaama-sevinci.html' title='Yaşama Sevinci-1'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-3888112751081094045</id><published>2008-06-27T09:06:00.002-03:00</published><updated>2008-06-27T09:17:01.243-03:00</updated><title type='text'>Hatırlı Sevgili</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Son trenden dökülen ıslıklarla geceyi omuzluyorum. Yaşam esprisi içinde kahkahalar savruluyor. Suya dökülen inat kırıntıları az ilerde fikir bulamacına dönüşüyor. İçimden kaçıp gitmek geliyor bu şehirden. Kimseye haber etmeden, umarsız bir kaçak gibi, içi kelebek kanatları dolu sarı bir çantayı sırtlanıp sabahın soluklarını yanında duymak istiyorum. Hangi yöne doğrulsam yüzüne dokunuyorum. Koyuldukça gözlerin kuyulaşıyor, içine düşsem bilirim ki çıkamam. Varsın uzakta kalsın gece gözlerin. Birçok şeyin tiryakisi olmak üzereyim. İçinde gece olan her şey karanlık değil ya! Gün gibi içimde adın savruluyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kırmızı bir resim çerçevesi içinde kımıldamadan öylece duruyorsun. Biraz daha baksam ya bir korkuluk gibi yanına düşeceğim ya sen sürpriz gibi fırlayacaksın resmin içinden. Kalbur gibi deliniyor hislerim. Gözlerinin nuruna boyanmış gözüne ilişenler. Kırmızı şarap koyuluğunda, gece ayaklarımın altından akıp giderken tüm şüpheler birlikte siliniyor. Senden hiç korkmuyorum nazende sevgili.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Başka canlarda kalmak isteyen can evini terk edip gidemez. Bugün bir bohçaya sarılıp zamana emanet bırakılmış en taze bahar aşk. Halay çeker gibi el ele tutuşmuş omuzlarında dönüyor tüm melekler. Başına kurşun diye dökülüp saçılıyor bütün iyi niyetler. Yağmur yağsa, seni damlalar alıp götürse, bir günün içinde sıkışıp kalsan, adımı unutsan, bir ölçek daha büyüsen; ihtimallerin hesabını yapıyorum. Kaçıncı baharsan söyle. İlk dirilişin üzerinden ikinci ömür geçti. Kulağına fısıldıyorum: yakalanmamalısın! Dalgalar sesleniyor: ‘Ellerini başının üzerine koy, olduğun yerde kal!’&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Soğan kökü gibi tam üç gece toprağa gömüldüm. Sorsam yoksun biliyorum, semadan sor diyecekler. Gözlerimde beliren bir asansör boşluğuna düşüyorum. Bakışların beni kendi çemberime kıstırırken yaşam nedense daha tahammül edilebilir. Alınlar dolusu yazılar içinden sicim gibi üç satır seçiyorum. Boğazıma doladığım kendi ellerim değil, ölümün sıcak dokusu. Ölsem, yeniden dirilsem, önüme gelen ilk mazgala bütün geçmişi kusup kendimi bir dev kazanına atsam, kaynatıp derimi yüzseler, ansızın bir odada yeniden karşıma çıksan. &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu utançla yüzüne bakamıyorum&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; içi deniz dışı derya sevgili.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Akşam henüz kırmızıya boyanmış, gecenin karası kirpiklerine rimel gibi düşer. ‘Ten kafesinde iki can’ bütün sinemalarda oynuyor. Gözlerinin karasından çalıyorum biraz. Gönül sokağının duvarları boydan boya ayetlerle süslenmiş. Biliyorum, dinlemedesin. Dost bağının salkımlarından dökülüyor bütün kelimeler. Konuşsan bütün şiirler sükût edecek. Gençlik duvarından öteye atlayalı hayli zaman oldu. Varlığına gösterilen ihtimam ilk gençliğe elveda türküsü sanki. Sıra sayıları gibi ardı ardına diziliyor tüm sözcükler. Yağmur damlası gibi avuçlarına alıver beni şimdi yağmur kaçağı sevgili. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Tütsüler yakıyorum ki kokun sinsin odama. Bulutlar dolusu beyaz dualar gönderiyorum sana. &lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Halen hiçbir şeyi hak etmediğim kanaatiyle&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; seni geceme misafir etmekten utanıyorum. Filikalarımda bayrak gibi dalgalanırken yüzün, dopdolu bir yaşamın yüzüne irade yeminleri savuruyorum. Kaybetmek korkusuyla ilk kez risk almaktan nefret ediyorum, hatıralar içimde güveleniyor. Beyaz bir sayfanın köşesinde mütevazı bakışlarla beni süzmektesin. Huzur iklimine sekine gibi inmekte, içimdeki cezvede her akşam köpürmektesin. Ruhumda dalgasız deniz, aklımda beyaz yelkenli sevgili…&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;----&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yörüngeden çıkmış bir gezegen gibi başım dönüyor. İpleri kesilmiş bir kukla gibi yığıldım kaldım. Yeniden ayağa kalkmam gerek, ne olur tut elimden!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-3888112751081094045?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/3888112751081094045/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/hatrl-sevgili.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3888112751081094045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/3888112751081094045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/hatrl-sevgili.html' title='Hatırlı Sevgili'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-5708931312248143229</id><published>2008-06-26T15:10:00.006-03:00</published><updated>2009-12-12T15:53:26.930-02:00</updated><title type='text'>Bataklık Yağmuru</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Maltepe sahillerine vurduğum günlerden kalma sonbahar fısıltısı kulaklarımda yankılanıyor. Kıyıya vuran her dalga bir yaprağımı koparıyor. Terk edip gideceğim sözünü vermiştim. Bir daha geri dönmemek üzere Maltepe’nin bütün kafeleri ve sokaklarını içime gömecektim. O günlerden farklı, şimdilerde Fuat yelleri esiyor yüzüme. Sallanmam gereken yerin darağacı olması gerekirken, ceketine bürünmüş ‘&lt;em&gt;bali’&lt;/em&gt; niyetine aşk koklamakta olan bir sokak çocuğunun yükseliş hikâyesi ve akabinde sokaklardaki yaşantısına geri dönmesiyle telif edilebilir bir ruh haletinin beşiğinde tıngır mıngır sallanıyorum. Metresi otuz kuruşa yüzümde demet demet teessür ve ızdırap çizgileri savruluyor. Ne çare ki bakın büyüğümüz ne diyor: ‘&lt;em&gt;Teessür ve ızdırabın zatı itibariyle bir kıymeti yoktur; önemli olan onların bir aksiyona dönüşmesidir.’&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Buruk bir tebessümle noktalanıyor içimde kıpırdaşan bütün gülücükler. Tenimde devleşen siğiller devasız bir kansere yakalandığım haberini salıklıyor. Bulaşıcı olma ihtimaline karşı buralardan yani bahar havası hâkim bu bereketli topraklardan kuytudaki bir mağaraya göçüp inzivaya çekilme ihtimalim hayli güçlendi. Mahur bir saz semaisi hediye ediyorum son bakışına. Büyüyüp topaklaşan sancıların yerini daha keskin ‘&lt;em&gt;ağrı-dindiriciler’&lt;/em&gt; alacak. Çok yakında rehabilite ve gündelik yaşama oryantasyon için yeniden ‘&lt;em&gt;akıl hastanesine’&lt;/em&gt; müracaat edeceğim. Kaçışımın ardından uzun sürmedi teslim oluşum. Kendisine hürriyet verilmiş kıvırcık saçlı bir kölenin hatası yüzünden efendi kırbaçlanmaz! Yol, mutluluğun ta kendisidir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Hangi şarkıyla seslensem sana, içine girmeni istemediğim bu karanlık odadaki yaşamı daha iyi nasıl anlatsam bilemiyorum. Sözde güzellik varsa yanıltıcılıkta içinde gizlidir. Halden öte doğru söz yoktur. Öyle bir haldeyim ki yüzümü dahi kaldıramıyorum. Utancım üzüntüme de galebe çalıyor. Sandığın içinde saklı altınları haramiler götüreli yıllar oldu. Beni avucuna alsan kül gibi dökülürüm. Kancası bugüne takılı, dünde yaşayan yıpranmış bir maziyim. Hayalperestler dışında benimle bir ‘&lt;em&gt;gelecek’&lt;/em&gt; söz konusu değil. Çuhası yamalar içinde, caddeler ve parklar meskeni olan bir ‘&lt;em&gt;sokak insanı&lt;/em&gt;’yım, kıymetten anlamıyorum. Burnum hüzün koyuluğundan sızlıyor, yüzüm utançtan kızarıyor olsa da çekinmeden üzerindeki bütün emanetleri gazoz kapaklarıyla oynanan bir kumarda harcayan umarsız maceracıyım. Şimdi kendimi daha iyi anlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Güneşle kızaran bir çiçeği dalından kopararak elimde soluşunu izlemeye tahammülüm yok. Bunun hayali dahi öldürücü zehirle boyanmış bir mızrak gibi saplanıyor göğsüme, kana bulanmış ellerimle kendimi zehirliyorum. Bahçıvan elleri olan bir bağbanın yakışığısın sen; ismin lalezar ya da krizantemdir. Arpa ekip saman biçen, arpa suyu içen bir rençperin nasırlı ellerinde ya tohum ya hasat olur adın. Mutlak yarın toprağa gömülürsün; üzerinden kışın soğuğu, yağmurun ıslağı, güneşin sıcağı eksik olmaz! Bugün muhatap olduğum teessür ve ızdırap yarın senin harcın olur, lakin çok geç olur. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Güneşler öğüten bir karanlığın gölgesi altında ne kadar üşür insan. Balta kesmez soğuklar toprakları kapladığında solucanlar dahi demir çubuk olur. Bir yere hazan yeli çöktü mü yağmurlar hiç eksik olmaz. Her yağmurda bataklık biraz daha çamurlaşır. Kurbağalar daha çok ötmeye başlar. Bir kurbağadan öğrenebileceğin tek şey bataklıktaki yaşam mücadelesidir. Yağmur mevsimi başlamak üzere, acele edip bataklığı terk etmezsen ‘&lt;em&gt;Bataklık Yağmuru’&lt;/em&gt;na yakalanacaksın. En güzel yerinde bırakmak iyidir bazen. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kendimle baş başa kalıp yasımı tutmak istiyorum. Yaşam çemberi içinde yer almak dahi istemiyorum. Tuttuğu en büyük balığı nehire salan bir balıkçı gibiyim. Çürümüş dişleri yüzünden asla yiyemeyeceği &lt;em&gt;‘pamuk helva’&lt;/em&gt;sına uzaktan bakıp iç geçiren yaramaz bir çocuğum. Yaşamın kuytularında dolaşan bir seyyahım; bana hiç gidemeyeceğim uzakları, uzaktaki cennetleri gösterdin.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;“ben hiç böylesini görmemiştim &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;vurdun kanıma girdin itirazım var”&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-5708931312248143229?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/5708931312248143229/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/bataklk-yamuru.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/5708931312248143229'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/5708931312248143229'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/bataklk-yamuru.html' title='Bataklık Yağmuru'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-9172464910123002221</id><published>2008-06-26T00:11:00.008-03:00</published><updated>2009-12-01T20:11:21.667-02:00</updated><title type='text'>İntihar Çığlığı</title><content type='html'>gecenin koyuluğunda ağlaşan bulutlar&lt;br /&gt;sımsıkı sarılmış boğazkesen eller&lt;br /&gt;kazan içinde kaynayan yeniçeri kelleleri&lt;br /&gt;&lt;em&gt;'aşk kesesi patladı'&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;gölgeler mendil uzatıyor damlayan hislerime&lt;br /&gt;tanıdık gelen kaçamak yaşamla yeniden buluşmak için sözleştik&lt;br /&gt;birey-köle iken şimdi toplum kapitaliyim&lt;br /&gt;ya da 'temiz duyguların' katiliyim&lt;br /&gt;işte tam şuramda böğrümde tomruk gibi bir kütle&lt;br /&gt;içi katran karası dışı yılan derisi&lt;br /&gt;kulaklarımı çınlatan yemen türküsü...&lt;br /&gt;'ah giden gelmiyor acep nedendir'&lt;br /&gt;neden midir?&lt;br /&gt;ihanetimdendir,&lt;br /&gt;umursamazlığım ve yalanlarımdandır,&lt;br /&gt;betonlaşan hislerimdendir.&lt;br /&gt;terbiyesi bayıra koşmak olan boz-deli bir beygir gibiyim&lt;br /&gt;ruhsuz bir atın okşamakla ehilleşmesi mümkün mü?&lt;br /&gt;kırık toynaklara sağlam nal takılsa nal toynakta kalır mı?&lt;br /&gt;bu gecenin diyetini nasıl öderim bilemiyorum&lt;br /&gt;müflis bir aşk tüccarının borç hanesinde kabaran hesaplara&lt;br /&gt;kesilecek ne bir kolum ne vücumda işleyen bir uzuv vardır&lt;br /&gt;yine göğe salacağım kabarcıklarla mukabele edeceğim&lt;br /&gt;doğrusu bu kılıcın bu kadar keskin olabileceğini düşünmemiştim&lt;br /&gt;ne kadar fakirim bir bilsen!&lt;br /&gt;aşk, erken harcanmış bir bozukluktu cebimde&lt;br /&gt;çöpten çıkan bir altının kıymetini bu hurdacı ne bilsin&lt;br /&gt;savunma sanatının tezahürü timsah gözyaşlarıdır bunlar&lt;br /&gt;aldanma!&lt;br /&gt;tükürük savrulsa yüzüme anlamı yok hiç birşeyin&lt;br /&gt;'kamil' insan olmak ve Kamil'in insan olması ayrı şeyler&lt;br /&gt;ne tuhaf!&lt;br /&gt;suçu yüzünden hırçınlaşan hasis bir çocuk gibiyim&lt;br /&gt;bir kılıcım olsa babamı doğrayarak başlardım yaşama!&lt;br /&gt;bu da çatlayan bir rüyadır&lt;br /&gt;eriyen bir dondurmanın külahını ters çevirip toprağa gömüyorum&lt;br /&gt;Marco'yu da aynı duygular içinde gömmüştüm&lt;br /&gt;huzur içinde uyusun&lt;br /&gt;umulur ki kimse üstüne basıp günaha girmez&lt;br /&gt;yaşamın ürperten koyuluğundan kendimi boşluğa salıp&lt;br /&gt;bu işi bugun burada bitirmek istiyorum&lt;br /&gt;ne narsistçe!&lt;br /&gt;intihar çığlıklarından dahi haz alıyorum&lt;br /&gt;bir mezar kazıcısı olsam sanırım bu geceye gömülmek isterdim&lt;br /&gt;rüyada gemi yutmak yolculukla tabir olunur&lt;br /&gt;denizde kopmaya hazır bu fırtınada bütün gemiler yutulacaktır&lt;br /&gt;dalgalar dövmeden git bir limana demirle!!!&lt;br /&gt;doğuştan yarımım, kötürümüm, mayam bozuk!&lt;br /&gt;uzaklaş bu virane, kuytu, köhne karanlıktan&lt;br /&gt;bırak yarasalar yarasalarla kalsın artık!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-9172464910123002221?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/9172464910123002221/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/intihar-l.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/9172464910123002221'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/9172464910123002221'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/intihar-l.html' title='İntihar Çığlığı'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-480016996615663609</id><published>2008-06-25T05:28:00.003-03:00</published><updated>2009-11-15T05:06:52.252-02:00</updated><title type='text'>Desem ki</title><content type='html'>Bir önemi yok hiçbir şeyin&lt;br /&gt;İnan gerçekten&lt;br /&gt;Önyargılar&lt;br /&gt;Yapılan yanlışlar&lt;br /&gt;Kimler ne düşünür…&lt;br /&gt;Sıcak ve soğuk&lt;br /&gt;Gün ya da gece&lt;br /&gt;Mevsimlerin de bir önemi yok&lt;br /&gt;Sen yaşadıkça&lt;br /&gt;Ve yaşamak hiç bir zaman&lt;br /&gt;Bunca güzel olmayacak&lt;br /&gt;Sen yaşadıkça...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-480016996615663609?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/480016996615663609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/desem-ki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/480016996615663609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/480016996615663609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/desem-ki.html' title='Desem ki'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-6175922268583412018</id><published>2008-06-23T01:06:00.010-03:00</published><updated>2009-11-15T05:06:52.252-02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#c0c0c0;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;---Küçük Aşk---&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;em&gt;Elimizde ardan bir kaşık&lt;br /&gt;Önümüzde aşktan bir sofra&lt;br /&gt;Buyur edilir hanımızdan geçen her yolcu!&lt;br /&gt;Buyurun haydi ‘Bismillah’&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;***&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;Duymadan dinlemek gecenin sessizliğini,&lt;br /&gt;ve salmak kendini en ıssız çöllere...&lt;br /&gt;İyi ve kötüyü düşünmeden yaşamak çölde de olsa,&lt;br /&gt;ve kaybetmek kendini bilerekte olsa...&lt;br /&gt;Pişmanlık yok! Sadece sabır ve ümit var,&lt;br /&gt;çöllerse yıldızlara göre bana çok dar...&lt;br /&gt;Sanma ki yalnızım, yanımda hayalin ve bir kitap,&lt;br /&gt;hayalinse çöldeki en güzel serap...&lt;br /&gt;Kancalar var doğuda ve batıda çölü ayakta tutan,&lt;br /&gt;yılanlar var çölde en büyük aşkları yutan...&lt;br /&gt;Yakmak gemileri belki faziletlerin en büyüğü,&lt;br /&gt;çözmeye çalışmaksa boşuna bu büyüyü...&lt;br /&gt;Papatya bulamam belki etraf çok koyu,&lt;br /&gt;kum tanelerini sayarım bende bir ömür boyu...&lt;br /&gt;En uzun destanlar bana olur tek hece,&lt;br /&gt;isim takarım yıldızlara her gece...&lt;br /&gt;Bir ümit kaybetsem bin ümit bulurum,&lt;br /&gt;bakarsın yolun sonunda Mecnun olurum...&lt;br /&gt;Aklımdan bile geçirmem ölmeyi ansızın,&lt;br /&gt;Bir yol ki yürürüm iz dahi aramaksızın...&lt;br /&gt;Rüzgâr esse silse de yazdıklarımı,&lt;br /&gt;kumlara yazarım en güzel duygularımı...&lt;br /&gt;Yırtmak duyguları bir kâğıt gibi&lt;br /&gt;ve ardından ağlamak Yunus gibi...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;*** &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;''Yunus imdi sen senden, ayrı değilsin candan&lt;br /&gt;Sen sende bulmaz isen, nerde bulasın (can)anı''&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-6175922268583412018?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/6175922268583412018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/kk-ak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6175922268583412018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6175922268583412018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/kk-ak.html' title=''/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-63659746775251451</id><published>2008-06-21T01:32:00.002-03:00</published><updated>2008-06-21T01:42:23.671-03:00</updated><title type='text'>Merhaba Karanlık!</title><content type='html'>O şimdi gecenin damarlarından kan çekip hücrelerini derisine yapıştırıyor. Bir tutam balçığa bulanıp karartılarda mekan tutuyor. Tatminsiz küçük bir çocuk gibi annesine yüzünü döküyor. Damarlarımda kan bitmek üzere, son damlalarımla yazıyorum. Kurumaya az kaldım. Bu yaşam denilen, çaresiz zehirler kusan çıngıraklı çılgın bir yılanı dahi yutacak büyük bir yalan. Ağlamayı göze almadan bu yazının devamını okumayın!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-63659746775251451?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/63659746775251451/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/merhaba-karanlk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/63659746775251451'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/63659746775251451'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/merhaba-karanlk.html' title='Merhaba Karanlık!'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-5070412405660843603</id><published>2008-06-19T01:33:00.001-03:00</published><updated>2008-06-19T01:35:46.646-03:00</updated><title type='text'>Yüzde Yüze İnanmak</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Sayın Ayder Çotak,&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdaki rapor yüzünüzdeki çizgilerin incelenmesi sonucunda hazırlanmıştır. Yüz çizgileri üzerinden yapılan karakter incelemelerinde her çizginin taşıdığı kendi anlamı analiz sürecinde veri olarak kullanılmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;İnsanın yüz çizgileri zaman içinde değişebilmekte ve farklı ruh hallerinde yüz çizgileri de farklı bir form alabilmektedir. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda okuyacağınız rapor, karşımızda beliren yüzdeki çizgilerin (bu simada saklanan ruh halinin) göreceli bir analizidir. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu analiz &lt;em&gt;“kesinlikle siz böyle bir insansınız”&lt;/em&gt; demek değildir; “bu yüz örneğindeki insanlar genellikle bu özellikleri taşırlar” anlamını içeriyor. Yüz analizine rağmen kendi farklılıklarınızı koruyor olabilirsiniz. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yüz Çizgileri Karakter Analizi Raporu&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;19 Haziran 2008&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bir bayram sabahı gibi yüzünüz; dilinde zikir tespihleri fısıldaşan ak saçlı bir neneden uzanan eller gibi öpülesi. Zarafetin bin bir huzmesi ince bir nakış gibi dantel dantel işlenmiş yüzünüze. Yanaklarınızdan yasemin kokusu fışkırıyor. Göz çukurunuza gömdüğünüz karanlığın en deniz halinden başkası değil. Şimdi kıpırtısız bir denizi andırıyor alnınız. Gözlerinizdeki girdapta kayboluşumuzun kırkı çıkmış. İki liman olmuş gamzeleriniz; yüzdürdüğümüz bütün gemiler sanki tebessümünüze demir atıyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Edepten örme bir peçeyle örtülü yüzünüz. Üzerinde vapurları ve martılarıyla eski bir İstanbul’a benziyor. Yüzünüzün vefadan yana zengin çizgilerle bezenmiş olduğundan dirhem şüphemiz yok. Bu yüzde katiyen yalan yok. İki göz, iki yanak iki gamzesiyle altı kıtalı koca bir dünya gibi. Müsaade etseniz her kıtasında yüz ayrı millet yaşar. Her ülkeye temsili bir elçi gibi hüzünden küçük bir nokta düşer.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yüzünüz, denizin avuçları arasında saklanan mercan gibi. İnciden örme bir gerdan gibi yüzünüz; yaldızlı sandukalar içinde pamuklara dolayıp kimselere göstermemek boynumuzun borcu. Nemli bir buluta benziyor gözleriniz, azıcık dokunsalar ilk yağmurda bütün çizgileriniz yanaklarınızdan sökülüp toprağa dökülecek. Ah o yanaklarınız… Her karede biraz daha tombullaşıyor. Gamzeleriniz çukurlaştıkça içine gömülme arzumuz kamçılanıyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Oltamıza takılan ilk çizginizin adını 20 numara koyuyoruz; güldüğünüze bakmıyoruz, kafa karışıklığınız zoraki bir tebessümle kaşlarınızda kıvrımlanıyor. İlk kez sizden korkuyoruz. Hâlbuki ne çok güldürmüştünüz 11 numaralı çizginizle. Yüreğinizin kıpırtısından yüzünüze kan gelmiş. Bir faytoncunun ıslığında şaklayan kırbaçlarla yanınızdaki boşluğa çöreklenme niyetindeyiz. Buradan, kanatlanmaya hazır mavi kanatlı bir kelebek gibi gözüküyorsunuz. Keşke o faytondan hiç inmeseniz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Değişimlerinizin hızına ayak uyduramıyoruz. 12. Ayder’de 12 surete Besmele çekiyoruz. Bütün okyanuslar yüzünüzde dalgalanıyor. Kadife gülüşünüzü ince bir dalganın arkasına saklamışsınız. Kendinizi harika hissediyor olmalısınız. Tebrikler. Dünyanın sekizinci harikası oldunuz. Bütün denizlerin ait olmak istediği yerde uzunca bir ağaç gövdesi var. Sarıldığınız yine kendi elleriniz olsa da yüreğinize doladığınız bir ümit kurdelesi gözlerinizin içinden okunuyor. Issız bir adada ihtiyacı olan her şeye kavuşmuş mutmain bir ruh gibisiniz. Belli ki bütün hücreleriyle sizi deniz kuşatmış. Siz direnseniz de yüzünüzdeki çizgiler sizi ele veriyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yangın sonrası yeşilini karaya bağlayan şu ormanların üzerinde dalgalanan gökyüzü olsaydı yüzünüz hiç durmadan nur yağdırırdınız. Şüphesiz büyükçe bir elin içinde iklim şartlarından mahfuz sürekli tazelenen bir bahar gibi yüzünüz. Yanaklarınıza gömülü bütün kır laleleri çiçek açmış. Neyi sevdiğinizi ya da seveceğinizi dahi bilmeden kirpikleriniz, yani, bütün papatya yapraklarınız ‘seviyorum’ diye haykırıyor. Bir tablo olsaydı yüzünüz, Vincent Van Gogh kendisini sorgulama gereği hissederdi fikrimizce. Burada bizleri ne kadar heyecanlandırdığınızı bilemezsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;16 numaradaki ‘gerçek’lerle yüzleşmeye cesaretimiz yok. Yüzünüzü ‘&lt;em&gt;mübarek’&lt;/em&gt; bir dua gibi bir vakit semaya açık ellerimize misafir ediyor, sonra yüzümüze gözümüze sürüp âmin diyoruz. Yüreğimize göçen bir seyyah olsaydınız o anda bir ada vapurunda olurdunuz. Maşallah, Barekallah… Nazardan saklasın Rabbim demekle yetiniyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;4. çizginiz teşrik-i mesaimizin ilk numunesi. Yani bütün bahar mevsimlerinin ilki, yani ilkbahar! Yaslandığınız duvar geride kalan tertemiz yıllarınız. Koyu renkler içinde yağlı suya damlatılmış ebru deseni gibi yüzünüz. Uzunca bir ‘&lt;em&gt;elif’&lt;/em&gt; çiziyoruz yüzünüzden. Hem sıfırın üzerine kurulu ‘Bir’ diyoruz, hem tekbir alıyoruz. Tekbir öncesi bizim niyetimiz yüzünüzü namazımıza seccade diye sermek. Bizim niyetimiz yüzünden sizin başınız yanmasın!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yüzünüze baka baka gözlerimiz yüzünüzün bağımlısı oldu. Yüzünüz gözlerimizden silinirse siz Hakkın yüzüne nasıl bakarsınız? Yüzünüzü çevirecek dahi olursanız ‘&lt;em&gt;bari gözlerinizi bırakın bize’.&lt;/em&gt; Bu gözlerde yalan yok. Yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatı, gözleriniz güvenimizin kefilidir. Bize inanmıyorsanız yanınızdaki arkadaşınıza sorun. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman yağmur yağsa akabinde yüzünüzde bir gökkuşağı peyda oluyor; turuncuya boyanmış halinizden belli. Renkli bir paleti andırıyor yüzünüz, fırçalarımızın sertliğine bakmayınız! Sizin yüzünüz gülsün yeter, istemezseniz yüzünüze de bakmayız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-5070412405660843603?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/5070412405660843603/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/yzde-yze-inanmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/5070412405660843603'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/5070412405660843603'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/yzde-yze-inanmak.html' title='Yüzde Yüze İnanmak'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-4226500469981784417</id><published>2008-06-17T09:11:00.009-03:00</published><updated>2008-06-17T23:06:40.107-03:00</updated><title type='text'>Gülsümün Köpüklü Kahvesi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Mahalle aralarında omuzdan askılı, kısa donlarıyla çocuklar naylon top peşinde akşama kadar koştururlardı. Her Pazar öğlen sonrası güdük kuyruklu eşeğiyle mahalleden döngelci geçer, ellerinde mangırlarla koşan çocuklara gümüş tasıyla döngel tartıp ceplerine doldururdu. Briketlerle işlenmiş yokuş yukarı çıkan yollarıyla bu küçük Anadolu şehrinin arka mahallesinde Pazar temizliği yapan mahalle karıları balkonlardan suları bayır aşağı akıtır, her ayrıntı kendilerine bir oyun olarak dönen mahalle çocukları deterjanlı sularda kâğıt gemiler yüzdürürlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılın bu günleri, öğle sıcağında mahalleli tenha gölgelere doluşur, ya karpuz keser soğuklanırlar ya da Çarşambaları elinde bakraçla kese kese köy yoğurdu satan Deli Fatoş’un yoğurtlarını köpürtür, ayran yapıp içerlerdi. Bunca dar daire içinde hallice üç beş kadın, aynı pirinci ısıtıp ısıtıp sanki taptaze temcit pilavıymış gibi kevgirle karıştırır, bıkmadan usanmadan kaşıklarlardı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Almancılar Zeynel’e kız beğeniyorlarmış. Bizim Fatoş dediydi, pek bir zenginmiş herif. Arabacı dükkânı varmış alamanyada.&lt;br /&gt;- Geçen sene geldiklerinde sağa sola bakındılardı az. Demek bundanmış. Hiç çıkmazlardı konu komşuya, bekleyip işlerini ayarladılar orda herhalde. Kimi kestirmişler gözlerine var mı bir haberin. Kulağın deliktir senin Sebahat.&lt;br /&gt;- Komşu doğru mu yalan mı bilmem, geçen bizim Zehra pazarda rast gelmiş Almancıların geline, ağzından kaçırmış gelin. İdris Dayının Gülsüm’e yanaşacaklarmış.&lt;br /&gt;- Deme hele. İdris Dayı’nın kazandibi Gülsüm he! O da giderse İdris Dayı emekliye çıkar gari.&lt;br /&gt;- Bizim Kâmil ‘e düşünüyorduk onu da, Kâmil mıymıntının teki hakkından gelemez o kızın.&lt;br /&gt;- Öyle komşu öyle, kınalı kuzu gibi Allah nazar etmesin. Alamancılara gelin giderse yerini tam bulur.&lt;br /&gt;- Ayşe’nin kocası dün gece yine içmişte gelmiş, yıkılıyormuş yolda. Bizim herif dükkândan gelirken görmüş.&lt;br /&gt;- Balkonda çiğdem çitliyorduk gece, ışıkları açıktı. Ayşe bağırıyordu bir boy. Yine dövdü herhalde eli kırılasıca.&lt;br /&gt;- Allah sabır versin Ayşe’ye komşu. Bu devirde geçim zor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülsüm, henüz 21 yaşına yeni girmişti. İdris dayı’nın üç kızından sonuncusuydu. Liseden sonra güzel sanatlar atölyesinde dikiş nakış eğitimine katılmış, geçen sene kursta hocalığa başlamıştı. Sakin, kendi halinde, Meriç Nehri gibi duru yüzlüydü. Mavi şalının içinde ayın ondördü gibi kıvrılıp küçülen yüzünde tebessüm eksik olmazdı. Her Cumartesi kurs çıkışı eve dönerken Salih Amcasının marketten kâğıt helva alıp mahallenin çocuklarına dağıtırdı. Çıta gibiydi; yürürken devrilecek sanırdınız. Rüzgâr esse uçup gideceğinden korkardınız. İplik gibi eğrilen uzun kaşlarının hemen altında çukurlaşan, büyük, oval, hafif çekik, kahverengi gözleri; gözlerine Mısır kadar uzak kalan inci Piramit gibi sivrilen ince bir burnu, keklik gibi tombul yanakları, kenarında kırmızı karanfilleri vardı. Gamze gibi iki şirin parantez arasında gövdeleşip büyüyen bir ağzın içinde sıralanan kuzu dişleri, kalın köprü dudaklarıyla aralanmıştı. Gülsüm, son yüzyılın en gülbeyaz baharıydı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ablaları çoktan uçmuşlardı yuvadan. İdris Dayı da yaşlanmıştı artık. Üç kızı lafsız sözsüz yetiştiren cennete girer denir ya, İdris Dayının üçüncü cenneti de serpilmiş, fidan olup boy atmıştı. Gülsüm’ü her istemeye gelişlerinde İdris Dayı hem çok seviniyor hem de yüreği burkuluyordu. Gülsüm de gitse kafeslerinde yavru kuş kalmayacaktı. Neyse ki torunları vardı da onlarla teselli buluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gülsüm kızım, şu acı kahveden yapsan da demlensek akşam vakti. İhtiyarı unuttun bu aralar, aç mısın tok musun hiç soran yok.&lt;br /&gt;- Aman babişko, duygu sömürüsü yapma. Sen istedin de acı kahveyi mi esirgedik senden. İki dakikaya en köpüklüsünden geliyor, sen TRT ni aç hemen tamam mı, iyi ki bir dizi izliyoruz.&lt;br /&gt;- Benim havalar başlıyor kızım, tekrarını izlersin. Hem bu yeni kahve hiç köpürmüyor, çamur gibi meret, gevur malı değil mi kendileri gibi her şeyleri de. Başlamış bak, …aman yeşilbaşlı gövel ördek uçar gider göğe karşı…&lt;br /&gt;- Baba bırak kadın söylesin, vokal olma yaşın çoktan geçmiş. Hem biraz önce okudum. Bir insan 8 yıl,7ay ve 6 gün hiç susmadan bağırırsa, bir fincan kahve pişirecek enerjiyi ancak üretebiliyormuş.&lt;br /&gt;- Hadi oradan. Sen fistan giyip ‘küçük kurbağa kuyruğun nerede’ derken ben Üsküdar Musiki Cemiyetinde hem çalıyor hem söylüyordum.&lt;br /&gt;- Babişko uyan artık Üsküdar’da sabah oldu.&lt;br /&gt;- Sağ ol Gülsüm kızım, sayende kendimi daha yaşlı hissediyorum.&lt;br /&gt;- Aman be babişko sende hemen alınıyorsun. Daha torunları sünnet ettireceksin, ondan sonra dede olacaksın.&lt;br /&gt;- Ah benim güzel kızım, rahmetli annen gibi pek latifelisin.&lt;br /&gt;- Sende en tombiş babişkosun. Kahven hazır, köpüğü nerden bulduğumu hiç sorma, sırrımı sana dahi söylemem.&lt;br /&gt;- Eline sağlık kızım.&lt;br /&gt;- Afiyet olsun babişko.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar günleri izinliydi Gülsüm. Evde babasıyla oturur, evin temizliğini yapar dizileri takip ederdi. Bazen arkadaşları ona gelir, laflarlar, bazen Gülsüm arkadaşlarına gider hava alırdı. Gülsüm gezmeyi dolaşmayı çok sevse de bu mütevazı Anadolu şehrini gezmeye kalksa günde üç kez tavaf edebilirdi. Ama yine de halinden memnun, mutlu, huzurluydu. Başında sekine bulutları varmış gibi göreni, konuşanı ipek gibi yumuşatırdı. Halinden anlaşılan oydu ki o edepten bir hale gibi gündüz içinde ışıktan besleniyor geceleyin ay yüzüne gölge gibi düşüyordu. Yüzündeki parlaklığın hikmeti bu sebeptendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Pazar bir farklıydı Gülsüm. Sabahın erken saatlerinde kalkmış, temizliğe boyanmış, babasının kalkmasına yakın kahvaltıyı hazır etmişti. Börek kokusu mahallenin içlerine kadar uzanıyordu. Kumandayı kapıp babasının bıyığından bir tel koparmış gibi muzırca gülümsedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bugün benim günüm hiç davranma kumandaya.&lt;br /&gt;- Aman al senin olsun. Bir müzik kanalı açayım dedim. Akşama misafirler gelecek biliyorsun değil mi?&lt;br /&gt;- Biliyorum babişko, akşam altıda değil mi?&lt;br /&gt;- Evet altıda. Versem de birinden birine, kurtulsam senden artık.&lt;br /&gt;- Neden vermiyorsun babişko, tutan mı var?&lt;br /&gt;- Öyle ters ters bakıp tepsiyi kafasına çarpar gibi uzatırsan gelenlere, söyleyecek çok şey bırakmıyorsun bana.&lt;br /&gt;- Aman babişko iyiydik böyle ne acelen var. Hayır, söyle istemiyorsan gidelim ne öyle kovar gibi.&lt;br /&gt;- Kızım öyle deme, yaşın kemale erdi. Birini kabul et artık da bu ihtiyarın aklını meşgul etme. Daha torunları sünnet ettireceğiz.&lt;br /&gt;- Bana ne işte, ev kızı olacağım ben. Görürsün bu akşamkilerin kafasında tepsiyi paralıyor muyum paralamıyor muyum?&lt;br /&gt;- Sen bilirsin Gülsüm kızım. Rahmetli annende böyleydi. Kayığa inadı tuttu mu kayıkçıya denizi kulaçlatırdı.&lt;br /&gt;- Bekleyelim görelim babişko, Mevla görelim neyler neylerse güzel eyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam, siyahın koyulaşan tonlarına boyanıyordu. İdris Dayı namazını bitirmiş, koltuğa kurulmuş, usulca tespihiyle oynaşıyordu. Gülsümle ablası Hatice mutfakta son hazırlıkları yapıyorlardı. Hatice’nin kocası Mithat Efendi de salonda İdris Dayıyla birlikteydi. Torunu Şükrü, dedesinin kucağında zıplıyor, akşama kadar sanki zerre yorulmamışta ihtiyarla tespih gibi oynaşıyordu. Kapı zilinin sesi duyuldu. Hatice mutfaktan çıktı geldi, kocası Mithat Efendi koltuktan doğrulup ikisi de kapıya yöneldiler. Gelen misafirleri karşıladılar. Çiçek ve çikolatayı aldıktan sonra Şükrü onları mutfağa götürdü. İdris Dayıyla el sıkıştılar, karşısındaki koltuğa buyur edildiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ferhan Bey, Almanya’da seçimler yaklaşıyor. Siz kim olsun isterdiniz?&lt;br /&gt;- Bizim bağımız olmuş Babil Asması İdris Hocam. Gençler düşünsün geleni gideni. Bu saatten sonra bizi memleket çağırır, toprak çeker.&lt;br /&gt;- Dönüyor musunuz hayırlısıyla, ne mesrur bir havadis?&lt;br /&gt;- Efendim, altı ay sonra emekli oluyorum, nasipse Ramazanı burada iftar edeceğiz.&lt;br /&gt;- Bey oğlumda dönüyor mu sizinle?&lt;br /&gt;- Yok, İdris Üstadım, Zeynel’in Köln’de oto galerisi var. İşini orada kurdu, devam edecek nasipse.&lt;br /&gt;- Allah devamına erdirsin Zeynel oğlum.&lt;br /&gt;- Âmin, İdris Baba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahve kaynatmaktan aşınmış cezvelere hamarat ellerin dokunduğu besbelliydi. Kahvenin kokusu salona kadar gelmişti. Birazdan, üflesen yıkılacak bir atlıkarınca gibi terliklerini sürüye sürüye elinde işlemeli gümüş tepsiyle Gülsüm salonda belirdi. Babasının gözleri üzerindeydi. Yüzündeki ifadeyi yokluyordu. Kadife kumaş gibi yumuşaktı yüzü. Yanaklarından tebessümün kıvrak halkaları yuvarlanıyordu. Pamuk helva gibi ağzına atsan buharlaşacaktı. Saray edebi almış hanım üslubuyla usulca eğildi, misafirlere kahvelerini uzattı. Çehresinden halıya pembe bulutlar süzülüyordu. Zeynel’e kahvesini uzatırken gözlerine bakmadı, yüzü yerde ‘kahvenizi buyrun’ demekle yetindi. Zeynel de okkalı bir kurşun gibi ağırca yüzünü ayak parmaklarına çevirip ‘teşekkür ederim’ dedi. Kahveleri dağıtan Gülsüm, Hatice ablasının yanında öksüz duran sandalyeye düğümlenip parmaklarıyla tespih gibi oynaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kahvenin tadı pek acı, bu kahvenin tadı bize pek bir yabancı. Hanım kızım nedir bu kahvenin mizacı?&lt;br /&gt;- Efendim, Salih Amcam Brezilya’dan getirdi, Rio kahvesidir, acılığı memleketine hasretindendir.&lt;br /&gt;- Kahvenin de bir vatanı var değil mi? Gurbet yaşamayan bilemez tabi. Peki, kızım, köpürmez bilirdik biz bu kahveyi, Almanyada’da içeriz bundan. Bu köpüklerin hikmeti ne ola ki?&lt;br /&gt;- Efendim kahve hatır işi, gönül işidir. Sıra sıra cezveler köze sürülür de kaynayıp köpüren yalnız deniz değildir. Gönlü olan kahve her ocakta köpürür.&lt;br /&gt;- Peki, Gülsüm kızım. Eline, diline sağlık. Pek güzel söyledin. Efendim, gelelim mevzuumuza. Allah’ın emri peygamberin kavliyle kerimeniz Gülsümü evladımız Zeynel’e istiyoruz.&lt;br /&gt;- Ne diyorsun Gülsüm kızım?&lt;br /&gt;- Zat-ı âliniz bilir efendim.&lt;br /&gt;- Ferhan Bey, dostluğumuz öteden beri kavidir, dünürlüğümüzde ebedi olsun. Verdim gitti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülsümün yanaklarında güller açmıştı. Salondaki işlemeli gümüş tepsinin varlığını unutarak tepsi getirme bahanesiyle sevincini izhar etmeden mutfağa geçti. Salonun kapı aralığından Zeynel’in İdris Dayının elini öpüyor olduğunu gördü. Bir anda oraya sıkıştığını hissetti. O an için sanki rüyadan uyanmıştı da nerede olduğunu hatırlayamıyordu. Salonda ne olup bittiğine bakıyordu uzaktan. Zeynel de heyecanını yatıştıramamıştı besbelli ki kahvesinin son yudumunda kravatına damlattı. İdris Dayı Hatice’yi işaret ederek ‘Hatice kızım size mutfağın yerini göstersin’ dedi. Gülsüm, Zeynel’le ablasının mutfağa doğru geldiklerini görünce bir anda panikledi. Onları görmemiş gibi yapıp, sırtı kapıya dönük halde bekledi. Hatice mutfağın kapısına kadar gelip geri döndü. Besbelli baş başa bırakmak istedi. Zeynel Gülsüm’e yaklaşıp kulağına hafifçe fısıldadı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İki sene göz açıp kapayıncaya kadar geçer demiştim sana.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-4226500469981784417?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/4226500469981784417/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/glsmn-kpkl-kahvesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4226500469981784417'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4226500469981784417'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/glsmn-kpkl-kahvesi.html' title='Gülsümün Köpüklü Kahvesi'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-4345993237026912811</id><published>2008-06-15T01:17:00.007-03:00</published><updated>2009-12-12T15:53:52.676-02:00</updated><title type='text'>Kırmızı Elmanın Turuncu Tırtılı!</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Nerdesin benim gümüş tenli tesellim, fukara yastığım, billur şırıltısı yüklü sesim, soluğum, kanayan gülüm, bıçkın dikenim nerdesin. Gün sararıp soldu, hasretinden dayanamaz oldu, geceye kavuştu. Beni baş başa bırakıp gittiğin gecenin kendisi iç içe çalkantılar, bulantılar yaşadı, ağardı, duruldu, gündüze kavuştu. Ya sen, turuncu sekine bulutları yüzünde oynaşan yar, ya sen nerdesin. Geceyle gündüzün ortasında kaynayan bu deniz, bu sancısı bol, toprağa gömülü çavdar tohumu, ya ben nerdeyim. Hayal diyarında bahar gözleri olan sen; tutkunuyum yüzünde açan bütün mevsimlerin. Kirpiklerime baksan sıra sıra yağmur ormanları göreceksin. Azıcık yaklaşsan, gözlerimin içine baksan, elinde yüreğini çıra yapmış, bütün ormanı ateşe vermeye hazır, doğuştan karasevdalı bir Tarzan göreceksin. Tarzanları musallat edip yaksınlar istiyorum yeryüzündeki bütün ormanları. Sonra nokta gibi bir boran olup önüme serilsen, alsam seni ateşimin ortasına atsam, bu ateşi soğuklandırsan o yangın söner mi bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Sancak oldun, ufuklarında dalgalanıyorsun bu bahtı kara, gönlü yara &lt;em&gt;Karadeniz’&lt;/em&gt;in. Ah bilsem, şimdi şuracıkta söyleyiversem kulağına &lt;em&gt;‘sen bana yar olacak mısın’?&lt;/em&gt; Ferman ferman üzerine yazılmış, üst üste biriken yalnızlık nihaventlerinden geceye damlayan eğer sen isen, eğer bu gözlerimde usulca süzülen geminin adı İstanbul’sa, yüzünün ortasında sivrilen burnun mesela kız kulesiyse, yanılmıyorsam eğer, gözlerin beni aldatmıyorsa, ne vakit minareleri göğsüme saplı İstanbul içimden sökülürse o zaman seni unutacağım. Halen buram buram İstanbul solukluyorum. Ne olur nefessiz kalmazdan evvel İstanbul'u bohçana sar, biran önce gel!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Testi içinden tasına sunulan Kevser tadında gözyaşlarıdır. Her gece içimde çıkan aynı savaşta daha ne kadar muzaffer olmaya namzedim bilemiyorum. Bir günün içinde, her saniye aklımı, kalbimi gıdıklayan o yaramaz sen, ne zaman uslanırsın bilemiyorum. Dikenli tel olup kıvrılmışken içime, bıtırak neylesin nasır ellere; söküp atsam seni halen yaşar mıyım bilemiyorum. Zamanı altın yapıp, hassas bir kuyumcu edasıyla gramının hesabını yaparken önüme külçe olup düşen yılları nerede tartayım bilemiyorum. Yumurta içindeki sarı civcivim; yumurtandan çatırtı sesleri işitirken birazdan avucuma düştüğünde alıp seni nereye koyayım bilemiyorum. Ne vakit darlansam, mabet gibi gözlerine sığınsam, hak nezdinde kaç yıl hüküm giyerim bilemiyorum. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kırmızı bir elma olsam, içimdeki afacan tırtıl olurdun. Elim ayağım yok; içimi oyarken sana karşı koyamıyorum! &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-4345993237026912811?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/4345993237026912811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/krmz-elmann-turuncu-trtl.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4345993237026912811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4345993237026912811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/krmz-elmann-turuncu-trtl.html' title='Kırmızı Elmanın Turuncu Tırtılı!'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-6017385518677430249</id><published>2008-06-13T00:39:00.003-03:00</published><updated>2008-06-13T00:59:29.946-03:00</updated><title type='text'>Musallat'aşı</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bir Piramidin basamaklarınca yükselen, birbirine paralel çapraz eğriler gibi göğe uzanan uzunca bir rampanın beşiğinde yanık, koyu sevda iniltileriyle zaman ve mekân daraldıkça daralırken aşk kuyusunda Yusuf’un yüreği gibi yufkalaşan, üflesen puf gibi dağılan, dağlasan kiremit gibi kızaran ah şu kalbim ney gibi inliyor. Ezelden lütuf ile bezenmiş, yarıdan çoğu ecelle çoktan kırpılmış, zamansız değişen yaşam kümelerinde yüzeye vuran yekta kareleri gibi başımda dönen müphem, muğlâk, şaşırtıcı, mantığımı hallaç eden bilmecelerle donanmış, ötelerden izler taşıyan yüzün, öşrü olmuş sanki yaratılan bütün akasya çiçeklerinin. Pamukkale’nin solmaz beyazında, Reyhan’la Kevser arası iktidarsız, yüzü yerde ‘bana seni gerek seni’ diyerek inleyip göğün göğsüne yaslanıp, hıçkırıklarla mavi benekli bulutlar arasında ikinci kayboluşum. Karanlığı kancalayan gözlerime, kıvılcım saçan gözlerin ‘&lt;em&gt;musallat’&lt;/em&gt; olmuş.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Parmaklarımda çimdiklenen ısırgan otuna kaptırdım bütün sâfiyane kelimeleri. En keskin biberleri kaşık kaşık yutar yutmaz, yumulu ağzım soluksuz, dopdolu gözlerim yaşlar içinde, sahte acının tek parçasını hissetmeden, göğsümün en makul acıyla yanıyor olması, bütün harfleriyle göğe kanatlanan esma zikirleri karbonlayıp, dua paketleri içinde ötelere simyalayan vücudun her hücresinin ‘&lt;em&gt;en cazip hastalıktan’&lt;/em&gt; sarsıntılar içinde kıvranması, ‘&lt;em&gt;yâr’&lt;/em&gt; deyip inlemesi, huzur soluklu meleklerin kulağına aşk fısıldamasına beşarettir. Cephede göğsümden bir ok yemiş gibi yığıldım kaldım ayaklarının dibine. Ey her hali güneşten başka bir şule koparıp gözlerime sunan yâr, ne olursun azcık merhamet eyle! Yüzün mızrak gibi saplanıyor sancı görmemiş gözlerime, her akşam daha çok kör’eliyorum. Sırtımdan yere yalçın bir kaya, büyük bir gürültüyle yuvarlanıp un gibi dağılıyor. Topraklarımın her tanesi yaman bir erozyona müptela halde deryaya dökülüyor. Karşı koyamıyor, engel olamıyor, kucağına dökülen eğimli bir denizin üzerinde kıpırtısız, bir buz dağı gibi kayıyorum. Şümullü yalnızlığıma hüzün kokulu geceler ‘&lt;em&gt;musallat’&lt;/em&gt; olmuş. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Üç harfliler gibi usulca sokulup, damarlarımdan içeri sızıp, sessiz sedasız görkemli bir andaç yazısına dönüşen, gün be gün kızaran, olgunlaşan, durulan yüzünde kıvılcım gözlerin saklı olduğunu bilmiyordum. Gözlerinin ruhuma temasıyla ateşlenen atıl bir mekanizma gibi bunca yıl sonra sanki ilk kez anamdan doğuyor olma sancısını yaşıyorum. Benliğimde ‘&lt;em&gt;ya nasip’&lt;/em&gt; soluklu bir niyet, ‘hasbunallahu ve nime-l vekil’ kanatlı bir tevekkül, ‘&lt;em&gt;külli hayrun ve şerrin minallah’&lt;/em&gt; tabanlı bir teslimiyetle körüklenen yeniden yapılanma sürecinde iç içe geçen anlam ve değerler bir kez daha tartılıp biçiliyor. Hezimet sonrası fetihle müjdelenen yüz bin şehit vermiş bir ordunun kumandanı gibi tarifsiz, boğazımda düğümlenen hislerle, acı, zevk, tutku, ağıt, tevazu, şükür duygularını gözlerimde harmanlamaktayım. Beni ancak gözlerimden okursun. Yüklü voltajların vücudumda devirdaim etmesiyle sürekli gerilim halinde dolup dolup boşalmaktayım. Sana giden yolu arşınlarken her geceye nişane gibi ardımda gözlerimden damlayan mercanları bırakmaktayım. Bu ne iktiran, bu ne lütuf ya Rab! Bir sonraki ömründe tohum olmaya yakın, günebakan misali kâğıt gibi buruşan yüzüme nur sadedinde yüzün ‘&lt;em&gt;musallat’&lt;/em&gt; olmuş. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Yer gök, nizam-ı âlem içinde bütün bilinmezler bilinsin. Karanlığın ciğerinde, Deli Dumrul gibi milyon ışık yılı ötesinde şuursuzca kıvrılan âlemler, gökcisimleri idrakine varsın. Bu deyiş, bu hissediş, yüzünden sızıp gözlerimden içeri akan, parmaklarımı, kalbimi ve ruhumu teslim alan, dudaklarımdan dökülen hissiyatın tarifinden aciz bu kuru sözler ayyuka çıksın. Varlığın varlığıma ‘&lt;em&gt;musallat’&lt;/em&gt; olmuş.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-6017385518677430249?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/6017385518677430249/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/musallata.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6017385518677430249'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/6017385518677430249'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/musallata.html' title='Musallat&apos;aşı'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-7796844831327473332</id><published>2008-06-09T23:22:00.013-03:00</published><updated>2008-06-10T07:28:56.012-03:00</updated><title type='text'>Her Özlem Ömürden Bir Haftadır, Her Hafta Özlemden Bir Ömürdür</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Birazdan gecenin karanlığı üzerime çökecek, odamın içi matemle dolacak. Yarının öncesinde bugünün geçmesi gerekecek. Haftanın dişlerinden birisi –ilki- sökülecek, daha geriye küçük bir ömür içinde koca bir hafta kalacak. Bir hafta içinde bilsen ah yarim haftalar ilmik olup boğazımda kaç kez düğümlenecek. Kahır gibi bir acı burnumda sızlanacak. Resmini bir ney musikisine dolayıp, başından sonuna sonundan başına sarıp sarıp kim bilir kaç kez içime, derinlerime çekeceğim. Yüzünden okuyup kaç kez hatmedeceğim seni. Göğe doğru yükselen kabarcıklar belirecek gözlerimde. Birinin belki bir kaçının içine binip okyanusu sabaha dek kaç kez boydan boya kulaçlayacağım. Ben yere yüzün koyu uzanmış, Legoları devrilmiş mızmız bir çocuk gibi saatlerce ağlarken sen uyuyor olacaksın. Uyandığında, beşiğinde parmaklarını emen bir çocuğun ağzından emziğini çıkarıp üstünü örter gibi buradan hissettiğim sıcaklığınla üstümü örtecek ben duymadan ‘&lt;em&gt;seni yaramaz’&lt;/em&gt; deyip birkaç dakika öyle sessizce izleyeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün geçen zamana dönüp bir kez olsun bakmadan, ümitsizliğe diyet olan paslı yıllara hesap sormadan, ne olur daha sen ışıkları kapatıp uyumadan ümidim olup gel. Bir ada vapuru seç kendine. Yanına o gördüğüm en mütebessim simayı da al. Bir yolculuk boyu en hatırlı rüzgarlarla yelpazelen. İçinden bir sayı tut, o sayıyı böl çıkar çarp beni bul. Yokluğumdan endişelenme, karanlıkta kaybolurum korkusuna kapılma! Işığın binlerce kilometre ötesinde kararmaya yüz tutan kalpleri aydınlatıyor. Bindiğin vapuru iner inmez yak ta öyle gel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanı beş dakikalığına durdursan, şayet uykudaysan iki hayal arasından bir yol bulup çıksan, ne olur Allah aşkına konuşuyorsan buğulu gözlerime bakıp sussan, yağmur kokulu bereket gibi nur olup üstüme düşsen diye bekliyorum. Bir bahçe vardır. İçi kokulu çiçeklerle bezenmiş, dışı türlü renklerle boyalıdır. Bu gönül ezelden yaralıdır. &lt;em&gt;'Bir lokma bir kürk'&lt;/em&gt; deyip koşup yanıma gelsen, gönlüme çare olsan diye bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzatsam elimden tutamazsın. Bari kuşların kanatlarına tutunda gel. Ne düşlerimde kaybol ne uzaklığın harmanında sarı saman gibi savrul. Başak gibi dopdolu avucuma dökülen tane ol. Uzakken yakın olup, can iken canan olup, yâr iken yâren ol da gel. Bekliyorum&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-7796844831327473332?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/7796844831327473332/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/her-zlem-mrden-bir-haftadr-her-hafta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7796844831327473332'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7796844831327473332'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/her-zlem-mrden-bir-haftadr-her-hafta.html' title='Her Özlem Ömürden Bir Haftadır, Her Hafta Özlemden Bir Ömürdür'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-7916780810893911091</id><published>2008-06-05T00:48:00.014-03:00</published><updated>2008-06-05T02:20:56.106-03:00</updated><title type='text'>Can İçinde Canan Varmış</title><content type='html'>&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Can:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Pufff &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Canan:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Canın mı sıkıldı? &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Can:&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; Yazıyor yazıyor siliyorum saatlerdir. Rahatsızlık vermek istemedim. Ders yapıyorum biraz.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Canan:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Bitirdim çalışmayı. Ders mi çalışıyorsun? Gözlerim yaşardı. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Can:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Islak bir keman çığlığı dinlemek ister misin? Gözyaşına birebirdir. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Canan:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; Dinlemedeyim. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Can:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Bilirsin yaşam düşlerden arta kalan kısımdan ibaret. Rüyalarda karakterler gayet sanaldır. Bir ışık yanıyor ve düğmesine dokunsan da kapanmıyorsa ancak rüyanda olduğunun bilincindesindir. Şuan bir rüyada olmadığımı nereden bilebilirim? Rüyamdaki bir karaktere benziyorsun. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Canan:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Hımm. Derinlere dalacağa benziyorsun. Sen dalgaları biriktiredur içinde, iki fincan çay kapıp geleyim ben. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Can:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Düşün şimdi bir kere. Daha düne kadar dudağında fakir bir ıslık, aşk denilen zerzevatı Arap sakızı gibi çiğneyip karardıkça tüküren yaşlı bir at hırsızıydım. Bugün bir ekranın içinde esaretlerden avdet ediyor, deliksiz karanlığımın içine bilmediğim bir yerden sızan ışığa karşı koyamıyorum. Kulağımda dalga dalga keskinleşen neyzen nefesleri yumuşak melodiler üflüyor. Gözlerimin bir şeylere kapalı olduğundan neredeyse eminim. Halen uyanacağım kaygısını gütmekteyim. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Canan:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; Dolmuşa benziyorsun, bir plakan eksik. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Can:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Eksik olma Canan. Cebimde eskiden kalma bakır bir mangırla üç yüz yıl öncesine uyanıyorum. Birisi yolu gösterse varlığına dair ne bulursam o günden parselleme niyetindeyim. Bunca yıl sonra şayet başıma gelen en iyi şeysen dedemin ekşi bir elma yemiş olduğu kanaatindeyim. Dişlerimin kamaşmasının başka tefsiri yok. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Canan:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Başı dumanlı Ağrı Dağının dik yokuşuna benziyorsun. Başında bir dumanın eksik. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Can:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Bu üçüncü benzetme oldu. Saymıyorum sanma. Burada mağduriyetlerin biri bin para. Bir prizmaya yansıyan bütün emekler ötesinden sönük bir izmarit gibi çıkıyor. İnancımın beni mağdur etmesi dahi muhtemel. Prizmada kaybolma ihtimaline gönlüm razı değil. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Canan:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Bu ne metanet kuzum. İçini ferah tut. Allah büyüktür. Yüzünü bilmeyen izini kaybeder. Ben her gün aynaya bakıp kendime gülmekteyim. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Can:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Çarşafa dolanmış Hintliler gibi oldum. Yoldun yoldun kuş ettin beni. Hay Allah seni cennetine hapsetsin. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Canan:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Kuş dedin de aklıma geldi. Yaşam dediğin zirveye niyetlenip yerin dibinden filizlenen dik bir yokuştur. Bir basamak yukarıdayken gerçekten, hakikaten, bilâ-tereddüt bir basamak yukarıdasındır. Her makamın manzarası nev-i şahsına münhasırdır. Henüz kulenin kapılarını araladın, zirveyi düşlemek için biraz erken değil mi? &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Can:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Üzerine yoğurt döksek tadından yenmez haldesin. Sağında ‘k’sı eksik bir kase ’mantı’ ya benziyorsun. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Canan:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Hem teslim tevekkülü doğurur. Biliyorum ki nefis istemek, beyin düşünmek, kalp hissetmekle emrolunmuş. Hepsini bir kazanda kaynat ki iradenle kepçeleyip kepçeleyip servis edesin. Umulur ki girdiğin kapı yüzüne kapanmaz. Ardından sürgülenmedikçe dışarıda dahi kalsan bir yolunu bulur yine girersin. Sende bu ışığı görüyorum. Potansiyel vardı, mültimedyaya boğuyordun kendini. İyi işler çıkacak gibi senden. Rahat ol. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Can:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Bir yük gemisi olsan bandıran deniz, yükün peynir olurdu. Bol peynirli sıcak gözlemeye benziyorsun. Özlemek nedir bilmiyorsun. Daha Pazar olmasına bir asır var. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Canan:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Dilin altında benden bakla saklamak parkta takla atarak ip atlamak gibidir, yorulunca önüme düşersin. Dinle hele. &lt;em&gt;''Günlerden bir gün okyanusun suyu bitmiş. Yeryüzündeki bütün kumlar gelip demiş ki: Ey okyanus! Tüm kalbimizle içindeki boşluğu doldurmaya hazırız. Okyanus ‘olmaz’ demiş. Dibim delinse dökülür gidersiniz. Sonra hava gelmiş arz etmiş: ‘Ey okyanus! Bütün hücrelerimle ciğerine dolmaya hazırım’ demiş. Okyanus düşünmüş ve cevap vermiş. ‘Nefesim kesilse uçar gidersin’ Olmaz demiş. Sonra ağlamaklı yüzü yerde özlem gelmiş demiş. ‘Ey okyanus, gezdim dolaştım kimseler beni kabul etmedi. İzin ver kucağına kıvrılayım’. Okyanus birden heyecanlanmış. ‘Küçülsen yağmur olur başıma damlarsın, büyüsen dalga olur dışıma taşarsın. Benim boşluğum senden başkasıyla dolmaz. Gel hadi''&lt;/em&gt; demiş. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Can:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Bulut olsan şimdi gözlerimde olurdun. Avucumdaki damlaya benziyorsun. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Canan:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Aman sende ne sulugöz çıktın. Birde rüyadayım diyorsun. Sanırım rüyandaki bir karaktere göre çok gevezeyim. Sende bir anda sus pus oldun. Yazmak ve paylaşmak istemiyorsan saygı duyarım. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Can:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; E dinlemedeyim. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Canan:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Bak sen, vaiz mi sandın beni? &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Can:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Neyse Canan, muhabbetine doyum olmuyor. Müsaade istesem? Bir partiye katılmam gerekiyor da… &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Canan:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Hayrola kim öldü? &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Can:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Ölü diri yok. Memleketten anam cevizli baklavayla Antep fıstığı göndermiş. Çayla harman edeceğiz. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Canan:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Boğazından geçecek mi? &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Can:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; E buyur gel, kapımız açık. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Canan:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Afiyet olsun. Dışarı çıkıyorum ben de. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Can:&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; Peki, Allah’a ısmarladık. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#666666;"&gt;Canan:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Aaa ışık açık, düğmeye basıyorum kapanmıyor...&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-7916780810893911091?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/7916780810893911091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/can-iinde-canan-varm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7916780810893911091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/7916780810893911091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/can-iinde-canan-varm.html' title='Can İçinde Canan Varmış'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-2985563714962715632</id><published>2008-06-03T23:59:00.008-03:00</published><updated>2009-12-12T15:54:39.679-02:00</updated><title type='text'>Çaça’nın Mektubuna Cevap</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;“Bir insanı tanımanın en güzel zamanları ilk günlerdir bence her kişi önce sonsuz engin bir deniz gibi gözükür gözümüze, ama tanıdıkça ulaşmak istediğinizi zannettiğiniz kara görünür... Oysa güzel olanı kişinin içindeki denizde çırpınmaktır, onun hayatında boğulmadan yüzebilmektir. Ya boğulursun... Ya karaya ulaşırsın... Ama ben karaya ulaştıktan sonra hayal kırıklığı yaşamaktansa boğulmayı tercih ederim... Varsın tanıyamadan güzel zamanlar yaşamış olalım... Tanıdığımda küçük bir adada hapsolacaksam okyanusta harap olayım derim...”&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;İçimizdeki denizin derin sularında kaybolan, yitirilen bir başka dünyanın en sedasız kelimeleriyle sesleniyorum. Aslında o biriken dalgalar öylesi şefkatli idi ki değil kıyıları tokatlamak, ince kumlarıyla bir prensesin pürüzsüz tenini andıran sahillere yumuşak dokunuşlar gönderiyordu. Dalgalarla mücadelen korkan hiç kimse bu denizde kulaç atamazdı elbet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21. yüzyılın döngüsel artıklarının boşaldığı bataklıkta yaşama mücadelesi verirken sığındığımız kayacıkları birer mabet yapıp sevgi kırıntılarıyla iktifa ediyorduk. Oysa denizler dolusu sevgi tılsımı yüklü yaratılmıştı her yürek. İnsan bilmediğine karşı hep temkinli olur. Güvenlik problemi had safhada, ellerin ellerine teslim olmaktan ne kadar ürker olmuştuk. Kaçak yaşantının kapılarının bunca dövülmüş olmasının hikmeti bu olsa gerek. Kendimizden, sevmekten ve sevilmekten korkar olmuştuk. Hayal kurmaya dahi öylesi yabancılaşmıştık ki elimizin ulaştığı yerden, gözümüzün gördüğü ufkun sınırından bir adım ötesine geçemiyordu hiçbir düşünce. ‘Ama’lar üzerinde çelik çomak oynayan âmâlar idik. O günler için bundan daha ılımlı bir tabir düşünemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamak mı? İki kelime olmuştu bizim için: Haz ve madde! Toplum jürilerinin değer yargıları içinde yakınlık-uzaklık gelgitlerinde mesanelerimizi şişirir, çıngıraklı çılgın bir yılan gibi zehir kusardık her akşam. Adeta başıkabak her sözcüğe takke niyetine derin umursamazlık örgüleri giydirirdik. Bıkmadan usanmadan tekrar be tekrar kutsanmış şarap yudumlar gibi mantık hoşafına kaşık sallardık. Her gün bir başkasının kıstası altında kendimizi kaybeder ve öyle de güzel kandırarak her şeyin yegâne yönlendiricisi tahtına bağdaş kurar, sıra gecesi havasında gıcırdayan beşik gibi bir öteye bir beriye sallana sallana etrafı seyre dalardık. Yataktan kalkar kalkmaz maskelerimizi takıp ‘bugün kimin kriterleri’ sorusunu kendimize sorar kimseler görmezken ayna karşısında şişer de şişerdik. Eli kalem tutan bir kâtip edasıyla parmaklarımızı şapır şupur yalayıp sarışın bir defterin yapraklarında sıkıntılar harmanının muhasebesini yapardık. Ve şairin ifadeleriyle;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Her gece bin bir duyguyla etrafı süzerken&lt;br /&gt;Ümit inkisarına sebep hep yapayalnız&lt;br /&gt;Ne çığlıklar duyarım böyle yalnız gezerken&lt;br /&gt;Çevre alacakaranlık dört bir yanım ıpıssız&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;demekten kaçar, kendimizi ‘‘Ömer Hayyam’larla’’ sarmaş dolaş bulurduk. Her sarhoş gibi çakırkeyif halde omuz omuza yürürdük bazen sokaklarda. Ümitsizliğimize atfen ‘sıkıldım yaşamaktan’ naraları savurur, kelime hörgücüne binmiş dilsiz develer gibi uçsuz bucaksız sefa çöllerine atardık kendimizi. Denizlerden kaçarken sahralarda susuz kalır ve kan emerek hayatta kalma mücadelesi verirdik. Bunca derd-i maişet ve dünyalık meşgale arasında sevgiden sadece söz etmekle yetinir ne kadar çok sevdiğimizle övünmeyi vazife bilirdik. Bize göre en sevgili dahi biz idik. ‘Ben’ ve ‘Sen’ler havada uçuşurken ‘O’na asla sıra gelmezdi. Bir günden bir güne kendimizi hiç kabullenmemiştik oysa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serzenişlerimizi dile getirirdik sanatlarımızda. Her zaman suçlu birisi muhakkak bulunurdu. Sevmenin suç olmadığını bilirdik ama sevmemenin günah olduğuna aklımız ermezdi. Seveni suçlamaz ama kullanır, sevmeyi denemeden evvel sevgiyi tüketirdik. Sancılarımız tutardı her gece ve melankoli krizlerinde sarsılmalar yaşardık. Altı üstü bir sevgi şırıngası vurmakken dertlerimizden sıyrılmanın yolu biz acı çekmeyi yeğlerdik. Adeta acıdan doğardık her sabah ve gece acının beşiğine yatardık yeniden. Aslında bizler de birer kurt adamdık. Gündüzün mayışık kedileri, gecenin yılışık kurtlarıydık. Kimse bizi farketmezdi; çünkü herkes aynı telden çalardı. Herkes dışında birileri olduğumuzu varsayar, kadimden beri her dizimize vuruşta ‘&lt;em&gt;Ah ulan! Bir anlaşılmadık&lt;/em&gt; gitti’ derdik. Bu bizim tevatür derecesindeki tek bilinmezimizdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümit inkisarında yol alırken sendelemeler dikey düşüşleri takip eder, düştüğümüz yeis bataklığından kurtulmayı denemek yerine ‘&lt;em&gt;battı balık yan gider’&lt;/em&gt; özdeyişine kanca atar, denizin içindeki mercanlar, denizyıldızları ve denizkızlarını bırakıp bataklık sülüklerini kendimize dost edinirdik. Kaybolduğumuz çöllerde bir maşrapa su arar ve aslında çöllere bile kar yağdırırdık. Çöllere kar yağdığında güneşler dahi bizim için artık serap olurdu. Önce irkilir, sonra afallar ve bir adım ötesinde yine melankoli sancılarına tutunurduk. Mutlu olmayı hiçbir zaman bilemedik ve ellerin elinde medet diye tepinip durduk, derman deyip inledik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Derman arardım derdime&lt;br /&gt;Derdim bana derman imiş&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;diyenlere kulak tıkadık, görmezden geldik. Adeta hissetmekten yoksun, yosun bağlamış yorgun birer taş kütlesiydik. Derdimiz ‘sevgisizlik’ dermanımız ise sevmekti, sevemesek de sevmeyi denemekti. Bir damla baldıran zehriyle bir kazan çorbayı zehirlemekte ne kadar ustaysak bir damla sevgi mayasıyla bulanık bir denizi berraklaştırmakta o kadar ameleydik. Nefret dağlarımıza yağan karları eritmeyi bir türlü beceremedik. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Gece sürüp gidemez şafak söktükten sonra&lt;br /&gt;Kar buz böyle kalamaz cemre düştükten sonra&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Karşısında bir dünya dururken dünyaya meydan okuyabilen kaç kişi vardır? Kaç kişi vardır onca aksakalına rağmen bastonsuz ayakta durabilen? Gecelerimizden, uykularımızdan uyanmanın vakti gelmedi mi hala? Bir külahtan tavşan çıkarmamız istenmiyor ya! Bu kadar zor mu bir yürekten sevgi çıkarmak? Uzakta dahi olsak, yeni bir ümidin doğduğu her sabah aynı vakitte merhaba demiyor mu bize güneş? Yüz ile sırt arasında döndürmemiz gereken kaderin çemberi değil mi? Renkler içinde yeşilden kaçışımızın hikmeti nedir? Maviler ve yeşiller hayatımız değil mi bizim. Hayatımızdan neden kaçarız. Neden her sabah hayata veda eder ve &lt;em&gt;‘beni intihar ettiler’&lt;/em&gt; sözünün arkasına saklanırız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağlardan sökün edipte ırmaklar gibi coşkun bizi karşılayan sevgiye kucak açmak varken sırt dönmek… Sevgi selinde boğulmak varken bataklıkta yaşama mücadelesi vermek… Ay ışığının güzelliğini seyre dalıp besteler yapmak… Yakamozlardan bulutlara yol bulup sek sek oynamak. Yıldızların sırtından kayıp dilek tutmak… Güneşin şuleleriyle bezenmiş gökkuşağının gergefine sevda türküleri işlemek… Filizlere şehrayin olup mesut olmak, nizam-ı âleme teslim olmak, aklının iplerini salıvermek ve cemal-i beşerde kendi güzelliğini seyretmek. Çillere şiir yazmak, ayva tüylerinden gökdelenler inşa etmek… Hepsini bize yaptıran o mübarek baharda kalbinin içindeki tohumu yeşertme düşüncesi değil mi ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Bir insanı tanımanın en güzel zamanları ilk günlerdir bence her kişi önce sonsuz engin bir deniz gibi gözükür gözümüze...’&lt;/em&gt; İlk günler hep geride kalır birkaç gün sonra. Elbette denizler de kurur. Sonra içimizdeki denize döneriz. İçimizdeki denizde yaşamak mı daha kolaydır yoksa karaya çıkmak mı? Mavinin sevgilisi deniz, denizin sevgilisi mavi içimizde hala yer etmedi mi? Renk körlüğümüz geçmedi mi hala? Yoksa hislerimizi mi yitirdik? Kalbimiz atarmış gibi mi yapıyor? Halen karanlığa kan mı veriyoruz? Geç mi kaldık sevmeye? Yoklayın derim kendinizi. Sevebiliyorsanız yaşarsınız. Sevginiz sizinle birlikte denizde yaşar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul, 05.10.2006&lt;br /&gt;Deniz Yaşar&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;*‘Çaça’nın Yeşili Denizin Mavisi’ adlı kitabın önsözü &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-2985563714962715632?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/2985563714962715632/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/aann-mektubuna-cevap.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/2985563714962715632'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/2985563714962715632'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/aann-mektubuna-cevap.html' title='Çaça’nın Mektubuna Cevap'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-4742272963910678957</id><published>2008-06-03T00:13:00.007-03:00</published><updated>2009-12-12T15:42:11.374-02:00</updated><title type='text'>Özlemek Neden</title><content type='html'>Gözlerimde mercek gibi büyüyen, yüzyılı aşkındır yüzünde oyalanan o keyifli tebessümle ince bir katman gibi bütün kötülerle iyiler birbirinden ayrılır. Veda vakti sonrası sen gözden kaybolunca, az ilerde, hemen köşeyi dönünce içi kâğıt kırpıkları dolu yaş bir çuval gibi serilirim kaldırımlara. İçimden bir adım daha uzaklaşmak gelmez, gerisin geri dönmek isterim. Ne var ki ayağa doğrulacak takatim kalmaz.&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu hissediş, kutsal bir merasimde yaşanan en içli anların özütü gibi gözlerin yaşardığı anların küllüdür. Derin iç çekişlere matuf kolu-kanadı kırık bir halde ‘fe sabrun cemil’ der niyaz eder, muazzez bir vaktin yeniden tezahürü için boncuk gibi günleri saymaya başlarım. Vakitsiz, elim kapının tokmağına ilişir sonra pul gibi yere düşer. Sen bazen vakitsiz seslenirsin, gözlerim önüme yıldız gibi düşer. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Baş döndürücü koyu bir özlemle dünya avucumda pervane olmuşken gökcisimlerinden yazı tura atmayı dener, kapının tokmağını çalmak için bir işaret beklerim. Ansızın karşımda beliren saydam bir hayalet gibi sen öylece selam tokalarken donuk bakışlarla sus-pus oluşum, tadımdan yenmezliğim bu yüzdendir. Özlemek hem iyi hem kötüdür bazen.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2967777673984934768-4742272963910678957?l=denizyasar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=8ab00438c4150bc3&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denizyasar.blogspot.com/feeds/4742272963910678957/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/cheia-de-saudades.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4742272963910678957'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2967777673984934768/posts/default/4742272963910678957'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denizyasar.blogspot.com/2008/06/cheia-de-saudades.html' title='Özlemek Neden'/><author><name>Deniz Yaşar</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/_o6JJesMM9Rs/S-oIE0yxkMI/AAAAAAAABpU/1GAmWHtwALQ/S220/Goruntu(617)opy.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2967777673984934768.post-3599212237612271685</id><published>2008-06-01T23:34:00.002-03:00</published><updated>2008-06-01T23:39:23.889-03:00</updated><title type='text'>Ruhumun Yeşeren İklimi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Cihân-ârâ cihân içindedür arayı bilmezler&lt;br /&gt;O mahiler ki deryâ içredür deryâyı bilmezler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz akşamlarında yapraklar titreşir bütün çınar dallarında. Sokak lambalarında kelebekler oynaşır. Akşam koyuluğu çökmeden bir limana sığınırım. Tok sesiyle hazan borusu öter sokaklarda. Tellallar sürgülenir köşe başlarında. Ağlamaklı ayrılırım her seferinde yanından. Asker ocağında sayacak bir tezkereden dahi yoksunum! Hayalin yoldaş olur geceleri. Bazen kalkıp sana doğru yollanırım. An olur gecenin dördü sokaklarda demlenirim. Gözlerimden katiyen silinmez resmin. Yazdan kalma bir gölge içine saklanır, bir parke taşı bulur oturur, kulağımda ağrısız bir müzik; kabuk bağlar, hiçbir şey aklıma getirmez, öylece hüzünlenirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesten bir parça koparır, bir çocuğun Legolarıyla oynaması gibi alt alta üst üste dizer, kuleler, gökdelenler inşa ederim. Kimselerin bilmemezliği, üstüste binen korkular ve umursamazlığım arasında bir onun kapısından bir diğerinden insaf dilenirim. Gökten kurşun gibi iner dilekler, yâr deyip bir selam beklerim. Bakır bir levha üzerine olgun düşünce devreleri çizer, birlikte yürünecek bütün labirentlerin sonu selamete çıksın dilerim. Kalbin sesi, emin vasfına matuftur der, nazara verir. Yüzünde nur halkaları, tavaf edercesine başımda döner. Aklımda -akıl almaz- tevekkül kanatları açılır. Özgürlük ruhuma işlemişken adeta yeniden bir tutsaklık baş gösterir. İtiraz edemem. İlahi irade tecelli eder. Boyun büküp hükme rıza gösteririm. Fetret soluklu tarifsiz bir durgunluk peyda olur. Vücut ölür, ruh baki kalır derler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha bir kaç saat önceydi. Uzansam dokunacaktım. Cân içinde Cânan olup gitmiştin. Nerede olduğunun bir önemi yok; sen şimdi yoksun ya… Kayboluyorum. Zaman, aşınma emareleri göstermekte, koyu bir özlem çukuru içine gömülmekteyim. İnkâr etmek manasız. İlmik gibi çözülmekteyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayalen bir bayram gecesinin gölgesine uzanıyor, iki gönül arası kurdele düğümü atmak istercesine parmaklarıma dolaşan özlem liflerini eğirip, sicim yumakları yapıp, buradan uçursam gökyüzünde Avrasya’nın tamamından görebileceğin bir uçurtmanın kuyruğuna bağlıyor, kanatlarına okusan içini ısıtacak satırlar bindiriyorum. Bir aralık sanki kabz hali içinde öylesi bunalmışken tiryak g
